| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Saglik bilgisi

Sağlık, cilt bakımı, diyet, zayıflama ve güzellik makaleleri

saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kadın Sağlığı Hakkında Bilgi

.fullpost{display:none;}

Son yıllarda yapılan tıbbi araştırmalarda, kadın sağlığına daha fazla önem verilmektedir. Meme ve kadın üreme organlarına ilişkin hastalıklar gibi, çoğunlukla ya da sadece kadınlarda bulunan rahatsızlıklar üzerine her zaman araştırma yapılmaktadır. Ancak, kalp rahatsızlığı gibi önemli hastalıkların, kadınları nasıl etkilediğini anlamak üzere yapılmış, nispeten daha az araştırma bulunmaktadır.


diyet-menu


Kadınlar kendi sağlıkları konusunda büyük rol üstlenmişlerdir. Çoğu ailede, çocukların sağlığının sorumluluğunu da kadınlar üstlenmektedir. Sonuçta, sağlık konusunda haklı olarak kadınlar daha fazla ve daha iyi bilgi edinmek istemektedirler.Osteoporoz (kemik erimesi), tiroit bozukluklan, sistemik lupus eritematöz (yaygın lupus kızarıklığı) , romatoid artrit (eklem romatizması) ve multiple skleroz (çoklu sertleşim) gibi bazı hastalıklar, kadınlar erkeklerden daha sıklıkla etkiler.


Bilimsel bulgular bunun nedeninin, kadınlar ile erkekler arasındaki hormonal farklılıklardan kaynaklandığını göstermektedir. Romatoid artrit ve multiple skleroza çok benzer hastalıklara sahip olan hayvanlar arasında, bu hastalıklardan en çok ve en ciddi ölçüde etkilenen türün dişiler olması, bu teoriyi desteklemektedir.


Diğer hastalıklar, kadınlarda, erkeklerden daha farklı bir rota izleyebilir. Örneğin, kadınların menopozdan önce, erkeklere oranla daha az kalp krizi geçirme olasılığı vardır. Araştırmalar, bir kadının menopozdan önce estrojen hormonu üretmesinin muhtemelen onu kalp hastalığına karşı koruduğunu öne sürmektedir.


Bununla birlikte, menopozdan sonraki yıllarda estrojen hormonu üretimi durduğunda bu farklılık ortadan kalkmakta ve 65 yaş civan kadınlardaki en yaygın ölüm sebebi, kalp hastalıkları olmaktadır.


Aynı Kategorideki Yazılar

Down Sendromu

Menopoz

Dengeli Beslenme

.fullpost{display:none;}

Gençlik döneminde vücudunuz o kadar hızlı değişir ki sağlıklı olmak için dengeli bir diyet izlemeniz gerekir. Et, taze meyve ve sebze, süt ürünleri, kuruyemiş ve tahıllar dengeli bir diyet oluşturur.


dengeli-beslenme-1_jpg


Genç kızlar ve genç kadınların kemiklerini güçlendirmek için yeterli miktarda kalsiyum almaları çok önemlidir. Her gün 1200-1500 miligramlık kalsiyum almanız gerekir; bu da 4 bardak süt ya da 3 karton yoğurda eşittir. Bütün gençlerin besin değeri yüksek bir diyet izlemesi çok önemlidir.


Alkol, Sigara ve Uyuşturucu Madde Kullanımı

.fullpost{display:none;}

Birçok genç, sonuçlarını düşünmeden sigara ya da alkol kullanmaya başlar. Alkol bütün vücudunuzu etkiler, vücudunuzun bütün fonksiyonlarını yavaşlatır. Koordinasyonunuzu, karar vermenizi, duygusal kontrolünüzü ve muhakeme yeteğinizi zayıflatır ve riskli ya da dikkatsiz şekilde davranmanıza neden olur.


sigara


Alkollü araç kullanmak sizi, arkadaşlarınızı ve hatta tanımadığınız insanları öldürebilir. Sadece bir kere içki içenler bile hareketleri konusunda yanlış kararlar alarak kendilerini tehlikeye atabilir.
Alkol kullanmak kısıtlamaları ortadan kaldırıp dikkatsiz davranışlar sergilemenizi teşvik edebilir ve bu şekilde istenmeyen ya da güvenli olmayan seksle sonuçlanıp hamileliğe ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklara neden olabilir.


Aşırı derecede alkol kullanmak ciddi sağlık sorunları doğurup böbreğe zarar verebilir, sinir sisteminde değişikliklere neden olur ve sizi komaya sokabilir. Ayrıca mideniz ciddi bir şekilde tahriş olabilir ve ülser olabilirsiniz. Daha da kötüsü alkolik olabilirsiniz. Alkolik olmak, alkolsüz yapamamak ve alkol kullanmak için bahaneler yaratmak ya da sözlerinizi bozmak anlamına gelir.


Bazı insanlarda alkolizme genetik bir yatkınlık vardır; yani alkolik olma potansiyeliyle doğarlar. Alkol probleminiz olduğunu düşünüyorsanız Madde Probleminiz Var mı? bölümünü okuyun.


Tütün ya da tütün mamullerinin kullanımı – sigara içmek ya da tütün çiğnemek – sağlık sorunlarına neden olabilir. Sigara reklamları sigara içmenin havalı bir şey olduğu izlenimini verebilir; ancak bu reklamlar sigarada bulunan nikotinin son derece bağımlılık yaratan bir madde olduğunu söylemezler. Sigara içmenin kısa vadeli etkileri arasında nefesin kötü kokması, cildin kırışması ve kronik öksürük sayılabilir. Yıllarca sigara içmek kanser ya da ciğer hastalığı gibi ciddi sağlık problemlerine neden olabilir.


Tütün çiğnemek de ağız ve boğaz kanserine neden olabilir. Ne kadar uzun süre sigara içerseniz bırakmanız da o kadar zor olabilir. Sigara içiyorsanız doktorunuzdan bu alışkanlığı bırakmak için yardım isteyin. Esrar içmek ya da diğer uyuşturucu maddeleri kullanmak (LSD, eroin ya da kokain gibi) gerçekleri algılamanızı etkiler. Motivasyonunuz azalır ve okul gibi çaba göstermeniz gereken alanlara gerekli ilgiyi göstermeyebilirsiniz.


Alkol ya da uyuşturucu madde kullanımıyla ilgili bir baskı hissediyorsanız ilgilenmediğinizi, bu maddelere alerjiniz olduğunu, bunları kullanamayacağınızı ya da “anne babanızın sizi öldüreceğini” söyleyin. Uyuşturucu maddelerin olduğu yerden ayrılmak isteyen bir arkadaş bulun, sinemaya, bir şeyler yemeye ya da sizi bu ortamdan uzaklaştırabilecek herhangi bir yere gidin.


MADDE KULLANIMI SORUNUNUZ VAR MI?
Aşağıdaki sorulardan en az ikisine evet yanıtını verdiyseniz madde kullanımı sorununuz olabilir ve yardıma ihtiyacınız vardır. Gençlerin bu bağımlılıkla başa çıkmalarına yardım eden birçok merkez bulunmaktadır.


Anne babanız, doktorunuz ya da rehber öğretmeniniz ile konuşun ya da Adsız Alkolikler veya Adsız Narkotikler gibi destek gruplarıyla iletişime geçin. Ne kadar çabuk destek almaya başlarsanız bu sorununuzu kontrol edebilmeniz de o derece kolaylaşır.
■ Gevşemek, kendinizi daha rahat hissetmek ya da bir gruba dahil olmak için alkol ya da uyuşturucu madde kullanıyor musunuz?
■ Yalnızken içki içiyor ya da uyuşturucu madde kullanıyor musunuz?
■ Yakın arkadaşlarınızdan biri alkol ya da uyuşturucu madde kullanıyor mu?
■ Yakın bir aile ferdinizin alkol ya da uyuşturucu problemi var mı?
■ Bir arkadaşınız, aile ferdiniz ya da başka biri sizin alkol ya da uyuşturucu probleminiz olduğunu düşünüyor mu?
■ Alkol ya da uyuşturucu madde kullanımından dolayı başınız hiç belaya girdi mi?
Kendinize sormanız gereken bir diğer soru da alkol ya da uyuşturucu madde kullanmış birinin kullandığı arabaya binip binmediğinizdir. Cevabınız evet ise bu tehlikeli durumu önlemek için Güvenli Araba Kullanımı (aşağıda sağda) bölümünü okuyunuz.


Güvenli Araba Kullanımı

.fullpost{display:none;}

Araba kazaları genç ölümlerinde birinci sırada yer alır. Yol kurallarına uyarak, dikkatli araç kullanarak, emniyet kemeri takarak ve alkol ya da uyuşturucu madde kullandıktan sonra araba kullanmayarak (ve madde kullanmış birinin aracına binmeyerek) araba kazalarını önleyebilirsiniz.


Kendinizi alkol ya da uyuşturucu madde kullanmış birinin arabasına binmekten başka seçeneğinizin olmadığı bir durumda bulursanız bir kez daha düşünün. Seçme şansınız vardır; sizi eve bırakması için ailenizi, bir arkadaşınızı ya da polisi arayabilirsiniz. Güvenliğinizi sağlamak için ebeveynleriniz ya da sorumluluk sahibi bir yetişkinin herhangi bir saatte hiç bir soru sormadan gelip sizi almasını sağlamak için vakit kaybetmeden bu durumu anne babanızla konuşmalısınız.


Tüberküloz

.fullpost{display:none;}

Tüberküloz, Mycobacterium tuberculosis bakterisinin neden olduğu yaşamı tehdit edebilecek bir enfeksiyondur.


Tüberküloz olan çocuk sayısı giderek artmaktadır. Çocuklar tüberküloza her yaşta yakalanabilirler. Birçok çocuk bu enfeksiyonu öksürerek bakterilerini yayan bir yetişkinle temas ederek alır. Okullarda ve çocuk bakım merkezlerinde tüberküloz salgınları yaşanabilir.


tuberkuloz022


Bir çocuk bu hastalığı kaptığında bakteriler çocuğun ciğerlerinden çoğalmaya başlar. Çoğunlukla vücudun bağışıklık sisteminde enfeksiyon bulunur ve çocukta hiç bir enfeksiyon belirtisi görülmeyebilir. Enfeksiyonun olduğu küçük bölge vücutta yıllarca aktif olmadan kalabilir; birçok insanda bütün hayatları boyunca kalabilir.


Ancak bazı insanlarda bu enfeksiyon yıllar sonra nükseder. Nadir rastlanan durumlarda bir çocuk enfeksiyonu ilk kaptığında hastalanır ve enfeksiyon ciğerlerin her tarafına ve vücudun diğer bölümlerine yayılır. Sokaklarda yaşayan insanlarla iletişimde olan, hapishanede olan, HIV pozitif olan, iğneli uyuşturucu kullanan çocuklar ve göçmen işçiler gibi enfekte olma riski yüksek olan çocuklar için özel olarak tüberküloz testleri yapılmaktadır.


Çocuğunuz tüberküloz olan birine temas ettiyse doktorunuza başvurun. Doktorunuz çocuğunuza bir miktar tüberküloz bakterisinin enjekte edileceği bir tüberkülin deri testi yapacaktır.


