fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Saglik bilgisi

saglikli_yasam psaglikli saglikli sagligi,saglik sagligi,diyet,zayiflama,saglik,saglik

Şişmanlığa karşı diyet tedavisi

.fullpost{display:none;}




Şişmanlık, enerji alımının enerji tüketiminden daha fazla olduğu durumlarda, yağ dokusunun artışıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur. Diyet tedavisine başlamadan önce bireyin; yaşı, cinsi, vücut ağırlığı, eğitim ve aktivite düzeyi, sosyoekonomik durumu, çalışma koşulları, beslenme alışkanlıkları öğrenilmelidir.

Diyete başlarken ve belirli aralıklarla vücut ağırlığı ölçümü, kan basıncı, kan ürik asit, T3, T4, trigliserit, kolesterol, glikoz düzeyleri saptanmalı, bel/kalça, skinfold ölçümleri yapılmalıdır.

Diyet tedavisi; kişiye özel, anlaşılabilir, uygulanabilir olmalıdır. Tedavinin başarılı olabilmesi için;
- Bireyin zayıflamayı gerçekten istemesi
- Bilinçli ve sabırlı olması, tedavinin uzun süreceğini kabullenmesi
- Diyetisyeniyle iyi bir iletişim kurabilmesi ile.

Buyuk tehlike sismanlik GİDEREK YAYILIYOR .

.fullpost{display:none;}



GİDEREK YAYILIYOR

 


Şişmanlık, gelişmiş ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelirken, gelişmekte olan ülkelerde her geçen gün daha fazla kişiyi etkilemeye başladı bile. Şişmanlık, enerji dengesizliği hastalığı olarak kabul ediliyor ve kişinin belirli bir süre boyunca enerji alımının, enerji harcamasını geçmesiyle meydana geliyor.

 


Şişmanlığın riskinin fazla yağın vücut içinde dağılımıyla da ilgili olduğunu belirten Prof. Dr. İlkova, ‘‘Fazla yağ kalça ve uyluk kısmına (jinoid tip ya da armut tipi) yerleştiğinde, üst ve vücut karına (android tip ya da elma tipi) yerleşmesine göre daha az risk oluşturuyor. Şişmanlık riski, fazla yağın vücudun merkezine ve iç organların çevresine dağıldığı zaman daha da belirginleşiyor’’ diyor.

 


Şişmanlık gelişimiyle ilgili 20'den fazla gen bulunduğunu belirten Prof. Dr. İlkova, ‘‘Genlerin kişilerin yağlı besinlerle beslenme gibi uygun ortamlarda şişmanlık eğitilimlerini artırdıkları düşünülüyor’’ diyor.

Şişmanlığa Neden Olan Risk Faktörleri

.fullpost{display:none;}

Şişmanlığa Neden Olan Risk Faktörleri

    Fiziksel aktivite
    Beslenme alışkanlıkları
    Yaş
    Cinsiyet (Kadın)
    Irksal faktörler
    Eğitim düzeyi
    Evlilik
    Doğum sayısı
    Sigarayı bırakma
    Alkol
    Psikolojik bozukluklar
    Metabolik ve hormonal bozukluklar

Şişmanlık gençler arasında "bulaşıcı mı?" Haber

.fullpost{display:none;}

* Oğlu aşırı kilolu olan anne hakkında soruşturma
* İngiliz çocuklar da obezleşti
* Aşırı kilo pankreas kanseri riskini artırıyor
* "Zayıflar obezlerden de az yaşıyor"
* Evlilik göbek yapıyor!

ABD'de yapılan yeni bir araştırmaya göre, şişman arkadaşı olan gençlerin kendilerinde de bir süre sonra kilo problemi görülüyor.

Ekonomi ve İnsan Biyolojisi adlı dergide çıkan araştırmanın sonuçlarına göre, gençlerin kendi kiloları ile en yakın arkadaşlarının kiloları arasında bağlantı bulundu.

5 bin genç üzerinde 2 yıl boyunca yapılan araştırmada, bu durum "taklitçi şişmanlık" olarak adlandırıldı ve sorunun yakın arkadaşların birbirlerinin alışkanlıklarını taklit etmesinden kaynaklandığı kaydedildi.

Hawaii Üniversitesi'nden araştırmayı yapan uzmanlar, gençler arasındaki dostlukların, şişmanların birlikte takılması gibi, kiloya göre kurulma eğilimi gösterdiğini de belirttiler. Uzmanlar, bu çalışmalarına bakarak, şişman gençlerin kilo almalarında arkadaşlarını etkileyip etkilemediği ya da gerçekten şişman gençlerin birlikte takıldığına dair sonuca varamayacaklarını kaydettiler

Biyoenerji Tedavisi

.fullpost{display:none;}

Biyonerji son günlerde populeritesini arttırmış bir tedavi alternatif tedavi şeklidir. Hemen hemen her türlü hastalığın tedavisinde kullanılmakla birlik te en çok psikiyatrik hastalıklarda kullanılmaktadır. Çünkü psikiyatri tüm hastalıkların temelinde olan stresle bağlantılıdır ve stres bütün hastalıkların ortak oluşum sebeplerindendir.

Biyoenerji Tedavisini Kimler Yapabilir

Biyoenerji tedavisini herkes yapamaz. Öncelikle anatomi bilgisine sahip olması lazım, konuyla ilgili bir meleke kazanması gerekir. Ayrıca biyoenerji konusunda eğitim almış olması gerekir

Doğrudan doğruya biyo enerji uzmanı olan, bu işin eğitimini olmayan insnalar da bazen biyo enerji tedavisini yaptıklarını iddia edebilmektedir. Ancak bu tedavi kesinlikle uzman bir biyo enerji uzmanının tedavisinin yerini tutamamaktadır ve kalıcı olmamaktadır.

Biyoenerji Yan Etkisi

Biyoenerjinin yan etkisi bulunmamaktadır. Bu tedavi vücuttaki kötü enerjiyi almak üzerine kurulduğu için ancak tedaviyi yapan kişiye zarar verebilir. Eğer tedaviyi yapan kişi uzman değil ise üzerindeki kötü enerjiyi atamayacağı için problem çekebilir. Veya bu kötü enerjiyi yine başka bir biyoenerji uzmanına başvurarak atması gerekecektir.

Biyoenerji ve Medikal Tedavi

Biyoenerji tedavisi hastalığın çeşitine değişebilmekte ancak kesinlikle biyoenerji tedavisi ile hastalık teşhisi konulmamalıdır. Öncelikle medikal bir tanı koyma yöntemi ile hastalık teşhis edilmelidir. Ardından medikal tedavi başlamalıdır. Biyo enerji tedavisi sadece medikal tedaviye destek olarak uygulanmalıdır.

Medikal tedaviyle birleştiğinde yüzde yüze kadar netice vermektedir ancak modern tıbbın koyduğu kaideler dışına çıkılmamalı ve modern tıb ile birlikte götürülmelidir.

Biyoenerji modern tıbbın yerini tutmayıp tamamlayıcı tedavi olarak kabul edilir. Medikal tıb ile birlikte götürülmelidir. Ancak eğer tıbbın yapacağı bir şey kalmamış ve tıbben tedavi edilemez kabul edilen vakalarda, devreye biyoenerji tedavisi girebilir.

İdeal Kilo Hesaplama

.fullpost{display:none;}

İdeal kilo kişiden kişiye değişiklik göstereceği için net rakamlar vermek doğru değildir. Ancak ideal kilomuzu boyumuzun kilomuza orantılı olup olmadığı hakkında fikir edinip, ideal kilomuzu belirleyebiliriz. Bunu da Beden Kitle Endeksi ile bulabiliyoruz.

Beden Kitle Endeki

Beden Kitle Endeksi; ağırlığımızın, boyumuzun karesine bölünmesiyle ortaya çıkar. Kilomuz bu çıkan değere göre sınıflara ayrılıyor: Zayıf, normal, fazla kilolu, şişman ve obez olarak kategorize ediliyor.

Beden kitle endeksi 18,5 un altında olanlar zayıf kabul edilmektedir. Bu zayıflık beraberinde bir takım rahatsızlıkları da getirir. 19 - 25 arası değerler normal olarak kabul ediliyor. 25 - 30 arası fazla kilolu, 30 ve üstü ise obez sınıfına giriyor.

İdeal Kiloyu Etkileyen Faktörler

Aynı yaştaki iki kişi için aynı kilonun ideal olduğu düşüncesi yanlıştır. Bunu vücut-yağ analizi belirler. Aynı yaşta aynı bireysel özelliklere sahip olan iki kişinin farklı yağ oranlarına sahip olmaları, birinin zayıf diğerinin ise daha kilolu gözükmesine sebep olabilir. Yani yaş ve boy haricinde vücudumuzdaki yağ ve kas oranları da önemli bir etkendir.

Kas ideal kilo hesaplamaların da önemli bir unsurdur. Kas denildiğinde aslında bunun içine iç organlar ve kan da dahil edilmelidir. Su kütlesi de ideal kilo belirlenmesinde önemli bir faktördür.

İdeal kilo hesaplamalarında son beş yılda ulaşılam maksimum ve minimum kilolar dikkate alınır. Kişinin ciddi bir rahatsızlığının olup olmadığı de önemli bir faktördür. Kilo-boy-yağ oranı, daha önce yapılmış diyetler dikkate alınarak bir beslenme uzmanı tarafından bireye özgü ideal kilo belirlenir.

İdeal Kilonun Üstü

İdeal kilosunun üstünde olanlar vücut yağ dağılımına dikkat etmelidirler. Yağların vücudun hangi bölgelerinde yoğunlaştığı tespit edilmeli. Bel çevresinde ise: Kalp, damar hastalıklar diyabet, yüksek kolestrol, metabolik sendrom gibi problemlere yol açabilir. Bu nedenle bel bölgesindeki yağlanma çok önemlidir.

İdeal Kilonun Altı

Eğer kişi çok düşük kilolu ise, sağlık sorunu olmasa da mutlaka beslenme diyet uzmanı ile ideal kilosuna ulaştırılmalıdır. Kişi kilo almak istemediğinden sağlıksız seçimler yapagilir; bu nedenle uzman bir beslenme uzmanı tarafından beslenme düzeni gözden geçirilmeli ve sağlıklı kilo alması için uygun yöntem belirlenmelidir.

Kilosu, ideal kilosundan az olanlar beslenme uzmanına başvurdukları gibi, kendileri de aralarda yağlı seçimler yapabilirler. Yağ tüketimini, karbon hidrat tüketimini artırabilirler. Kilo almak için bu ara öğünler ana öğünler gibi yenmeye başlanabbilir.

Tabi bu arada yine de egzersizi aksatmamalıdırlar. Kalori alırken anlamsız bir şekilde yağlanma olmaması vücut yağ dağılımı düzgün olması için egzersizi de aksatmamalıdırlar.