Deri testi 2 gün sonra kontrol edilmelidir; şişme, kızarıklık ve kaşıntı tüberkülozun var olduğunu ya da geçmişte tüberküloz geçirildiğini gösterir. Deri testi pozitif çıkarsa ve tüberkülozdan şüphe ediliyorsa enfeksiyonun ne kadar yayıldığının belirlenmesi için bir göğüs röntgeni çekilebilir.


Hastalığın ilerlemesini önlemek için anti tüberküloz ilaçları verilebilir.Çocuğunuz tüberküloz olduysa ve henüz hasta değilse enfeksiyonun tedavi edilmesi için yine de ilaç alması gerekir.


Popüler Diyet Faydalı Mı?

.fullpost{display:none;}

Bütün popüler diyetlerde genellikle tek yönlü beslenme gö­rülmektedir. Yani bir ktsmında diyetten karbonhidratlar tama­men kesilerek yerini yağ almıştır. Bir kısmında sadece protein ağırlıklıdır. Bir kısmında çok düşük kalori seçeneği vardır ki ge­nellikle bunlar bilim dışı zayıflama metotlarıdır. Bazılarında ay­nı gruptan olmayan yiyeceklerin bir arada alınmaması öğütlenmektedir ki bunun da yanlış olduğu görülmüştür.
Tamamen karbonhidratsız diyetler faydalı mıdır?
Hayır. Diyette muhakkak karbonhidrat olmalıdır. Beyin ve si­nir sisteminin beslenmesi için günde 50-100 gr karbonhidrata ihtiyaç vardır. Ayrıca protein yıkımını ve kas erimesini de önle­miş olurlar Aksi takdirde kan şekerini korumak için protein yıkı­mı olur ve su açığa çıkar ve idrar ile su kaybı neticesinde zayıf­lama olur. Diyet bırakılınca ödem ve kilo alımı hızla gelişir.
zayiflama14Atkin’s diyetini tavsiye eder misiniz?
Hayır. Yüksek proteinli düşük karbonhidratlı bir diyettir. Ke-toza neden olur. Yağ ve doymuş yağ açısından zengindir. İşe yaramalarının nedeni düşük kalorili olmalarıdır ama sağlıklı değildir. Yüksek proteinli diyetler uzun süre kullanılırsa kalsi-üriye yatkın olanlarda böbrek taşlarına ve gizli böbrek yetersiz­liği olanlarda aşikar üremiye neden olabilir. Yüksek protein alı­mı ve glukoneogenezdeki (Proteinden vücutta şeker yapılma­sı) artış nitrojen yükünü artırır ve idrar çıkışında artış yaparak dehidratasyona neden olur. Su kaybına bağlı kilo kaybı olur. Vitamin, antioksidan ve kalsiyum eksiktir. Yaşam boyu kullanı­labilecek bir yaklaşım değildir.
Düşük proteinli diyetleri önerir misiniz?
Hayır. Düşük protein ciddi bir olaydır. Saç dökülmesi, hal­sizlik, isteksizljk, egzersiz yapamama, ödem, sıvı ve elektrolit bozuklukların^, kalp ve böbrek problemlerine, bağışıklık siste­mi bozukluklarına ve cilt bozukluklarına neden olabilir. Bu di­yetlerde B12 vitamini, çinko, kalsiyum ve yağda eriyen vitamin eksiklikleri görülebilir.
Montignac metodunu önerir misiniz?
Bu diyet programında yağ ve karbonhidratın aynı yemekte alınmasına izin verilmemektedir. Bu düşünceye göre kan şe­kerinin yükselmesi yağın vücutta depolanmasına neden oldu­ğudur. Hiperinsülinizmi obezitenin sonucu değil nedeni olarak görmektedir. Bu teoriye göre insanlar yiyecek alımlarını sınır­landırmadan, egzersiz yapmadan, diyetin yağ ve kolesterol içeriğinden endişe etmeden kilo verebilir. Diyette krema, çiko­lata ve şarap alımı vardır. Ana yemeğin akşam değil de öğle yemeği olması istenir. Yemekler arası atıştırma istenmez. Gli-semik indekse göre karbonhidratlar sınıflandırılır yasak olan yiyecekler vardır. (Kötü olan yiyeceklere örnek: havuç, pata­tes, mısır, pirinç, pancar, karpuz, muz, kuru üzüm, kavun) Bu, beslenme açısından doğru değildir. Yüksek yağ içeren ve ateroskleroza neden olabilecek bir diyet rejimidir.
Yüksek karbonhidratlı diyetleri önerir misiniz?
Enerjinin %10 veya daha azını yağlardan sağlayan diyetle­rin uzun süre yapılması amenore gibi endokrin sorunlara ne­den olabilir. Esansiye yağ asitlerinin azlığına ve yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K) eksikliğine neden olabilir.
%50-60 karbonhidrat içeren diyetler önerilmektedir. Bu kar­bonhidratlar sebze, meyve ve tahıllardan kaynaklanmalıdır.


Obezite ve İlaç Tedavisi

.fullpost{display:none;}

İlaç tedavisinde yöntem:
1. Yağ depolanmasını engellemek (iştahı kesmek, yağ emi-limini azaltmak)
2. Yağ kullanımını artırmak olmalıdır (termogenezi artırmak, lipolizi artırmak)
İştah kesiciler:
Hem katokolaminerjik hem de serotoninerjik yolla İştahı ke­sen sibutramindir.
Yağ emilimini azaltanlar: Orlistat gastrointestinal lipazı inhi-be ederek bağırsaktan trigliserit hidrolizini azaltır, yağ emilimi­ni azaltır ve kilo vermeye neden olur.
Termogenez artışı: Sempatik sinir sistemi aktivasyonu veya oksidatif fosforilasyon artışı sayesinde sağlanabilir. Efedrin ad-renerjik etkili termojenik bir ilaçtır kafein ise bu etkisini potan-siyelize eder. Sibutramine noradrenalin geri alımını azaltarak termogenezi artırır.
İlaç tedavi endikasyonu nedir?
Obezitede ilaç tedavi endikasyonu vücut kitle indeksi >30
olduğu zaman veya vücut kitle indeksi >27 ve ilave hastalık veya risk faktörü olduğu zaman düşünülür.
İlaçların güvenliği konusunda, FDA onayı var mıdır? Orlistat ve Sibutramine için FDA onay vermiştir.
obez1Uzun süreli kullanımda yan etkisi görülmüş müdür?
Xendos çalışmasında 4 yıl, günde 3 kez 120 mg kullanılma­sına rağmen ciddi bir yan etki görülmediği bildirilmiştir.
Yan etkileri nelerdir?
Yağlı dışkı
Defakasyon şıklığında artış Yağlı lekelenme Ani dışkılama gereksinimi Gaz çıkarma Dışkı kaçırma Gazla birlikte sızıntı Akışkan dışkılama Sulu dışkı
Bu yan etkiler diyetteki yağın %30 altına çekilmesi ile orta­dan kalkabilir.
Yağda eriyen vitaminleri azaltır mı?
Genellikle referans değerlerin altına düşürmemekle birlikte bu açıdan ilave vitamin verilebilir. Vitamin verilecekse en az 2 saat arayla verilmelidir.
İlaç etkileşimi var mıdır?
Siklosporin ile etkileşebilir.
Kontrendikasyonları nelerdir?
-Kronik malabsorbsiyon
-Kolestaz
-Gebelik ve laktasyon (veri yok)
Sibutramine hakkında ayrıntılı bilgi verir misiniz?
-Selektif serotonin ve noradrenalin geri alımını inhibe eder
-Serotonin ile tokluk hissi yapar, NA ile sempatik sinir siste­mi yoluyla termogenezde artış ve gıda alımında azalma yapar
-Sitokrom p-450 enzimi ile karaciğerde metabolize olur
-Kilo verdirici etkisi doza bağlıdır
-Bir yıllık kilo kaybı ortalama %6-10 arasıdır
-Sabah alınan tek doz tüm gün boyunca etkili olur
-İnilen kiloda kalınmayı da sağlar
-Tedavi ile trigiserit, insülin, c-peptid, ürik asit düzeyleri düş­müştür
-HDL kolesterol düzeyleri artmıştır
-Bağımlılık yapmaz
-İlk 3 ayda 3 kg’dan az kilo kaybı olanlarda ilaç fayda etme­yecektir
-İlk 4 haftada 2 kg’dan fazla zayıflayanlarda etkili olacak de­mektir.
Sibutramine’in yan etkileri nelerdir?
Ağız kuruluğu
Anoreksi
İştah artışı
Konstipasyon
Uykusuzluk
Baş dönmesi
Gerginlik
Taşikardi
Ciltte döküntü
Bulantı
Hipertansiyon
Terleme

Obezite ve Diyet Tedavisi

.fullpost{display:none;}

Diyet denilince aklımıza aç kalmak gelir. Bu nedenle biz bu­na “sağlıklı beslenme programı” diyoruz. Aç kalmadan ve bü­tün besin öğelerinden dengeli biçimde alarak zayıflamayı ve bu kiloda kalmayı amaçlıyoruz. Bunun için kişiye özel prog­ram yapmalıyız, aksi taktirde hasta uyumu beklenemez ve program başarısız olur.
Kilo verme niyetiyle diyet tedavisinin uygulanamayacağı durumlar nelerdir?
-Hamilelik
-Emziklik
-Zeka geriliği
-Ağır psikolojik bozukluklar
-Böbrek yetersizliği
-Karaciğer yetersizliği
-Safra taşı hastalığı
-Osteoporoz
-Anorexia nervosa
-Ciddi hastalıkların son dönemleri
Kalorilerine göre diyetler kaça ayrılır?
1. Total açlık: Geçici bir süre tamamen aç kalınır
2. VLCD (Çok düşük kalorili diyet)< 800 kalori / gün
3. LCD (Düşük kalorili diyet) : 800-1200 kalori / gün
4. BDD (Dengeli eksik diyet): > 1200 kalori / gün
1. Total açlık: Önemli riskleri vardır. Önerilmemektedir. -Aşırı yağ dışı doku kaybı
-Ketoz ve diürez artışı (Hücresel yıkım ve idrar artışı)
-Potasyum kaybı ve elektrolit bozuklukları
-Adetlerde düzensizlik
-Saç dökülmesi
-Büyüme geriliği
-Vitamin, mineral, protein, esansiyel yağ asiti, lif eksikliği
2. VLCD (Çok düşük kalorili diyetler): VKİ> 40 olanlara öne­rilebilir.
-Tıbbi risk taşıyan hastaların hızlı kilo kaybını indüklemek için verilir (Tip 2 Diabetes mellitus, solunum zorluğu, hiperlipi-demi, hipertansiyon, hareket güçlüğü altında olan kişilere öne­rilir.)
-Enerjinin büyük bölümü proteinden karşılanır
-Yağ ve karbonhidratta çok azalma vardır
-Multivitamin ve mineral desteği gerekir
-Kadınlar için ayrıca demir ve kalsiyum verilmelidir
-Yağ dışı vücut kitlesi azaldığından hem aritmi hem de kalp kas kitlesinin azalmasından dolayı kardiak yan etkiler olmama­sı için 12-16 haftadan uzun süre yapılmamalıdır.
-Negatif su dengesi olduğundan diyet bırakılınca birkaç gün içinde su alımına bağlı kilo artışı görülür.
3. LCD (Düşük kalorili diyetler):Vitamin ve mineral desteği gerektirebilirler. Amerika da birçok yemek replesman ürünle ri bu düzeyde kalori verecek şekilde planlanmıştır.
4. BDD (Dengeli eksik diyetler): Daha kolay uyum sağlanır
tmp1B5D-48.jpg