Aşırı Zayıflığın Zararları

Aşırı zayıflık bağışıklık sisteminin düşük olmasına, hastalığa daha kolay yakalanmaya ve geç iyileşmeye sebep olur. Bu kişilerin depoları yeterince dolu olmadığından birt nevî hastalığa davetiye çıkarmış olurlar. Vücut direnci azalır, kronik yorgunluk halsizlik oluşur bu da sosyal yaşamı olumsuz etkiler.

Bu tür durumlarda mineral, vitamin takviyesi yapılaabilir. Tüketilen besinlere dikkat edilmelidir. Az az fakat sık sık beslenerek hem aşırı kilo alma engellenir hem de sağlıklı beslenme ile bağışıklık sistemi kuvvetlendirilebilir.

Doğal Bypass - Pompa Tedavisi

.fullpost{display:none;}
Doğal Bypass tedavisi, diğer adıyla pompa tedavisi bel aşağısına uygulanan özel bir masajla kalpteli kan akışını rahatlatmayı ve damarları genişletmeyi hesefleyen bir tedavi yöntemidir. Kalbin atışıyla paralel ritmik uygulanan derin masajla kalp fonksiyonları güçlendirilir ve kan dolaşımı rahatlatılır.

Diğer yöntemlere göre avantajları kansız olması, risksiz ve kolay bir uygulamayla gerçekleştirilebilmesidir. Kalbin ve tüm organların kanlanması, kalp fonksiyonlarının düzelmesi ve kan dolaşımının güçlendirilmesi tamamen doğal bir yolla gerçekleştirilmektedir.

Yurdışında uzun yıllardır uygulanmakta olan bu tedavi Externel Counter Pulsation (ECP) olarak bilinmektedir. Ayrıca sporcular için, spor faaliyeti sonrası yorgunluğu geçirmesi ve ertesi gün daha zinde olabilmesi için uygulanabilmektedir.

ECP Nasıl Uygulanır

Sırt üstü yatan hastanın baldır, uyluk ve kalçalarına basınçlı hava ile şişebilen lastik torbalar yerleştirilmekte ve üzerine kumaş kaplanmış sargıalr sarılmaktadır. Elektrokardiyogram ve ECP bilgisayarının aygıtı yardımıyla torbaların, kalple senkronize bir şekilde vücuda basınç uygulaması sağlanır.

Ağrısız bir tedavidir. Hastalar tedavi sırasında, kitap okuyabilir, televizyon izleyebilir. Günde 1-2 saatten toplam 35 saatlik bir tedavi sürecidir. Hastalar 1-2 saatlik tedavi ardından evlerine gidebilirler.

Faydaları Nelerdir

  • Koroner damarları genişler.
  • Bağlantı Damarları açılır.
  • Yeni, küçük kılcal damarlar oluşur.
  • Kalbi besleyen koroner damar ağı zenginleşir.
  • Kansız damarlandırma sağlanmış olur.
  • Önceden kalbin daha az kan alan bölglerine kan akışı sağlanır.
  • Ani bir tıkanmadan kalp kasında oluşacak hasarın daha hafif olmasını sağlar.

Sadece Kalbe Mi Faydalı

Kan dolaşımının güçlendiriliyor olması sadece kalp için değil diğer tüm organlar için faydalıdır. Bunların başına beyin, göz ve kulak gelmektedir. Ayrıca cinsel iktidarsızlığı da tedavi edebilme özelliğine sahiptir.

Kimler İçin Sakıncalıdır

Ciddi kapak hastalığı olan, aort yetersizliği olan, ortada ciddi genişleme olan, bacak atardamarlarında ciddi daralma olan, bacak toplar damarlarında pıhtı olan, ciddi kan hastalığı ve kanama eğilimi olan hastalarda, hamilelerde ve hamilelik ihtimali olanlarda uygulanması sakıncalıdırç

Yan Etkileri Var Mıdır

Hasta seçimine dikkat edilmesi ve tedavinin titizlikle uygulanması halinda ciddi bir yan etki görülmemektedir.

Bu tedavi ülkemizde Prof. Dr. Günsel (Şurdum) AVCI tarafından uygulanmaktadır.

Su Orucu

.fullpost{display:none;}

Ülkemizde yeni yeni duyulmaya başlayan su orucu, sadece su içilerek kilo vermeyi amaçlayan bir diyet yöntemidir. Kilo verdirmesinin yanında bir çok hastalığı da tedavi edebilmesi insanları bu yönteme yönlendiriyor. Yurt dışında uzun zamandır ''water fast'' adında kliniklerde uygulanan su orucunu biz de sizler için araştırdık. Peki su sorucu nedir ne işe yarar şimdi bunu öğrenelim:

Su Orucu Nedir ?

Öncelikle su orucunun sadece zayıflamak amaçlı yapılmadığını vurgulamakta yarar var. Su orucu kilo verdirmesinin aynında bir nevi detoks görevi görerek vücudu toksinlerden, genetiği oynanmış ürünlerin zararlı etkilerinden de arındırıyor. Yılda en az bir kere yapılan ve değişmekle birlikte ilk yıl 21 gün uygulanan su orucu bu süre boyunca saat başı su içilmesi ile gerçekleştiriliyor. Ancak kesinlikle doktor kontrolünde gerçekleştirilmeli ve gün gün çeşitli ayrıntılarının olduğu ve bu ayrıntılarının da kişiden kişiye değiştiği unutulmamamlıdır.

Ülkemizde yeni yeni tanınan su orucunun sadece bir tane uzmanı var ki o da Özbekistan'lı Aidin Salih. Kendisi Ukrayna'nın Ligansk şehrinde tıp kolejini bitirmiş ve Taşkent Devlet Üniversitesi Biyoloji Bölümünde yüksek öğrenim görmüş. Doktor ünvanı olmamasına rağmen kendini su orucu konusunda geliştirmiş ve bu yöntemi ülkemize getirmiştir.

Su Orucu Nasıl Yapılıyor

Su orucu saat başı su içilerek yapılıyor ama daha önce de belirttiğimiz gibi çeşitli ayrıntıları var. Örneğin ilk yıl 21 gün yapılıyor iken daha sonraki yıllar sayı 17- 15 şeklinde düşüyor ve ideal kilonuza geldiğiniz de 10 günlük su orucu yeterli oluyor. Yalnız ilk yıl yapacağınız su orucunun kaç gün olacağı kişinin bünyesine göre değişebilir. Dolayısıyla bunlar kesinlikle bir uzman ile birlikte belirlenmeli ve takip altına alınmalıdır.

Saat başı su içilerek yapılan Su Orucu, kişinin bünyesine göre değişen çeşitli ayrıntılara sahip. Ülkemizde Aidin Salihin kontrolü altında Su Orucunu uygulamış olan Münir Arıkan aşağıdaki yöntemi izlemiş:

1. gün sadece ham, pişmemiş meyve ve sebze yenebiliyor. Akşam 1 kaşık ingiliz tuzunu bir bardak suda eriterek içiyorsunuz. Bu özel tuzlu su bağırsaklarımızı temizliyor ve su orucunda çok önemli bir aşamayı teşkil ediyor. Bu uygulamayı alternatif olarak eczanelerden alabileceğiniz lavman seti ile de yapabilirsiniz. Tabi bu sizin tercihinize kalmış bir alternatif yöntemdir. Lavman uygulaması da bağırsakları temizlemeye yönelik diğer bir yöntem olup özel bir sıvının anüsten bağırsaklara alınması ile bağırsakları temizleyen bir yöntemdir.
Bağırsak Temizliğinin Önemi, bağırsak iç bölgesinde zifte benzer oluşumlar, batın bölgelerinde (gövdenin göğüs ve pelvis kısmı arasında kalan bölümü) kirlenme, kısmi zehirlenme ve toksit birikintisi sebebiyle enfeksiyonlara sebebiyet veriyor ve vücut hararetini artırıyor. Beslenmek bağırsak iç kanalı vasıtasıyla gerçekleşir. Oradaki kılcal emici uçlar sayesinde besinlerden gerekli maddeleri alırız. Bağırsakların temizlenmesi ile bu işlemin minimum kayıp ve yüksek kalitede yapılması sağlanıyor.

2. gün sabah, iki limon sıkıyorsunuz ve 1 litre suya 2-3 kaşık kaliteli bal karıştırıp ikinci gün ve sonrasında her sabah bu limonatadan yarım çay bardağı içiyorsunuz. Sonraki bir saatten itibaren saat başı bir bardak su içiyorsunuz. Yani günlük 2-3 litre su içmiş oluyorsunuz.

Her 4. günde Lavman seti veya İngiliz tuzu ile bağırsak temizliği yapıyorsunuz.
Su orucunu uygulayan Münir Arıkan şöyle söylüyor: ''2006 Mayısında alerji astımım iyice azmış, her gün iki-üç hap ve geceleri sadece spreyle nefes alıyor ve çok sıkıntılarla hayatıma devam ediyordum. Kilom da üç haneli rakamlara çıkmıştı. Üç yıldır su orucunu uyguluyorum ve bu yıl yaptığım su kürü geçen hafta bitti. Her saat başı su içerek 25 gün geçirdim ve tam 22 kilo verdim. Çok memnunum ve üç yılda tüm hastalıklarımdan kurtuldum.

Su Orucunda Nelere Dikkat Edilmeli

Sadece su orucu ile yetinmiyor sabah ve akşam 2 km yürüyorsunuz. Bu süreçte çok hızlı kilo verildiği için metabolizma yavaşlıyor. Metabolizma hızı 1/3 oranında düşebiliyor. Bu da örnek olarak vücudunuzun oruçtan önce günde 2400 kalori yakabiliyor ise bu rakamın 800 lere düşeceği anlamına geliyor.

Bu sebeple metabolizmayı hızlandıracak etkin spor faaliyetleri ayrıca uzman tavsiyesi ile oluşturulacak bir beslenme düzeni oluşturulmalı ve ilave metabolizma hızı artırıcı destekler (eczane veya diyetisyenlerden temin edilebilir) alınmalıdır. Bu yapılmadığı taktirde verilen kilolar tekrar alınacaktır. En azından spor aksatılmamalıdır; düzenli ve devamlı olmalıdır.

Beyin Olarak Hazırlık

Su orucunun bir boyutu da mentaldir. Yani eğer kendinizi bu sürece beyin olarak hazır hissetmezseniz sıkıntı çekebilirsiniz. Dolayısıyla iradenizi bu yönde güçlendirerek tam olarak kendinizi hazır hissetmeli ve bu yöntemin faydasına kendinizi ikna etmelisiniz.

İlk üç gün ufak baş ve ayak ağrıları olabilir. Bu durumda zeytinyağı ile vücut masajı iyi gelecektir.

Bitkisel Kanser Tedavisi

.fullpost{display:none;}

Alternatif Tıp alanına giren bitkisel tedavi bugün hemen hemen her hastalığın tedavisinde destekleyici nitelikte kullanılmakta. Bu hastalıkların başında da kanserler geliyor. Bir çok defa bitkisel yollarla kanserini yenmeye çalışan ya da tıbbi tedavisini destekleyen kişilere rastlamışsınızdır. Biz de sizin için bu konuyu biraz araştırdık...