ama sabır gerektirir.
Kalorileri aynı olsa bile daha düşük yağ içeren diyetlerin faydası var mıdır?
Evet. “Ad libitum” denilen düşük yağ içerikli diyetlerle yapı­lan çalışmalarda anlamlı kilo kayıpları saptanmıştır.
Çok düşük kalorili diyetler sık kullanılır mı? Zararı var mı -dır?
Çok kullanılan bir yöntem değildir. Yağ dışı dokuda yıkıma sebep olur ve sonuçta su ve nitrojen kaybına neden olur. Hi-popotasemiye bağlı kardiak aritmi ve ölüme neden olabilir. Safra taşı riski yüksektir. Bu nedenle beraberinde ursodeoksi-kolik asit içeren ilaçlar verilmelidir.
Karbonhidratsız bir diyet faydalı mıdır?
Günlük 100gr’dan”az karbonhidrat sağlayan diyet ketoza = hücresel yıkıma neden olur. Kan şekerinin düşmesini önlemek amacıyla vücut proteinleri yıkar ve ondan şeker yapar (gluko-neogenez). Ketoza su kaybı da eşlik eder.
obez31Diyette liflerin durumu nedir?
Diyette lif mutlaka olmalıdır. Her gün 4-5 kez meyve ve seb­ze yenmesi veya tamamen tahıldan hazırlanan ekmeklerin alınması hem solubl hem de insolubl lif gereksinimini karşılar. Kilo kaybının durduğu plato döneminde kompleks karbonhid­rat ve lif alımı yüksek oranda tutulmalıdır. Böylelikle su alımı da artacaktır.
Diyette vitamin eksikliği görülür mü?
Diyetin kalorisi düştükçe potasyum, magnezyum, B6 vitami­ni, demir, kalsiyum gibi elementlerin kan düzeylerinde azalma ihtimali de artar. Genel bir kural olarak 1200 kalori/gün’ün al­tındaki diyetlerde vitamin ve mineral desteği sağlanmalıdır. Hatta üretken yaştaki kadınlara bu kalorinin üstünde bile kalsiyum ve demir verilmelidir.
Sağlıklı kilo kontrolü için besinleri hangi oranda tüketmeliyiz?
Karbonhidrat:

Çok düşük kalorili diyette >50 gr/gün
Düşük kalorili diyette >100 gr/gün
Protein:
Çok düşük kalorili diyette: 1.5 g/kg/gün (>65-70g/gün)
Düşük kalorili diyette: 1 g/kg/gün
Dengeli eksik diyette: 0.8 g/kg/gün
Yağ:
Diyetteki enerjinin %30′u total yağdan
Diyetteki enerinin %10′u doymuş yağdan
Lif:
20-30 gr/gün
Su:
8 bardak (Yaklaşık 2 İt)
Egzersiz ve sıcak mevsimlerde daha fazlası gerekir
Vitamin ve mineraller:
Düşük ve çok düşük kalorili diyetlerde takviye edilir. (Gün­lük ihtiyaca göre) Üretken yaştaki kadınlar için demir ve kalsi­yum gereklidir.
Alkol: Zayıflama diyetlerinde alkolün yeri yoktur. İçilmemesi gerekir.
Zayıflama kürlerinde en çok hangi kalorili diyetler tercih edilmektedir?
Anlamlı kilo kaybı için düşük kalorili diyetler (800-1200 ka­lori) tercih edilirken, kilo koruma programında “ad libitum” ter­cih edilebilir.

Obezite Tedavisi Nasıl Uygulanır?

.fullpost{display:none;}

OBEZİTE TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?
Obezitenin oluşumu nasıl multifaktöryel ise, yani birden çok sebebe bağlı ise tedavisi de o oranda karışık ve multidisipli-nerdir. Yani birçok uzmanlık dalının İşbirliği neticesinde daha sağlıklı yapılabilir.
En başta obezitenin nedenleri, yapmış olduğu zararlar ve tedavi planlaması için bir doktora ihtiyaç vardır. Bu doktorun iç hastalıkları uzmanı olması daha faydalı olur. Çünkü neden ol­duğu hastalıkların çoğu iç hastalıklarının konusudur. Gereğin­de konsültan olarak diğer bilim dallarına (Kardioloji, Nefroloji, Endokrinoloji, Dermatoloji, Plastik ve Genel Cerrahi, Fizik te­davi uzmanı) ihtiyaç gösterir.
İkincil olarak bir beslenme uzmanına ihtiyaç vardır. Hasta­nın; hastalıklarına, yaşına, kilosuna ve sosyal durumuna uy­gun diyet düzenlenmesi gerekir. Herkes için ayrı bir diyet şema­sı gerekir. Diyet demek belki de doğru değil, beslenme progra­mı demek daha doğru olabilir. Nedenine gelince; aç bırakmak gibi bir durum kabul edilemez, sadece ölçülü yemek ve doğru yemek tarzı öğretilmelidir.
Tedavinin üçüncü basamağını psikolog/psikiyatrist oluşturur. Hastaların motivasyonlarını artırmaya ve normalden sapmış davranış biçimlerini düzeltmeye çalışır. Hastalık düzeyine var­mış durumlarda ilaç tedavisi önerir. Hastaların çoğu başlangıç­ta hangi programı uygularsa uygulasın kilo verecektir. Önemli olan bu kilonun korunmasıdır. Bu evrede psikolog yardımı önemlidir.
Ve son basamak spor eğitmenidir. Hastaya uygun spor programı doktorla işbirliği yaparak planlanır ve mümkünse hasta doktor kontrolünde sporunu yapar. Spor esnasında olu­şabilecek aksi durumlar (Kalp spazmı, şeker düşmesi, aşırı su ve elektrolit kaybı, tansiyon düşmesi…) için de müdahale şart­larının hazırlanması gerekir.
obez21“Bu ekip eşliğinde hastaların bir hastalığı var mı? Psikolojik problemleri nelerdir? Günde ne kadar spor yapabiliyor? Diyet doğru planlanmış mı? Diyet uyumu takibi yapılıyor mu? Teda­vide ilaç veya cerrahi girişim düşünülüyor mu?” sorularına ce­vap arayarak tedavi planlanır.
Tedavi seçimi neye göre yapılmalıdır?
Tedavi yöntemi seçilirken sadece VKİ ve sağlık riskleri göz önüne alınmaz aynı zamanda hastanın geçmişteki zayıflama amacıyla yaptıkları da önemlidir. Örneğin, VKİ>30 olan bir er­keğe normalde ilaç tedavisi verilmesi gerekirken, önceden za­yıflama amacıyla bir programa girmediyse ve ilk kez böyle bir programa katılacaksa ilaç tedavisi verilmez.
Tedaviyi seçerken güvenliği, etkinliği ve maliyeti göz önüne alınır. Örneğin kendi başına kilo vermek isteyen için maliyet düşük olabilir ama başarı şansı azdır. Sağlıkla ilgili sorunları düzeltebilmek için kilosunun %10′unu vermesi gereken bir bi­rey için uygun seçenek olmayabilir.
Kişinin tedaviyi kabul edilebilir bulması şarttır. Bunun için hasta ile görüşerek 1-2 haftalık deneme programları uygulana­bilir.
Hasta hakkında yeterli veri olmadan tek tip diyet ve tek tip egzersiz programı doğru değildir.
Doktor/diyetisyen/psikologfa görüşme sıklığı ne olmalıdır?
Haftalık olarak görüşüldüğünde daha başarılı olunur. Kilo ölçümleri de haftalık yapılmalıdır.
Tedavi programı ne kadar sürmelidir?
4-6 ay sürmelidir. Tedavinin bitiş zamanını bilen hastada başarı arzusu daha fazla olur. Sonu belli olmayan programlar­da umutsuzluk ve başarısızlık oluşur. İlk kur bittikten sonra ikinci kur ve yeni hedefler için ayrı bir program planlanmalıdır.
Grup tedavisi faydalı mıdır?
Davranışsal terapi için 10-20 kişilik gruplar tercih edilir. Grup terapisi tedaviye uyumu ve dolayısıyla başarıyı artırır.
Obezite tedavisi için neler yapılabilir?
- Diyetle besin alımının kısıtlanması veya cerrahi müdahale
- Davranış terapisi ile algılama ve alışkanlıkların değiştiril­mesi
- İştahın kesilmesi (İlaçlar)
- Barsaktan emilimin azaltılması (İlaçlar veya cerrahi)
- Gastrointestinal sistemden tokluk sinyallerinin gönderil­mesi (Kolesistokinin)
- Diyete bağlı termogenezin artırılması (Besin seçimi, sık yeme)
- Sempatik sinir sistemi yoluyla enerji tüketiminin artırılma­sı (Noradrenalin geri emilimi azaltılarak termogenez artırılabi­lir)
- Leptin uygulanması
- Egzersizin artırılması

Obezitenin Neden Olduğu Hastalıklar Nelerdir?