Bitkisel Tedavinin Amacı Nedir ?

Esasta amaç, kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır. Her tedavi yönteminde olduğu gibi sağlıklı yaşama dönme ilk amaçtır. Ancak ikincil amaç yaşam süresinin uzatmak ve rahat yaşamın devamını sağlamaktır.

Amaç kanser hücrelerini yok etmek ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektir. Böylece vücudun kanser hücrelerine karşı savunma mekanizması güçlendirilmeye çalışılır.

Tıbbın Önemi

Bu alanda ihstisas yapmış doktorların çizecekleri rota her zaman için bir ana yol olarak kabul edilmeli ve o yoldan sapılmamalıdır. Sonuçta bitkisel tedavinin misyonu tıbbi tedaviye destek olmaktan başka birşey değildir.

Bu sebeple doktorun önereceği radyoterapi ve/veya kemoterapiye dikkat edilmelidir. Tedavi aksatılmadan yerine getirilmeli ve bitkisel tedavinin sadece bir tamamlayıcı olduğunun bilincinde olunmalıdır.

Doktorunuzla İletişim Halinde Olun

Piyasada bir çok bitkisel tedavi amaçlı üretilmiş alternatif ilaçlar bulunmakta. Kanser tedavisinde pek iddialı söylemlere sahip olan bu tür alternatif yollara her zaman ihtiyatlı yaklaşmakta fayda var. Bu noktada önerilmesi gereken doktor ile iletişim halinde olunması gerektiğidir.

Artık doktorlarımız da alternatif tıbbın, bitkisel tedavinin, doğal destekleyici uygulamalarının öneminin farkındalar ve onlar da bazen verdikleri tedaviyi  bir takım alternatif tedavi yolları ile destekliyorlar. Doktorunuzla konuşun, mümkünse kullanmayı, uygulamayı düşündüğünüz bitkisel tedaviyi doktorunuza anlatın ve onay isteyin.

Moralinizi Her Zaman Yüksek Tutun

Tıbbın destekleyicisinin bitkisel tedavi olduğunu söylemiştik. Moral yüksekliği ve hayata pozitif bakış da bu iki tedavinin destekleyicisidir. Kanser tedavisinde moral yüksekliğini yabana atmayın. Kanseri yenmiş olan insanlarla konuşursanız moral yüksekliğinin ve yaşama sevincinin bu başarılarında ne kadar büyük bir rol oynadığını kendilerinden de duyabilirsiniz.

Kanser ve Ozon Tedavisi

Öncelikle ozon tedavisi ile ilgili yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. Bildiğiniz gibi ozon tedavisi son zamanların en populer tedavilerinden biridir ve bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Bunlardan biri de kanserdir.

Ozon tedavisinin amacı kanı oksijenle temizlemektedir. Kanser hücreleri de bol oksijenle ortam da yaşayamaz. Mutlaka oksijen tedavisi yaptırmanızı öneriyoruz. Böylece kanser hücrelerinin yaşama alanı daralacak ve kanser tedavinize destekleyici etki yapacaktır. Tabi tüm bunları doktorunuzun önerisi ve gözetimi dahilinde yapmanız gerektiğini unutmayınız.

Ayrıca oksijeni bol ortamlarda yaşamak da kanserle mücadele de olumlu bir etkiye sahiptir. Ülkemizde Datça ve Kaz Dağları bu konuda başı çekmektedir.

Hepinize sağlıklı ve uzun bir ömür dileriz.

Ömrüne Sağlık'ı Nasıl Takip Edebilirsiniz ?

.fullpost{display:none;}

Ömrüne Sağlık tüm hızıyla sağlıklı yaşam konusundaki paylaşımlarını sizlerle buluşturmaya devam ediyor. Güncel içerik ve
güvenilir yazılarla karşınızda olmaya bu yaz da devam edeceğiz. Bizi takip etmenizi ve bizzat tecrübe ve görüşlerinizi bizimle paylaşmanızı istiyoruz.

ÖmrüneSağlık'ta Bu Yaz:

  • Yaz aylarına has rahatsızlıklar, bu rahatsızlıkları önleme ve tedavi yolları

  • Yaza özel diyetler, zayıflama yolları ve formda kalmanın sırları

  • Alternatif tıbbın mucizeleri ve doğal yaşamla sağlıklı bir ömrün formülleri

  • Güzellik ve bakım ipuçları, doğal güzellik yolları ve alternatif uygulamalar

  • En son sağlık haberleri, son teknoloji tedavi tanıtımları

  • Ayrıca yaza özel yarışmalar ve dereceye girenlere hediyeler

Hepsi bu yaz www.omrunesaglik.com'da olacak. Yapmanız gereken tek şey bizi takibe devam etmek.

Ömrüne Sağlık'ı Nasıl Takip Edebilirsiniz ?

1. Eposta Bülten Aboneliği
Sitemizi Eposta aresinize yollayacağımız günlük bültenlerle takip edebilirsiniz. Yapmanız gereken aşağıdaki kutuya eposta adresinizi yazmak ve göndere tıklamak. Bu şekilde yazılarımız günlük olarak Eposta adresinize gelecek:

Eposta adresinizi giriniz:



2.
Rss Feed İle Takip

Sitemizi Rss Feed Akışından Takip Edebilirsiniz. Yapmanız gereken şey aşağıdaki linke tıklamak ve rss akışımızı hangi yolla takip edeceğinizi seçmek. Bu şekilde yazılarımız yayınlanır yayınlanmaz Rss feedinize gelir ve siz de yazılarımızı ilk öğrenenlerden olursunuz.

Sitemizi Rss Feed ile takip etmek için tıklayınız.


3.
Twitter İle Takip

Ömrüne Sağlık'ı Twitter hesabından da takip edebilirsiniz. Güncel olarak yazıları sitemizin twitter hesabından da paylaşıyoruz. Twitter takipçimiz olmak için aşağıdaki linki tıklayarak, güncel haberlerden ve yazılardan twitter ile haberdar olabilirsiniz.

Sitemizin Twitter hesabına ulaşmak için tıklayınız.

Ağız Kokusunu Önlemek İçin Diş Bakımı

.fullpost{display:none;}

Ağız Kokusu dişlerin arasında kalan gıda atıklarından ve o gıda atıklarının sebep olduğu bakterilerden kaynaklanır. Ağız kokusunu önlemek için dişler düzenli bir şekilde fırçalanmalı ve bunun yanında gargara da kullanılmalıdır.

Yalnız dişlerin fırçalanması sadece dişlerden ibaret değildir. Gıda atıkları, dolayısıyla bakteriler diş etlerindeki ve dildeki pürüzlerde de birikir. Dişler fırçalanırken diş etleri ve dil de fırçalanmalıdır. Ağızdaki bakterilerin temizlenmesi için diş, diş eti ve dil güzelce fırçalanmalıdır.

Ağız kokusunun önüne geçmek için dişleri fırçalamanın yanında gargara da kullanılabilir. Yalnız gargaranın etkisi kısa sürelidir. Eğer ağız kokusunun daha derin bir sebebi varsa gargara çok da sağlıklı bir tercih olmayacaktır.

Ağız kokusu eğer kalıcı bir hal almış ise ve şikayet sürekli ise bu ağızda, dişlerde biriken bakterilerin ve o bakterilerin yol açtığı tartarların habercisidir. Bu durumda diş fırçalama ve gargara bir işe yaramayabilir, eğer böyle bir durum varsa tartarların mutlaka diş hekimince temizlenmesi gerekir.

Çalışanlar İçin Diyet

.fullpost{display:none;}

1. Gün:
Kahvaltı:
Şekersiz çay, 30 gram beyaz peynir, 25 gram kepek ekmeği, domates ve salata
Saat 10'da:
100 gram meyve yalnız muz hariç
Öğle:
2 yumurtayla hazırlanmış menemen, 25 gram light ekmek ve salata
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
200 gram tavuk ızgara ve 1 tabak yağsız salata

2. Gün:
Kahvaltı: Şekersiz limonlu çay, 1 ince dilim salam, 25 gram ekmek, domates ve salatalık
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
Yarım porsiyon yağsız döner, 1 bardak ayran ve salata
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
200 gram bonfile, az yağlı salata

3. Gün:
Kahvaltı:
Şekersiz limonlu ıhlamur, 1 adet yağsız tost ve salata
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
3 adet sosis ızgara, yarım haşlanmış patates ve salata
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
Balık hazırlanışı serbest, 2 parça kibrit kutusu büyüklüğünde helva, salata

4. Gün:
Kahvaltı:
250 gram light süt, 100 gram meyve, 1 dilim ekmek
Saat 10'da:
yarım simit
Öğle:
150 gram ızgara köfte, 1 porsiyon patlıcan salata, 25 gram light ekmek ve salata
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
Meyve salatası serbest

5. Gün:
Kahvaltı:
Şekersiz çay, 25 gram kepek ekmeği, 30 gram kaşar peyniri, 1 domates ve salatalık
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
yarım pizza, 1 bardak ayran ve salata
Saat 16'da:
1 bardak meyve suyu, 4 adet diyet bisküvi
Akşam:
4 kalem pirzola, 1 zeytinyağlı enginar, 1 dilim light ekmek ve salata

6. Gün:
Kapvaltı:
1 bardak meyve suyu, 1 adet poğaça, 6 tane zeytin
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
400 gram light yoğurt, 25 gram kepek ekmeği, 200 gram havuç haşlama
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
Karışık ızgara, serbest, Az yağlı salata

7. Gün:
Kahvaltı:
Şekersiz çay, 2 adet sosis ızgara, 1 dilim kepek ekmeği, domates ve salata
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
1 porsiyon ton balıklı sandöviç, 1 bardak ayran
Saat 16'da:
Yarım mısır
Akşam:
180 gram salçalı biftek, 100 gram haşlanmış patates ve mantar, 1 porsiyon az yağlı salata

Diyete istediğiniz kadar süzülmüş yağsız çorba ve yeşil yapraklı sebze ilave edebilirsiniz.

Cilde Faydalı Dört Bitki

.fullpost{display:none;}

Bitkiler yıllardır cilt güzeliği ve sağlık için kullanılırlar, zaten üretilen ilaçların da nihayetinde bu doğal şifa kaynaklarından beslendiğini, esinlendiğini biliyoruz. Peki cilt güzelliği ve sağlığı için en çok faydalı olan dört bitki hangisidir:

Ihlamur:
Ihlamurun cilt dokusunu güçlendirici ve yeni hücre oluşumu sağlayıcı özelliği vardır. Çoğunlukla çay olarak üretilen ıhlamur. Ancak cilt için son derece faydalı bir bitki olduğundan cil bakımı için de kullanılmalıdır.

Ihlamurun çiçeği kaynatılıp banyo suyuna eklenirse, cildi yumaşatır, parlaklık ve renk verir. Deriyi güçlendiri etkisi vardır ve yeni, sağlıklı hücrelerin oluşumunu sağlar.