.fullpost{display:none;}

OBEZİTENİN NEDEN OLDUĞU HASTALIKLAR NELERDİR?
1- Koroner kalp hastalıkları
2- Tip 2 Diabetes Mellitus = Şeker hastalığı
3- Hipertansiyon
4- CVA (İnme, felç)
5- Kanserler (Endometrium = rahim, meme, över = yumur­talık, safra kesesi, prostat, kolon = kalın barsak, böbrek)
6- Hiperlipidemi (Yağ yüksekliği)
7- Safra taşı ve hastalıkları
8- Uyku apne sendromu ve diğer solunum problemleri
9- İnfertilite, impotans (Kısırlık, cinsel güçsüzlük)
10- Adet bozuklukları, Polikistik över (Yumurtalık kistleri)
11- Metaboiik sendrom (İnsülin direncine bağlı)
12- Osteoartrit = kireçlenme, Karpal tünel snedromu, Topuk dikeni
13- Tüm nedenlere bağlı ölüm riskinde artış
14- Anksiyete, depresyon, özgüvende azalma
15- Toplumsal dışlanma
16- Sosyal takıntı, saplantı
17- Mantar hastalığı, aşırı terleme, intertrigo, strialar = deri çatlamaları
18- Bel fıtığı
19- Hepatosteatoz = Karaciğer yağlanması
20- Gut
21- Hirsutizm = Kıllanma artışı
obez3Obezite gebelikte ne gibi sorunlara yol açabilir?
- Makrozomi = Kilolu bebek
- Nöral tüp defekti = Omurilik açılması
- Perinatal mprtalite = doğumda ölüm
- Annede hipertansiyon, preeklampsi, gestasyonel diabet
- Preterm doğum = erken doğum
- Geç fetalölüm
- Sectio oranında artma = sezeryan
- Neonatal ölüm= yeni doğan ölümü
- Hastaneye yatmaya neden olabilir
Kilo verme ile diabet gelişimi önlenebilir mi?
Evet, önlenebilir veya geciktirilebilir.
-Alınan her 1 kg, diabet riskini %4.5 artırır.
-Tip 2 DM hastaların BMk 25 olsaydı: Erkeklerin %64′ü, Kadınların %77’si diabet olmayacaktı.
-Diğer bir çalışmada verilen 9 kg, diabete bağlı mortaliteyi %30-40 azaltmıştır
Kilo verme ile tansiyon düşer mi?
Evet.. Her 1 kg vermeye karşılık kan basıncında 0.3-1 mm Hg düşme olur. Yapılan çalışmalar kilo vermenin ilaçlar kadar etkili olduğunu göstermiştir
Obezite-diabet ilişkisi nedir?
-Yirmi bir yaşından sonra alınan kilo diabet gelişimini hızlandırır
-Android tip obezite (Erkek tipi) diabet ile daha çok ilişkilidir
-Genetik faktörler (Bazı genler kaslarda insülin etkisini blo­ke ederler)
-Obezite önce hiperinsülinizme neden olur, sonra diabet gelişir
Obezite-hormon ilişkisi nasıldır?
-Obez kızlar daha erken puberteye girer
-Obez kadınlarda hiperandrojenizm ve anovulatuvar siklus riski artmıştır
-Adipoz doku androjen ve östrojenler için rezervuar görevi görür
-Obez erkeklerde ise SHBG deki düşmeye bağlı olarak total testosteron düşer
-Morbid obezitede serbest testosteron düşer (Morbid obezi-teye kadar normaldir)
-Obez erkeklerde androjenlerin östrojene dönüşümü arttığı için estron ve östrodiol seviyeleri yüksek bulunur
-Bir çalışmada bel kalça oranı arttıkça serum ve idrar korti-zolünde artış bulunmuştur
Obezite ile kan yağları nasıl etkilenir?
Framingham çalışmasında kilodaki her %10 artış ile plasma kolesterol seviyelerinin 12mg/dl arttığı gösterilmiştir.
-Her bir kg kilo kaybı ile plasma total kolestreol ve LDL koleste-rolda %1 azalma, HDL kolesterolde %1 -2 artma tespit edilmiştir.
- Lipoprotein lipaz aktivitesinin düşmesi ile VLDL ve şilomik-ronlar artar, Trigliserit artar. Hepatik lipaz aktivitest artışı ile trigliseritler artar ve küçük dens LDL artar, HDL düşer. Apoli-popretin B100 içeren bir LDL türevi olan Lp (a) yükselir.
Kilo verme-tromboz ilişkisi nedir?
Tromboz riski kilo verme ile azalır.
Obezite böbrek fonksiyonlarını etkiler mi?
Evet. Santral obezitede mikroalbuminüri olur. Bel-kalça ora­nındaki bozulmaya bağlı olarak böbreğin süzme gücü azalır.
Kilo vermenin faydaları nelerdir?
-Kardiovasküler hastalık riski düşer
-Hipertansiyon düzelir
-Diabet düzelir
-Lipid bozuklukları düzelir
-Tromboza eğilim azalır
-Endokrinolojik bozukluklar düzelir
-Safra kesesi hastalıkları azalır (hızlı kilo kaybı safra taşı oluşumunu artırır)
-Eklem ağrıları, iskelet sistemi şikayetleri geriler (enerji kı­sıtlaması ürik asiti akut olarak artırabilir ve gut krizine neden olabilir)
-Hepatosteatoz geriler = Karaciğer yağlanması (İnflamatu-var hepatite ait bozukluklar artabilir)
-Uyku apne sendromu geriler
-Reflü özofajit azalır
-Kadınlardaki üriner stress inkontinansı= altına kaçırma geriler

Kanser tedavisinde bitkisel yöntemlerin rolü

.fullpost{display:none;}

Yüzyıllardır, birçok bitki, çeşitli formatlarda (çay, ekstre, soğuk distilasyon ürünü bitki özleri, esansları, yağları vs) kanser tedavisinde kullanılmıştır. Son yıllarda bitkilerin ve bitkisel ilaçların revaçta olması nedeniyle birçok kitapta, gazete ve dergide sıkça rastlamaktayız ‘şu bitkinin çayını için veya şunu yeyin, şu kanser türüne yakalanmaktan korunun’ diye.




Benzer videolar için tıklayın



Kanser tedavisinde yardımcı yöntemler
- İmmün sistem [...]

Sağlık TV yayında

.fullpost{display:none;}

WordPress’e hoş geldiniz. Bu sizin ilk yazınız. Bu yazıyı düzenleyin ya da silin. Sonra blog dünyasına adım atın!

Allergisches Rinit

.fullpost{display:none;}

Allergien, ist die Reaktion des Körpers gegen Stoffe in der Umwelt, die normalerweise nicht schädlich für unseren Körper.

Allergic Rinit

.fullpost{display:none;}

Allergies, is the reaction of our body against substances in the environment, which are normally not harmful to our body.

Alerjik Rinit

.fullpost{display:none;}

Alerji, çevremizde bulunan ve normalde zararlı olmayan bazı maddelere karşı vücudumuzun koruma sisteminin gösterdiği reaksiyondur.

Arthur C. Guyton-3

.fullpost{display:none;}

Prof.Dr. Fikri Alican die Erläuterungen zu Arthur C. Guyton und James D. Hardy.

Arthur C. Guyton-3

.fullpost{display:none;}

Prof.Dr. Fikri Alican's explanations about Arthur C. Guyton and James D. Hardy.

Arthur C. Guyton-3

.fullpost{display:none;}

Prof.Dr. Fikri Alican'ın, Arthur C. Guyton ve James D. Hardy ile ilgili açıklamaları.

Arthur C. Guyton-2

.fullpost{display:none;}

Prof. Dr. Fikri Alican erklärt, wie er mit berühmten Physiologen Arthur C. Guyton

Arthur C. Guyton-2

.fullpost{display:none;}

Prof. Dr. Fikri Alican explains how he met famous physiologist Arthur C. Guyton

bar, bilimsel, Hacettepe Üniversitesi, restoran, sağlık, saglik riski, sigara, ... Tags: ilaç, karekod, kimlik numarasi, Korsan, kupur, sağlık, Sağlık

Kanser

.fullpost{display:none;}

Geniş bir tanımlamayla denetimsiz hücre çoğalması (Lat. cancer: yengeç’ten) ilk oluşan kanser hücrelerdeki bu denetimsiz çoğalma niteliği, kalıtsal olarak yeni hücrelere de aktarıldığından, giderek canlı vücut için olumsuz bir durum ortaya çıkar. Kısacası kanserleşen hücre, üreme denetimini, dokuya özgüllüğünü yitirmiştir. Kökeni ne olursa olsun artık tamamen değişik özelliklere sahiptir ve herhangi bir dokuya kan ve lenf yoluyla giderek yerleşebilir. Kanserleşen hücrede farklılaşma gerilemiştir. Çeşitli kanser hücrelerinin embriyonel hücre özellikleri gösterdikleri belirlenmektedir. Kanserleşen hücrenin metabolizması değişmiştir. Genellikle şeker alınımı artmış ve oksijensiz solunum oranı yükselmiştir. Kanserleşen hücrenin antijenik özellikleri ve yapısal nitelikleri değişmiştir. Normal yaşam süreci içindeki bir vücutta kanser hücrelerinin nasıl ortaya çıktığı sorusu bilim adamlarını uzun süre uğraştırmıştır. 1980′li yıllarda kanser genlerinin insanın kendi kromozomları üzerinde doğal olarak varolduğu ve bunların çeşitli etkilerle etken hale geçtiği açıklanmıştır. Kanserli hücrenin DNA’sı normal hücrelerin içine verilince normal hücrenin kanserleşmesi, olayın DNA’dan kaynaklandığını ortaya koymuştur. Bunun gibi çok çeşitli deneylerle bulgular doğrulandıktan sonraki soru “DNA’nın hangi bölümü” sorusu olmuştur, idrar kesesi kanserinde yapılan ilk çalışmalarda, bu tümör (ur) hücrelerinin genomundaki kanserleştirici bilgiyi taşıyan DNA parçasının, 5.000 nükleotidten oluştuğu saptanmıştır. Daha sonra bu DNA parçasının bir gen olduğu anlaşılmış ve buna onkogen (kanser geni) adı verilmiştir. Nitekim daha sonra sayıları giderek artan onkogen bulunmuştur. Kanser olayını açıklamak için onkogenlerin aydınlatılması, ortaya yeni bir soru çıkardı, insanın içinde yerleşmiş olan bu kanser genleri hangi etkiyle kanseri ortaya çıkarıyorlar? Bununla ilgili çeşitli maddeler suçlanmaktadır. Kanserojen madde adı verilen bu etmenler üç ana grupta toplanabilir; Kimyasal etkenler, fiziksel etkenler, biyolojik etkenler.


Kimyasal etkenler nedeniyle kanserleşmenin mekanizmasının varlığı ilk kez 1775′te Dr. Percival Pott’un ingiltere’de baca temizleyicileri arasında deri kanserinin yaygın olduğunu gözlemlemesiyle ortaya çıktı. Daha sonraki yıllarda yapılan gözlemler, günlük yaşamdaki birçok maddenin kimyasal karserojen olduğunu ortaya çıkardı. Bu liste gün geçtikçe büyüdü ve büyüyor; polisiklik karbonlar, dialkiinitrozaminler, nitrozaminler, krom, çinko, arsenik, kurşun, platin, halojenlenmiş karbon bileşikleri, atlatoksinler, sentetik östrojen hormonları, alkol, sigara, benzen, gibi. Fiziksel karsinojenler arasında vücuda yerleştirilen yabancı dokular, asbest ve radyasyon sayılabilir. Radyasyon doğrudan DNA’da zarar oluşturarak kanserleşmeyi ortaya çıkarır. Biyolojik kanser yapıcılar olarak birçok virüs türü suçlanmaktadır. Gen nakli ve genetik mühendisliği çalışmaları, retrovirus adı verilen virüs gruplarında kanser hücrelerindeki onkogenlere benzer genlerin varlığını göstermiştir. RNA’dan DNA sentezleyebilen enzimlere sahip olan bu virüs grubunun bir hücreye girmesi halindeyse hücrede kanser oluşmaktadır. Bugüne kadar retroviruslardaki onkogenlerle ilişkili 18 Proteönkogen tanımlanmıştır. Kanser yapıcı virüslerin bir bölüm de DNA taşıyan virüslerdir. Yukarıda sayılan çeşitli kanserojenlerin etkisiyle anormal bölünme özelliği kazanan hücreler aşırı bölünmeye başlayarak vücutta kitleler oluştururlar. Bu kitleler ya çevredeki hücreleri iterek ya da onların bağlantılarını eriterek yayılmaya başlarlar. Fakat vücutta rastlanılan tüm kitleler kanser olarak nitelendirilemez. Bazı kitlelere tümör (ur) adı verilir. Kanserli tümör dokularından bunları ayırt etmek için habis olmayan tümör adını alırlar. Kanser hücrelerinin en önemli özellikleri çevre dokulara zarar verecek biçimde yer kaplamaları ve birçoğunun çeşitli yollarla vücudun başka yerlerine sıçralamalarıdır (metastaz). Habis olan tümörler de iki gruba ayrılır: Birinci grup katı urlardır. Bunların belirgin hale geçişi ve yayılması uzun zaman alır. Buna karşılık lösemi gibi kan kanseri daha başlangıçta vücudun hemen her yerine yayılmaktadır. Meme ve deri kanserleri dışındaki kanserler erken belirti vermezler. Oysa kanserin erken yakalanması tedavi şansını çok artırmaktadır. Düzenli yapılan çekaplarla (toplu muayene) kanserin yakalanma şansı artar. Tıp teknolojisinde giderek artan gelişmeler kanser erken teşhis olasılığını artırmaktadır. Kanserin ortaya çıkması, gelişmesi ve tedavisini bağışıklık sistemiyle çok yakın ilişkisi saptanmıştır. Bir grup araştırıcısının ileri sürdüğüne göre insan vücudunda çok sık kanser hücreki ortaya çıkmakta, fakat bağışıklık sistemi bunu yok etmektedir. Ancak bağışıklık sistemi zayıf düştüğünde kanser hücrelerinin sayısı çoğalmaktadır. Tedavi sırasında da bağışıklık sisteminin güçlü tutulması tedavi şansını artırmaktadır.