Önerilen cilt türü: Kuru ve hassas ciltler.

Isırgan Otu:
Isırgan otunun ciltteki kan dolaşımını hızlandırı etkisi ardır. Düzenli kandolaşımının vücut için faydalarını önceki yazılarımızda belirtmiştik.

Çayınin içilmesi nasır ve mantarlara iyi gelir. Isırgan çayıyla yıkanması halinde ellerin güzelleşmesini sağlar. Ayrıca egzama ve sivilceler için de ısırgan otunun çok faydalı olduğu bilinmektedir.

Saçları canlandırır ve kepeği önler. Taze ısırgan ve kökü kaynatılarak suyuyla saçlar yıkanmalıdır.

Önerilen cilt türü: Yağlı ciltler ve kepekli saçlar.

Kekik:
Dezenfekte özelliği ile iblinmektedir ve sağlıklı ciltler ile ilhtihaplanmaya elverişli olan ciltler için önerilmektedir. Çok güçlü bir antiseptik olduğundan ameliyatlarda yara temizleyici olarak dahi kullanılmaktadır.

Cilt hastalıklarında kekik banyo suyuna atılarak kullanılmalıdır. Ayrıca cild sağlığı için kekik çayı da içebilirsiniz.

Önerilen cilt türü: Hastalıklı ve iltihabik ciltler.

Mayıs Papatyası:
İltihapları önleyici ve yatıştırıcı etkisi vardır. Yüz ve cilt güzelliği için de mayıs papatyası çok önemli bir bitkidir.Kaynatılmış papatya suyu ile cildinizi haftada bir kere yıkamanız, cildinizin sağlıklı bir görüntü kazanması ve canlı bir renge kavuşması için yeterlidir.

Papatya saç bakımında da kullanılır. Özellikle saçları açık renk olanlar, saçlarını kaynatılmış papatyanın suyu ile yıkamalıdır. Bu şekilde saçlar güzelleşir ve parlaklık kazanır.

Önerilen cilt türü: Her tür cilt ve açık renkli saçlar

Vitiligo

.fullpost{display:none;}
Vitiligo hastalığı, milyonda bir görülen bir deri hastalığıdır. Haziran 2009'da ölen efsanevi pop sanatçısı Micheal Jacson da seksenli yıllarda bu hastalığa yakalanmıştı. Vücudun kısmî olarak beyazlaması şeklinde kendini gösteren vitiligo, genlerle ya da cinsel yollarla bulaşmaktadır.

Vitiligo Nasıl Oluşur

Derinin üzerinde beyaz tabakaların oluşmasına sebep olur. Çoğunlukla zencilerde görülen vitiligo hastalığında, deride oluşan beyazlamanın etrafı yine tenin kendi rengindedir. Vitiligo, deriye rengini veren melanositlerin işlevini yerine getirememesini sağlar. Bu sebeple hem deri, hem de deri üzerindeki kıllar rengini kaybederek beyazlar.

Nerelerde Görülür

Boyutları değişebilmekle birlikte en çok yüz,dudak, boyun, göğüs, penis, diz, dirsek, el ve kolda görülmektedir. Hastalıktan sonra beyazlayan bu bölgeler güneşten gelen ultraviyole ışınlarına karşı aşırı hassaslaşır. Bu bölgeler güneş ışınlarının etkisi veya alınan aşırı darbelerle çoğalabilmektedir.
Vitiligo hastalığı genelde kanser ve diyabet hastalığı ile birlikte görülür. Toplumda görülme oranı %1dir. Ancak her beyazlama vitiligo işareti değildir. Vücuttaki beyazlıklar bir çok sebepten kaynaklanıyor olabilir. Vitiligo, otoimmun kökenli olup, yıkıcı hücrelerin deriye rengini veren hücrelere etkisiyle, zarar vermesiyle oluşur.

Genler ve Bağışıklık Sisteminin Etkisi

Vitiligo oluşumunda genlerin etkisi çok yüksektir. Genelde bağışıklık sisteminin düşük olduğu dönemlerde başlar. Bu sebeple başka hastalıkların varlığı ile birlikte vitiligolar görülür. Bazen Vitiligo belirli bir sayı ve boyutta beyazlıkla kalırken, genel olarak yayılımını devam ettirerek ilerler.

Vitiligo Tedavi Yöntemleri

Hastalığın tedavisinde; normal deriden sağlıklı renk hücresi nakli, repigmentasyon, depigmentasyon, puva, dar band UVB gibi tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

Yaz İshali

.fullpost{display:none;}

Yaz aylarında özellikle bebeklerde sık sık rastlanan ishal hızlı sıvı kaybı nedeniyle ölümlere, beslenme yetersizliğine ve büyüme geriliğine yol açabiliyor. İshalli çocuklara, (ishali artırır) endişesiyle su ve sulu besinlerin verilmemesi, ishalin uzamasına, ağırlaşmasına ve buna bağlı başka hastalıkların ortaya çıkmasına neden oluyor.

Yaz İslahi Nedenleri

Yazın gelmesiyle birlikte ishal vaklarında artış görülür.ishale neden olan birçok durum mevcuttur.İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, konumuz olan yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-barsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, barsak veya barsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.Yaz ishaline neden olan mikroplar, bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.