Tedavi


Kanser tedavisi de giderek gelişen bir tıp dalı halini almıştır. Özellikle tedavide 3 yöntem bugün de temel yöntemler olarak sürdürülmektedir. Bunlar: Cerrahi teknik, radyoterapi ve ilaç tedavisidir. Cerrahi teknikte eğer tümör çok fazla yayılmamışsa tümörün tümünün çıkarılması işlemi yapılır. Birçok kanser türünde cerrahi uygulama sırasında komşu lenf düğümleri de çıkarılarak kanserli dokunun lenfe yayılıp yayılmadığı teşhis edilerek metastaza karar verilmeye çalışılır. Fakat tümör çok yaygınsa çoğunlukla tümöre dokunulmaz, yalnızca öteki tedavi yöntemlerine yardımcı olmak amacıyla küçük biyopsi alınır. Bu biopsiden tümörün tipi saptanır.Gerek cerrahi çıkarım yapıldıktan sonra gerekse cerrahi girişimini yapılamadığı tömörlerde radyoterapi uygulanır. Bunun için radyoaktif ışık kaynakları kullanılır. Kullanılan ışın türü çoğunluk ışınlarıdır. Kanserde radyoterapinin yani tümörlerin ışınlama yoluyla tedavisinin başarısı, ışınların vücudun içindeki kanser hücreleri üzerindeki etki derecesine bağlıdır. Bugün komşu dokulara zarar vermeden kanser hücrelerini yok edebilecek dozda X ışını ayarlanabilmektedir. Bu yöntemle başta deri kanserleri, bazı erbezi kanserleri, Hodgkin olmak üzere birçok kanser türünde tam iyileşme elde edilebilmektedir. Hastalığı hafifletmede de radyoterapinin büyük yararları görülmektedir. Bu yolla urlar küçükmekte; ağrı, kanama gibi belirtiler ortadan kalkmakta ve hastanın yaşamı genellikle uzatılmaktadır. Bazı kanser türlerinde son yıllarda değişik ışınlama yöntemleri geliştirilmektedir. Kalınbağırsak kanserlerinde doğrudan ışın kaynağı anüsten içeri sokularak tümörlü dokunun yanına getirilmekte ve ışınlanma sağlanmaktadır. Bir başka yöntem de özellikle bazı iyonlara seçici olarak ..tutan organların kanserlerinde kullanılır: Örneğin iyotu vücutta tiroit bezi tutar. Tiroid kanseri bulunan kişiye radyoaktif iyot verildiğinde bu radyoaktif iyot moleküllerini tiroid bezi tutar ve oraya bağlanarak kanserli dokuyu doğrudan ışınlamış olur. Kanserin ilaçla tedavisindeki ilke, Özellikle hücre bölünmesini durdurucu ya da bölünme halindeki hücreleri öldürmedir. Kanser hücreleri sürekli bölünme halinde oldukları için bu ilaçlara duyarlıdır. Fakat bu tip ilaçlardan normal nücreler de etkilenebilirler. Dolayısıyla antikanserojen ilaç adı verilen maddelerin oldukça fazla yan etkileri görülmektedir. Fakat geniş metastaz yapmış kanserlerde yayılma alanı çok fazla olduğu için cerrahi müdahale olanaksız, radyoterapiyse zordur. Tek çare ilaç tedavisidir. Bazı kanser tiplerinde antikanserdjenlerle çok başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Fakat bu ilaçlar uygulanırken özellikle en çok kemik iliği etkilendiği için hasta çok iyi izlenmeli, özellikle akyuvar sayısının çok azaldığı durumlarda ilaca ara verilmelidir. Çünkü bu durumda vücut tüm mikroplara karşı savunmasız kalmakta ve hasta septik şoka girip ölebilmektedir. Yeni denenmekte olan yöntemlerle ilaç tedavisine yeni boyutlar kazandırılmaya çalışılmaktadır. Örneğin kanserli dokuya karşı elde edilen antikorlara antikanserojen madde bağlanmakta ve böylece bu ilacın yalnızca kanserli dokuya ulaşması sağlanılmaktaydı. Bu yöntemle öteki dokular korunurken ilacın kanserli hücreler daha yoğun ulaşması sağlanmaktadır. Ayrıca bu antikorlara radyoaktif maddeler de bağlanabilmektedir. Son bilgilerle artık normal bir hücrenin hangi mekanizmayla kanserleştiği giderek açıklığa kavuşunca kanser tedavisi yeni bir boyut kazandı. Bunun için artık kanser oluştuktan sonra değil kanser oluşmadan önce bazı ilaçların kullanılabileceği ileri sürülmektedir. Antioksidan adı verilen bu ilaçlar doğrudan DNA’daki kanserleşme mekanizmasını engellemektedir. Önerilen en önemli antioksidanlarsa şimdilik şunlardır: E ve C vitaminleri, Betakaroten, Selenyum. Yapılan çalışmalarla bu maddelerin listesi giderek artmaktadır. Kanser konusundaki tüm bu gelişmelere karşın dünyadaki ölüm nedenleri içinde kanserden ölümler bugün de üst sıralarda yer almayı sürdürmektedir.

KANGREN

.fullpost{display:none;}

Beslenme yetersizliği nedeniyle dokunun canlılığını yitirmesi, doku ölümü. Çıkış nedenlerine ve seyir biçimlerine göre çeşitli adlar alır: Bazı şeker hastalarında görülen sulu kang ren; arterlerin tıkanması sonucu canlılığını yitiren doku ve organ parçasında kuruma ve sertleşmenin eşlik ettiği kuru kangren; kokuşma yapan bakterilerin hızla gelişmesi sonucu dokuda sulanma ve tiksindirici bir kokuyla belirgin kokulu kangren; travmanın yol açtığı doku yıkımına bağlı olarak gelişen travmatik kangren; bölgesel lenf akımındaki tıkanmanın yol açtığı beyaz kangren ve clostridium denen oksijensiz bakterilerle bulaşan gazlı kangren. En çok kangren yapan clostridiumlar: C perfringens, histolyticum, septicum, bifermentans. Bunlar kalınbağırsakta ve toprakta bulunur. Çeşitli zedelenmeler, yaralanmalar sonucu birtakım hücrelerin ölmesi bu bakteriler için gerekli besin kaynağını hazırlar. Öte yandan kan damarlarının zedelenmesi de bakterinin yaşaması için gerekli oksijensiz ortamı sağlar, ilkel yöntemlerle yapılan düşüklerden sonra da sık görülen bir hastalık olan kangrende klinik belirtiler mikropların girişinden 1-4 gün sonra başlar. Yara yerinde yaygın şişlik, ağrı ve geniş morartılar görülür. Yaradan kirli, kırmızımsı bir akıntı başlar. Hastalığın başlamasıyla birlikte renkte solma, vücutta bitkinlik, kalp atışında hızlanma görülür; kimi zaman ateş de çok yükselebilir. Yara yerinde gaz toplanabilir. Gazın toplanması, bastırıldığında çıtırtı duyulmasıyla anlaşılır. Hastalığa karşın henüz etkili bir aşı bulunamamıştır. Tektedavi yöntemi erken dönemde cerrahi bir girişimle yara yerindeki basıncı düşürmek ve yarayı oksijen alır duruma getirmektir. Bu amaçla geniş kesiler yapılır. Ölü doku parçaları çıkarılıp hastalıklı kasların hava alması sağlanır. Vücut uzantılarında yerleşen kangrende genellikle uzantının kesilmesi gerekir. Cerrahi tedavinin dışındapen, klindamisin, kloramfenikol gibi antibiyotikler ve yüksek basınçla oksijen vermek tedaviye yardımcı olur. Tüm tedavilere karşın, kangrende ölüm oranı yüksektir.