Neler Yemeli

Daha az yağlı, fazla lif içermeyen, pirinç, patates gibi bağırsakları az çalıştırmaya yönlendirici bir diyet öneriliyor. İshalde öncelikli amaç sıvı dengesini koruyucu önlemleri erkenden almak ve kayıpları ağız yoluyla yerine koyma tedavileri uygulamak.
Ancak sıvı kaybı çok fazla olan, yani yüzde 10'un üzerine çıkan çocuklarda bu tip uygulamalarda zaman kaybetmeyip damar yolu ile sıvı tedavisine başlamak gerekiyor. Ailelerin dikkat etmesi gereken nokta çocuk halsizleşmeye başlamışsa ve ağızdan sıvı alımı sağlanamıyorsa hızla doktora başvurmak olmalıdır.

Nelere Dikkat Edilmeli

  • Sıcak yaz günlerinde süt ve süt ürünlerini tüketirken çok daha dikkatli davranın. Üretim ve son kullanma tarihleri ile saklama koşullarına bakın.

  • Hijyen koşullarından emin olmadığınız yerlerden yemek yemeyin.

  • Yemeklerinizi dışarıda bırakmayın.

  • Özellikle el hijyenine dikkat edin ve sık sık kendi ellerinizi ve çocuklarınız elini yıkayın.

Ozon Tedavisi

.fullpost{display:none;}

Ozon Nedir ?

Ozon (O3) oksijenin çok yüksek enerji sağlayan bir türüdür. Oda sıcaklığında renksiz olan ve karakteristik kokusu olan bir gazdır.

Ozon Tedavi Nedir ?

Ozon tedavisi, ozon gazıyla kanın temizlenmesi anlamına geliyor. Basit bir kan alma işlemiyle alınan 100cc lik kanın ozon ile yıkanması ve tekrar vücudunuza verilmesi ile tedavi gerçekleşmektedir. Üç-dört seans sonucunda çok ciddi şekilde vücuttaki etkisi ve oluşturduğu fark hissedilmektedir.

Ozon Tedavisinin Faydaları

Ozon tedavisi hem medikal hem de estetik amaçlarla kullanılabilen bir tedavi. Canlandırıcı ve enerji verici etkisi sayesinde metobolizmayı hızlandırıp, gençleşmeyi sağlıyor.

Özellikle bacak kılcal damarlarındaki kan akışının azalması ve oksijenlenmenin tam olarak sağlanamaması sebebiyle oluşan selülitlerin tedavisinde kullanılıyor. Metabolizmayı hızlandırıyor, kan ve karbonhidratların yakılmasını sağlıyor.

Medikal ozon tedavisine ozon terapisi de denmektedir. Doktor kontrolünde uygulanan ozon terapisinde doktor hastaya göre verilecek ozunun dozunu ayarlamaktadır.

Ozon son dönemlerin en meşhur tedavi yöntemlerinden biri olduğu için son dönemlerde diğer hastalıklara destek olarak da uygulanabilmektedir. Stres ve yorgunluk hallerinde, kalp krizleri sonrasında da ozon tedavisi uygulanmaktadır.

Saç dökülmesinin en önemli sebeplerinden biri de kan dolaşımının azalmasıdır dolayısıyla ozon tedavisi saç dökülmesinin önlenmesinde kullanılan bir yöntemdir.

Ozon Tedavisinin Yan Etkisi

Ozon tedavisinin herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır. Günümüzde sanatçılardan, devlet büyüklerine kadar pek çok ünlünün kendisine ozon tedavisi uygulattığı bilinmektedir.

Ozon Tedavi Merkezleri

Ozon tedavisi bir çok sağlık merkezinde uygulanmakla birlikte onlardan bir kaçı şunlardır:
Ozon Sağlık Hizmetleri [İstanbul]
Ozonmer [İzmir]
ÖzelBaşkentHastanesi [Ankara]
OzonKlinik [Antalya],

Güneş ve Sonrası İçin Doğal Formüller

.fullpost{display:none;}

Güneş Yanıkları İçin

Malzemeler:
  • 6 çorba kaşığı zeytin yağı

  • Üç elma kaşığı elma sirkesi

  • Yarım çay kaşığı tentirdiyot

  • 12 damla lavanta yağı


Hazırlanışı:
Tüm malzemeler karıştırılarak cilde sürülerek uygulanır. Bu formül normal güneş yanıkları için geçerlidir, yanıklar aşırı derecede ise doktora gitmenizi tavsiye ediyoruz.

Güneşte Sürülecek Formül

Malzemeler:
  • 1 çorba kaşığı lanolin

  • 4 çorba kaşığı susam yağı

  • 6 çorba kaşığı gül suyu

  • 1 çay kaşığı elma sirkesi

  • 2 damla bergamut özü yağı


Hazırlanışı:
Klasik ateşte lanonlin eritin. Susam yağını da ısıtın ve yavaşça birbirine karıştırın. Gülsuyu ile sirkeyi de çırpıp karışıma ekleyin. İyice çorpıp soğuttuktan sonra bergamut özü yağını ekleyin ve cam şişede muhafaza edin.

Kuru Ciltler İçin Güneş ve Sonrası

Birinci Formül
Malzemeler:

  • Yarım çay bardağı tatlı badem yağı

  • 15 adet tane karanfil

  • 6 çubuk tarçın kökü

  • 1 adet greyfurt kabuğu

  • 1 adet portakal kabuğu

  • 1 adet mandalina kabuğu


Hazırlanışı:
Tüm malzemeler karıştırılıp on beş gün badem yağında bekletilir. Onbeş gün süresince karışım hergün bir kere çalkalayın. On beş günün sonunda karışımı süzün ve koyu renk cam şişede muhafaza edin.

İkinci Formül
Malzemeler:

  • 1 çay bardağı badem yağı

  • papatya

  • zencefil

  • biberiye

  • nane

  • ada çayı


Hazırlanışı:
Tüm malzemeler karıştırılıp on beş g