Hücre

.fullpost{display:none;}

Canlıların en küçük birimleri. Hücrenin mikroskop altında ilk gözlemini 1665′te Robert Hooke başardı. Şişe mantarlarından aldığı kesitlerde, şekilleri küçük odacıklar biçiminde gördüğünden, bunlara hücre (celi) adını verdi. Bu buluşu 19. yy’ın başlangıcına kadar Schleiden ve Scvvann hücre kuramını kurmaları izledi. Başlangıçtaki basit hücre kavramı zamanla, bir zarla sınırlanan ve bir çekirdekle onu saran bir. protoplazma yığını biçiminde geliştirildi. Her ne kadar hücreler canlıların en küçük yapı taşlarıdır diye tanımlansalar da hücreden daha basit ya da daha ilkel canlı birimleri de vardır. Mavi-yeşil algler, bakteriler ve virüsler gibi. Gelişmiş hücrelerde çekirdek sitoplazma-dan bir zarla ayrılır. Bu tip hücrelere “ökaryotık hücreler”, çekirdek zarı olmayanlara ise “prokaryotikhücreler” denir. Mavi-yeşil algler ve bakteriler prokaryotik hücre sınıfına girerler. Gelişmiş bir hücrede üç ana bölüm bulunur. En dış bölümü bir hücre zarı ile sarılmıştır, içte sitoplazma ve çekirdek bulunur.Hücre zan. Protein ve yağdan oluşmuştur. % 60ı protein % 40′ı ise yağdır (lipid). Lipid zarın iç bölümünü oluşturur, iki yanını ise protein tabakası sarar. Hücre zarının en önemli özelliği yarı geçirgen olmasıdır (semipermeabl). Yani küçük moleküllü maddeler geçer, büyükler geçmez. Ayrıca yağda eriyen ya da yağı eriten maddelerde zarı geçebilir.Sitoplazma’nm içinde en fazla bulunan madde sudur. Hücrenin yaklaşık % 80-85′i sudur. Öteki bölümüyse katı maddelerdir. Katı maddelerin bir bölümü organik, öteki bölümüyse anorganiktir. Organik maddelerden en önemlileri protein, yağ ve karbonhidratlardır. Yağ ve karbonhidratlar daha çok hücrenin enerji ve yedek besin kaynağıdırlar. Proteinse hücrenin temel yapı maddesidir.Sitoplazmada çeşitli biçimlerde hücre organelleri yer alır. Bunların ilki hücre zarı ile çekirdek zarı arasını boydan boya ince kanallar biçiminde sarmış olan endoplazmik retikulum’dur.Genellikle bu sistem, zarla çevrili 400-700 A° çapında tüpler, yassı tüneller; bunlara bitişik ya da serbest büyük, küçük keseciklerden oluşur. Sitoplazmada bulunan bir başka organei ilk kez Camillo Golgi’nin bulduğu Golgi Aygıtı’ dır. Golgi aygıtı, hücrede çekirdeğe yakın bölgelerde bulunan torbacıklar biçimindeki cisimciklerdir. Hücre tiplerine göre farklı büyüklüklerdedirler. Bu cisimciklerin görevi hücrenin salgı salmasını ve depolamasını.sağlamaktır. Golgi keseleri içinde çeşitli sekreyon maddeleri birikir, keselerin kenarlarında tomurcuk biçiminde vesiküller oluşur, bunlar koparak keselerden ayrılır ve serbest vakuolleri yaparlar. Bunlar gerektiği zaman zara doğru hareket ederek buradan dışarı salınırlar. Hücrelerin enerji santralleri olan mitekondrilerde sitoplazmadadır. Çift zadıdırlar, dışta bir düzgün, içte girintili çıkıntılı bir zar vardır. İçteki zarın yaptığı çıkıntılara kristü adı verilir. Bu bölümde solunum enzimleri yer almıştır. Burada Krebs çemberi adı verilen olaylarla hücre için gerekli enerji elde edilir. Endoplazmik retikulümun bazı bölümlerinde ribozom adı verilen küçük organellerin yer aldığı bölüme granüler endoplazmik retikulum adı verilir. Ribozomlar hücrede tek tek bulunur ya da 10 A° kalınlığında bir iplikle birbirlerine bağlanarak ribozom kümeleri oluştururlar. Bunlara poliribozom (polizom) adı verilir. Bir ribozom iki birimden oluşmuştur. Bunlardan biri küçük öteki büyük’birimlerdir. Yapıları protein ve RNA’dan oluşmuştur. Ribozomlarda protein sentezi yapılır. Serîtriyoller ilk kez Beneden ve Boveri’ce tanımlanan sitoplazmik prganellerdir. Genellikle hayvan hücrelerine özgü bir organei olmakla birlikte, bazı ilkel bitkilerdeki hücrelerde de rastlanmıştır. Fakat çiçekli bitkilerde bulunmaz, iki tanedir, ikisine birden Sentrozom adı verilir. Sentrozom ve sentriyol terimleri bazen eş anlamda da kullanılmaktadır. Sentriyolde protein, karbonhidrat, lipid, DNA, RNA bulunmaktadır. Bu organeller hüfcre bölünmesi sırasında kromozomların kutuplara çekilmesini sağlarlar.Hücrelerin intihar torbaları adını da alan Lizozomlar da sitoplazmanın ilginç organellerindendir. 1955′te de Düve enzimatik özelliklerinden dolayı tek zarla çevrili ve içleri yoğun bir maddeyle dolu olan bu grandileri lizozom olarak adlandırdı. Lizozomlar’elektron mikroskopunda 0,2-0, 8 qm çapında, oval ya da küresel grandiler olarak görülürler. Lizozomlar içinde proteinleri,yağları nükleik asitleri, fosfat’ve sülfatları parçalayan enzimleri taşır. Bu enzimler lizozomun zarının parçalanmasıyla sitoplazmaya dökülünce,Rı- hücre yapısının climl: 1- Plazmalik zar. 2- Hücre salgısı tanecikleri, 3- Mikro-ynpılar. 4- Sentrioller. 5-Mılekondıi. 6- Golgi nQih hücrenin teme! yapı maddeleri parçalanarak hücre dağılır. Bunun için bunlara “hücrelerin intihar torbaları” adı verilir. Özellikle hücre için sindirim işlevlerinde görev alırlar. Bitki hücrelerine özgü organel grubu p/as/;dlerdir. Bitkilerde üç tip plastid bulunur. Bunlar; fotosentez yapan kloroplastlar (yeşil renkli), yedek nişastayı depo eden İokoplastlar (renksiz), çiçek ve meyvelere renk veren kromoplastlar (sarı, turuncu renkli). Sitoplazmadaki bir başka yapıysa vakuollerdir. Bunlara kofui adı da verilir. Önceleri boş zannedilmesi nedeniyle bu ad verildiyse de şimdi bunların boş olmadıkları anlaşılmıştır, içinde hücre özsuyu ve birçok artık madde bulunmaktadır. Özellikle bitki hücrelerinde iri kofullar bulunur, hayvan hücrelerinde ise küçük kofui bulunur. Hücrelerin en önemli bölümüyse cetofdek (nukleus) bölümüdür. Bazen hücrenin orta kısmında, bazen bir kenara çekilmiş olarak bulunur. Genellikle küre ve elipsoid şekillerdedir. Çekirdeğin dışında çekirdeğin zarf içinde çekirdek sıvısı bulunur. Bölünme halinde olmayan hücre çekirdeğinde koyu renkli iplıksi yapılar görülür. Bunlara kromatin adı verilir. Hücre bölünmesi başlayınca çekirdekde kromozomlar belirginleşir. Kromozomların kimyasal bilişimi protein ve DNA’dır. Kromozomlardaki DNA hücre içindeki bütün oiayları ve kalıtımı kontrol eder. Çekirdekte ayrıca bazen bir tane bazen birden fazia çekirdekçik bulunur. Çekirdekçiler hücre bölünmesi sırasında kaybolurlar. Bu sırada çekirdek zarı da erir. Bölünme tamamlandıktan sonra çekirdekçikler yeniden sentezlenirler.

Mastürbasyon

.fullpost{display:none;}

MASTÜRBASYON, (Lat masturbari “kendi kendini kirletmek’ten). Her çeşit cinsel birleşmenin dışında, herhangi bir biçimde orgazma ulaşmak için kendi kendini cinsel uyarıda bulunma durumu. Onanizm olarak da adlandırılır. Kendi kendine doyum sağlama genellikle tek başına yapılmakla birlikte, birden çok kişinin karşılıklı doyum sağladıklarına da rastlanmıştır. Ancak bunlar uygulanışına ve uygulayan kişilerin niteliğine göre başka adlarda alırlar. Cinsel organı yaralayıcı bir biçimde yapılmadıktan sonra mastürbasyonun bedensel yönden zararlı bir yanı olup olmadığı tartışmalıdır. Mastürbasyon karşı cinsle birleşme isteğinin yerini almışsa psikolojik bir bozukluk olarak ele alınmalı ve psikiyatrik tedaviye başvurulmalıdır. Bunun dışında kalan mastürbasyonlar normal bir davranış biçimi olarak değerlendirilir. Mastürbasyonun rüyada kendiliğinden oluşması (pollüsyon), kişinin bilinç altındaki cinsel dürtülerin doyumu anlamını taşımaktadır. Uyanıkken elle gerçekleştirilen mastürbasyon, bilinçli bir biçimde baskı altında tutulmakta olan cinsel dürtü ve isteklerin bilinçli iradenin kırılması ve zorlanması olarak ele alınmaktadır. Mastürbasyonun gerek uyku içinde, gerekse uyanıkken oluşan biçimleri, kişinin cinsel içgüdülerinin yarattığı baskıların hafiflemesine yardım ettiği gibi, duygusal ve düşünsel yönden kişinin istediği, özlediği olgun ve doğal bir cinsel ilişkiye başlayacağı zamana kadar geçen süreyi oldukça daha az gerilimli geçirmesini sağlar. Ancak bu süreyi cinsel yönden özgür geçirmek isteyen kadın ve erkekler daha doğal ve gerçekçi davranmaktadırlar.

Doğum

.fullpost{display:none;}

Yeni oluşmuş yavru organizmanın bağımsız kalması. Doğum kendiliğinden olabileceği gibi birtakım aletler yardımıyla da olabilir (forseps vb.). Genel olarak bir çocuğun dünyaya gelmesi, anne karnında 275-’280 gün kalmasından sonra gerçekleşir. Bu süreyi aşan durumlarda geç doğum oluşur. 275 günden önce gerçekleşen doğumlaraysa erken doğum adı verilir. Erken ve geç doğumlar yeni doğacak bebek ve anne için tehlikelidir. Bu tür doğumlarda ölüm oranı normal doğumlara göre daha yüksek olup doğuştan anormallikler de (sakatlıklar, zekâ geriliği) fazladır. Çocuğun şu ya da bu günde doğmasının nedenleri uzun süredir çözümlenememiştir. Doğum gününü belirleyen olgunun annenin mi yoksa çocuğun mu vücudundaki değişikliklerden kaynaklandığı anlaşılamamıştır. Ancak genel kanıya göre çocuğun anne rahminden dışarı çıkmasına yol açan etken, hipofizin salgıladığı bir hormondur. Gebelik süresi sonunda bu hormonların etkisiyle rahim kasları büzülmeye başlar ve doğum sancıları oluşur. Başlangıçta hafif ve kısa süreli olan bu sancılar her yarım saatte bir gelir geçer. Doğum anı yaklaştıkça da şiddetlenir ve sıklaşır. Rahmin isteme bağlı olmayan kasılmalarına, karın kaslarının düzenli kasılmaları da katılır. Böylece, dünyaya gelecek yavrunun ilk haberleri ulaşmış olur. Artık doğum çok yakındır. Doğum sancılarının başlamasıyla annenin de yapacağı birtakım hareketler ve kasılmalarla doğuma yardımcı olması gerekir. Ayrıca çocuğun dölyatağından çıkabilmesi için, vücudunun başlıca bölümleri olan baş ve omuzlarıyla, kalçalarının birtakım hareketler yapması gerekir. Annenin hareketleri, önce, dölyatağı kasının istemsiz ve ağrılı kasılmaları daha sonra da ebenin kadına kendini zorlamasını (halk dilinde ıkınma) söylemesi üzerine dölyatağı kasıyla birlikte istemli olarak çalışan karın kaslarının çabasıyla olur.Dölüt, başının en dar çapını leğen kemiğinin en geniş çapına uydurmaya çalışır. Bunun için de başını bükerek döndürmesi gerekir. Dölütün başı, çeper kemikleri arasındaki çapıyla leğen kemiğinin üst boğazını aşınca, bir başka deyişle baş, leğen boşluğuna girince, tıpta girme hareketi denen olay oluşur. Leğen boşluğuna çapraz biçimde girmiş bulunan baş, ananın çatı kemiği altına gelecek biçimde döner ve ana rahminden dışarı çıkmaya başlar Dölütün omuz çapı, ananın çatı kemiği (kuyruk sokumu) eksenine uyar. Doğum çalışmasını oluşturan hareketler, dölütün içinde ilerlediği boşluğun yanlarını çeşitli yönlerden zorlamasına yol açar, bu da ananın derece derece sancılanmasına neden olur.Hipofiz bezinin çıkardığı hormonların etkisiyle oluşan kasılmalar sonucu, dölyatağı alt halkasının oluşumu, döl yatağının genişlemesi ve su kesesinin oluşumu gerçekleşir. Doğum sırasında dölyatağı boynu genişleyerek 9.5 cm çapında bir delik durumunu alır. Kanla karışık sümüksü zar salgısı bu genişleme sırasında oluşur ve boyunun sümüksü zar tıkacının yerinden söküldüğü anlaşılır. Ebe dölyatağı yoluna parmağını sokarak boyunun açıklık derecesini inceleme yoluyla doğum pozisyonunu anlar. Su kesesi, dölyatağının genişleyen deliğinde, çocuğu saran amnion ya da amnios (dölütü çevreleyen zarların en içinde bulunanı) zarı içindeki sıvının basıncıyla şiddetle gerilen dış zarlardan oluşur. Bu kese kendiliğinden yırtılır ya da ebe yırtar. Normal olarak su kesesi doğumun birinci bölümünden sonra patlarsa da kimi zaman bu kese çok daha önce, doğumun ilk aşamasının başında ya da daha doğum başlamadan patlayabilir, içindeki su da boşalır. Bunlara kuru doğum adı verilir.Su kesesinin rahim ağzını genişletme görevi olduğu için, doğum süresinden önce patlaması doğumun biraz daha güç ve uzun sürmesine neden olur. Ergotin, çavdar mahmuzu ve hipofiz bezi arka dilimi salgısı gibi maddeler dölyatağının kasılmalarını hızlandırır. Halk arasında sancı iğnesi denilen olay bu maddelerin anne vücuduna şırınga edilmesidir. Uyuşturucu maddeler ve morfin bu kasılmaları engeller. Bu nedenle ağrıyı kesmek için anneye bu tür ilaçlar verilmez. Afyon, papaverin, klorhidrat ve barbital özlerinden oluşan birtakım ilaçlar kas tonu-sunu (gerimini) azaltarak sancıları hafifletir.Doğumun ne kadar süreceği, çocuğun iriliğine, rahim kaslarının genişleme yeteneğine ve daha başka nedenlere dayanır. Ancak doğum olayının ortalama süresi ilk doğumda 16 saat, sonraki doğumlarda 10 saat kadardır. Kadının kasılmalardan ötürü duyduğu sancılar önce aralıklı daha sonra sıktır. Sonra su kesesi yırtılır. Yırtılma sırasında rahime gelen su berrak olmalıdır. Renkli olursa, dölütün rahatsız olduğu anlaşılır ve taşikardi (kalbin hızlı atması) de bunu doğrular. Doğum dendiğinde yalnız çocuğun doğması anlaşılırsa da tıp bakımından doğum, dölütün dölyatağındaki yaşamı boyunca onu yaşatan doğumdan sonra işlevi kalmayan ek organların da {plesentea halk dilinde son) dışarı atılmasıyla sonlanır. Bu atılma yarımya da bir saatte gerçekleşir; iki saate kadar olmazsa bir doktor çağırmak gerekir. Sonun doğması normal olarak 3 evrede oluşur: Sonun (placenta, etene) ve zarların yerlerinden kopup ayrılması; bu elementlerin dölyatağından dışarıya atılması ve dölyatağı yolundan dışarı çıkması. Sonun doğmasını çabuklaştırmak için kordonu çekmek çok tehlikelidir. Dölyatağından ne çıkmışsa saklayıp ebeye göstermek gerekir. Doğum tamamlandıktan sonra, vulva dıştan sabunla yıkanıp temizce kurulandıktan sonra merküressein ile dezenfekte edilir ve hasta, bacakları ayrık olmamak üzere uzanmış durumda bırakılır. Doğum tamamlanınca dölyatağı yeniden büzülerek gebeliğin dördüncü ayındaki durumunu alır; dibi yaklaşık göbek düzeyinde bulunur, bu sıradaki yüksekliği 20 cm, ağırlığı 1.500 gr’dır. Bu ölçüler daha sonra 7 cm’ye ve 70 gr’a düşecektir. Kadın, doğumdan sonra normal olarak birkaç gün biraz kan kaybeder, rengi solar, baygın, ölmek üzereymiş gibi bir duyguya kapılır. Doğum şoku denilen bu durum 30-40 saat kadar sürer. Ancak bu şok dölyatağındaki bir yaradan kaynaklanıyorsa uzar, kendi haline bırakılırsa ölüme yol açar. Böyle bir durumda hekim yetişinceye kadar yatağın ayak tarafı yükseltilerek hastanın başı aşağı düşürülür, vücudu sıcak su torbalarıyla ısıtılır, kuvvetli friksiyonlar (ovma) yapılır, kalbi kuvvetlendirici ilaçlar verilir; vilkamfre ve adrenalin şırınga edilerek kan nakli yapılır. Doğumların % 96’sında çocuğun önce başı çıkar. Rahmin içinde dölütün normal duruş biçimi baş aşağı kollar ve bacaklar kıvrık durumdadır. Bunun için doğum sırasında önce başın dışarı çıkması normaldir. Kafanın yuvarlak ve bir ölçüde sert oluşu da doğum sırasında rahmin ağzını açmak konusunda büyük yardımcıdır. Çocuğun rahim içindeki duruşu başka türlü de olabilir; doğumdan önce yüz, kol ve bacağın çıkması da olasıdır. Doğumların % 3′ ünde çocuğun önce kalçaları sonra ayakları çıkar. Bunlara ters doğum denir. Bununla birlikte gebeliğin büyük bir bölümünde çocuğun rahim içinde ters dururken doğuma yakın düzelmesi çok görülen bir şeydir, Doğan çocuğun ilk yaptığı hareket ağlamaktır.Çünkü ana rahmindeki sıcak çevreden ansızın daha soğuk çevreye çıkmak, çocuğun yaşamında büyük değişikliktir. Ayrıca doğum sırasında rahimden geçerken de vücudu sıkışmıştır. Öte yandan doğumla birlikte çocuğun anne vücudundaki kan’ dolaşımıyla bağlantısı kesilir, oksijen ve besini artık bu kaynaktan alamaz. Böylece ağlamakla ciğerlerini genişletir ve gereksinimi olan oksijeni doğrudan doğruya dışardaki havadan alır. Bilindiği gibi yumurtayla tohum hücresinin birbirleriyle birleşmesi fallop borusu içerisinde olur. Sonra aşılanan yumurta boru içinde aşağı doğru kayarak rahim içine yerleşir. Ancak kimi zaman aşılanan yumurta bu yolculuğun sonuna ulaşamadan bir yerde takılı kalır. Bu durum dış gebelik dediğimiz sakıncalı durumu oluşturur. Böyle bir gebelikten canlı bir çocuğun doğması olanaksızdır. Bu nedenle ameliyat kaçınılmazdır. Gebelik kadının yalnız üreme organlarını değil, tüm organlarını etki altında bırakır, doğumsa döl yolundaki organları etkiler. Bebeğin dışarı çıkışı sırasında rahim boynu, vagina, dış cinsel organları hayli genişler. Ancak bu değişiklikler geçici olup yıpranan organların onarılması kısa- sürede gerçekleşir. Doğumdan’ sonra kadının yatakta yatma süresi genel olarak bir ya da iki haftadır. Bu onun bedeninin durumuna ve doğumla ilgili organlarının daha çabuk ya da daha yavaş normale dönmesine bağlıdır. Köylü kadınlar çoğunlukla üç gün yattıktan sonra ayağa kalkar ve işe giderler. Hatta bazı ilkel kabilelerde doğuran kadın ancak birkaç saat dinlenir. Doğumun mutlaka çok sancılı geçmesi gerekmez. Basit kabilelerde ve köylüler arasında doğum çök basit ve kolay geçer. Bunun nedeni kadının sürekli açık havada, bol güneşte yaşaması, aldığı besinlerin bol vitamin içermesi, iskeletinin iyi gelişmiş olmasıdır. Aynı zamanda çok ağır işlerde çalışması karnındaki bebeğin çok büyümesini engeller. Buna karşın kent yaşamının sinirleri gergin tutması nedeniyle gebelik ve doğumla ilgili kasları yeterince gelişmemiş olan kentli kadında doğum güçtür. Bu yüzden günümüzde sezaryen ameliyatları kentlerde oldukça artmıştır. Bu ameliyatlarda önce karın sonra rahim açılarak çocuk dışarı alınır. Doğumun son aşaması olan plesentanın (sonun) yapısı mineral ve protein bakımından oldukça zengindir. Hayvanlar doğumlarından sonra plesentayı yerler. Bu onlar için hazır besindir. Afrika’da birtakım ilkel kabilelerde de doğumdan sonra sonun yendiği bilinmektedir. Son yıllarda ABD’de doğum sonrası, plesentanın yenmesi yaygınlaşmaktadır. Doğum sonrası hastalıkları günümüzde oldukça azalmış olup bunların en önemlileri enfeksiyonlara bağlı olanlardır. Sorumlu mikrop, genellikle bir streptokok, kimi zaman da gazlı kangren etkeni olan Bacillus perfringens’tir. Bu rahatsızlıklar genellikle uzamış doğumlardan ya da dezenfekte edilmemiş ortamda yapılmış doğumlardan sonra görülür. Zarların erken yırtılması da enfeksiyon hazırlayıcı etmenlerdendir. Hastanede doğan çocuklar dezenfekteli suda yıkanır. Göbekleri gazlı bezlerle sarılarak mikrop kapması önlenir. Yeni doğmuş çocukların gözleri ışıktan çok etkilendiğinden göz kaslarını rahatlatıcı merhemler sürülür. Evdeki doğumlarda suyu dezenfekte etmek için tuz, gözler içinse limon kullanılır. Bebek doğduktan 4-5 saat sonra meme emmeye başlar. Anne sütü yeterliyse bebek yalnız meme emerek 6 ay beslenebilir; yetersizse başka süt ve pirinç unuyla beslenmesi yapılır. Günümüzde tıp teknolojisindeki gelişmeler doğumun daha kolay ve ağrısız olmasına da katkıda bulunmaktadır. Buna doktor gözetiminde vücudu ve bazı kasları geliştiren ekzersizler ve psikolojik hazırlık da eklenince anne ağrısız doğuma hazır hale-gelmek-tedir. ABD ve SSCB’de bazı yöntemler denenerek (su içinde doğum) ağrısız doğuma ulaşılmak istenmektedir.

Keratokonusun nedenleri nelerdir?

.fullpost{display:none;}

hastalığın ortaya çıkmasına neden olan belli bir faktör yoktur bazı hastalıklarda bildiğiniz gibi genetik olabilir bazı ailelerde keratokunus görüldüğünü biliyoruz ama tamamen ailesel diyemiyoruz bununla birlikte bazı hastalıklar özellikle alerjeli kişilerde bu hastalığın daha çok göründüğü bu konuda daha bir kesit. ama her alerjisi olanda bu hastalık olmuyor fakat keratokunusu olan kişilerde alerjik reaksiyonların daha fazla olduğu kesin tam olarakta hastalığın nedeni bilinmiyor. bu olayın kalıtsal yada faktörlerle ilgili olan kısmı ama bir diğer kısmı var alerjisi olan kişilerin gözlerini ovmasına bağlı olarak korneanın çatısını tahrip ettikleri düşünüyor şimdi sık sık gözlerini ovalayan çocuklar özellikle alerjik çocuklarda eğer çok sık gözlerini ovalıyorlarsa o zaman göze a normal bir basınç yüklemesi oluyor yani bir futbol topunu sıktığımızı düşünelim aşırı derece sıkarsak dikişlerin biraz daha zayıf olduğu yerler bomba yapacaktır aynı şey göz içinde geçerlidir ve korneanın çatısında fibriller yapısında bozukluk yaratabiliyor bu ovalama o yüzden bütün hastalara ben gözlerinizi ovalamayın diye ısrarla rica ediyorum böyle bir hastalığa neden olmasın diye.

Göz ameliyatları keratokonusa neden olur mu?

.fullpost{display:none;}

Lazerle yapılan uygun seçilmemiş gözlerde keratokunus hastalığını provake edebiliriz yani böyle alal acele muayne edilmiş kornea kalınlığı düzgün şekilde bakılmamış topokgrafik ve gerekli incelemeler ve analizleri yapılmamışsa bazı ortaya henüz çıkmamış olan keratokunus yani keratokunus ortaya çıkmış hastalık yada gizli keratokunus . keratokunus olan bir kişinin herhangi bir rahatsızlığı yokken eğer böyle bir lazer yapılırsa bu hastalığın ilerlemesine neden olur. keratokunus hastalığı ilerleyici bir hastalıktır eğersiz hastalığın başlangıç safhasında tanıyamazsanın ve o kişide keratokunus varsa lazik yapılırsa yada lazer yapılırsa keratokunus hastalığının ilerlemesini hızlandırmış olursunuz.

Baş dönmesinin nedenleri neler olabilir?

.fullpost{display:none;}

baş dönmesinin sebepleri arasındaki hastalıklarda iyi huylu olanlar var kötü huylku olanlar var iyi huylu olanların arasında bir takım ilaçlar sebep olabiliyor bazı antibiyotikler vs. ilaçlar ayrıca bazı enfeksiyonlar baş dönmesine yol açabiliyor özellikle idrar enfeksiyonlar bakteriyel enfeksiyonlar sebep olabilir. menier hastalığı dediğimiz özel bir hastalık var bulantı baş dönmesi kulak çınlamasıyla giden bir hastalık. emes dediğimiz hastalığı baş dönmesi yapan hastalıklardan birtanesi kafa tramvaları baş dönmesi yapabilir beyindeki tümörlerden iyi huylu yada kötü huylu tümörler denge merkezimi sendeleyerek yine baş dönmesine neden olabilir. yine beynimizdeki damarların bazı hastalıklarında bunların kanamaları tıkanmaları bunların hepsi baş dönmesine sebep olabilir. bu baş dönmesi sebepleri içindede en önemlisi panik atak panik atağı olan kişilerde gerçekten baş dönmesi çok sık görülüyor şimdi baş dönmesiyle birlikte kişide görme bozukluğu bulanık görme çift görme bi bölgeyi görememe gibi belirtiler varsa bulantı ve kusma varsa kişide son zamanalarda iştahsızlık kilo kaybı ateş terleme gibi bir takım belirtiler varsa bu baş dönmesi gerçekten önemli bir hastalığı gösteren bir belirtidir diye düşünüp biran önce doktora görünmekte fayda var

Baş dönmesinin sebebini bulmak için ne tür tetkikler yapılır?

.fullpost{display:none;}

baş dönmesi bir hastalık değil bir belirtidir altta yatan hastalıkları bulmak gerekiyor sebep olan bir çok hastalık var onları biraz önce belirttim düşündüğünüz her hastalığa uygun tektik yöntemleri var tabi öncelikle hastayı incelememiz gerekiyor şikayetlerini soracağız işte hastanın çevreniz sizin etrafınızda dönüyor yoksa siz mi eşyalar etrafında dönüyorsunuz başınızı sağa yada sola çevirdiğinizde baş dönmesi oluyor mu yattığınız zaman bir baş dönmeniz varmı bulantınız kusmanız varmı bunların hepsi hastadan öğreneceğimiz bilgilere göre altta yatan hastalığa doğru yönelmemizi sağlar. ikincisi hastaya tasiyon ölçmemiz gerekiyor bu en başta çok önemli çünkü yüksek tansiyonda bşa dönmesine sebep olur beyindeki damarlarıda etkilediği için artı bir takım kan ve idrar tahlilleri yapılmasında fayda var çok basit olarak işte hastanın şekeri varmı kolestrol yüksekliği varmı kan yağları yüksekmi bunlar baş dönmersine sebep olacak bir takım hastalıklar ayrıca kulak burun boğaz ilgili iç kulakla ilgili bir takım hastalıklara bağlı olarakta baş dönmesi olabilir orta kulak iltihaplarında olabilir böyle bir şikayeti varmı yokmu kulaklarının iyi muayne edilmesinde fayda var birde beyin fonksiyonları iyi değerlendirilmeli yani mutlaka bulantı kusma baş dönmesi bir denge bozukluğu varsa kranial emar istenip beyinde bir tümor varmı yada damarlarda bir tıkanıklık bir kanama varmı bunu ekarte etmekte fayda var yani düşündüğümüz hastalığa uygun tektikleri yapmamız gerekmektedir.

Keratokonus sık rastlanan bir göz hastalığı mı?

.fullpost{display:none;}

keratokonus hastalığı sık rastlanan bir hastalık değildir hatta bundan 20 yıl öncesi filan çok daha az rastlanıyor buda işte 100 binde 125 , 150 kişide filan görülüyordu bu hastalık ama şuanda son yıllarda hastalığın 100 binde 200 , 250 lere ulaştığı daha fazla arttığı tespit ediliyor birde eskiden keratokonus hastalığnı ortaya çıkaracak yeterli cihazlar yoktu çünkü ortaya çıkartılabilmesi için korneanın analizinin yapılması lazım topografilerin yapılması lazım kornea arkası çekimlerinin yapılması lazım bu şekilde ortaya çıkarılıyor bir yanda hastalığın ortaya çıkartılmaları arttı bir yanda da hastalığın artışı olduğunu düşünüyoruz kadın erkek oranına gelince kadınlarla erkek arasında herhangi bir fark yok.aşağı yukarı eşit. korneada ki herhangi bir hastalığın keratokonus’a neden olduğuna dair herhangi bir bilgi yok yani neden bilinmeyen bir hastalık keratokonus fakat bununla birlikte alerjisi olan kişilerde bu hastalığın daha sık görüldüğü tespit edilmiştir alerjik kişilerde acaba alerjiye bağlımı keratokonus oluyor yoksa alerjik olan kişilerin gözlerini ovalamasından mı kaynaklanıyor diyor ayrımını yapmak lazım. çünkü gözü ovalamak gözde bazı mekanik problemler yaratabilir.

Keratokonus operasyonunun riskleri var mı?

.fullpost{display:none;}

Cerrahi işlem korneası incelmiş bir kişinin gözüne bir tünel açıyorsunuz yani incecik kornea yarım mili metre kalınlığı olmayan korneanın içersine tünel açıp onun içersinede 400 yada 450 mikron kalınlığında ring yerleştiriyorsunuz türkçe olarak halka diyoruz yarım halkalar yerleştiriyorsunuz. tabi ki operasyon olarak hassas bir operasyon ince bir cerrahi gerektiriyor ayrıca bu tüneli açmak için lazerde kullanılabiliyor yada manuelde yapılabiliyor ikiside mümkün birde kullanılacak ringlerin çeşitli tipleri var yani kabaca söylüyecek olursam 20 ayrı ring ve daha fazla kombinasyon yapılabilir 2 tane ring olduğu için bunlarda bu konuya gerçekten ilgilenen kişiler onlara uygun ringleri taktıklarında uygun açılarda taktıklarında bunların karararını oldukça hassas bir hesaplamalar gerekiyor.

Keratokonusun belirtileri nelerdir?

.fullpost{display:none;}

Keratokonusun belirtileri değişik yaşlarda ortaya çıkabilir baz<ılarında 12 .13 yaş arası bazılarında 25. 30 lu yaşlarda ortaya çıkabilir hatta 25.30 lu yaşlarda görmesi azalan birisinde bazen emarlar filan yapılır ya bunun niye görmesi az ilk bakışta gözde fazla bir bulgu yoktur. göz doktorları bu hastalığı eğer tanıyamazlarsa hastaya emarlar yapılır beyin tümorü araştırmaları yapılır bunlar gereksizdir. sıkı bir göz analizi yapıldığında latent olan gizli olan hastalık ortaya çıkarılır. yani ilk belirtiler görmede azalma puslu görme ve astigmatta artış şeklinde ortaya çıkar. hastaların genelde şikayetleri şu şekilde olur doktor bey ben bir doktora gittim bir gözlük verdi başka bir doktora gittim başka doktor gözlük verdi bakalım siz ne vereceksiniz diye gelir gerçektende her doktor ayrı numaralar bulur o bömlelikten dolayı ve hasta sık sık gözlük değiştirir doktor bey son 2 yıldır 3 kere gözlük değiştirdim der bu hastalığın ilerleyişinden dolayıdır hatta acaba doktorlar bana yanlış gözlük mü verdi diye düşünebilirler ilerleyen pusl görmeler sık gözlük değiştirmeler bize keratokonusu düşündürmelidir. erken teşhis tedaviyi düzenlemek açısından çok faydalı olur erken teşhis sayesinde eğer ki gözünü fazla ovalayan birisiyle ısrarla gözünü ovalamamasını söyleriz hastalığı daha fazla ilerletmesin diye. keratokonusu olan birisi gözünü ovalaması demek minarenin tepesinden aşağıya doğru bakmak beni ürkütüyor çünkü çok ciddi sonuçlar hatta o bömbelik korneanın incelmiş olduğu yerden korneanın patlamasına neden olabilir bu kadarda tehlikelide birşeydir ve göz suyu ordan dışarıya akabilir. o yüzden göze dokunmamak en doğru şeydir.

Lens kullanmak keratokonus riskini artırır mı?

.fullpost{display:none;}

Lens kullanmanın direk keratokunus’un ortaya çıkmasına etkisi yok hatta ilk etapta gözlükle memnun olmayan keratokunus hastaları lens takmak isteyebilirler fakat onların gözlerinde ki aşırı bombelikten dolayı lenslerde o gözde rahat durmaz hastalarda çokta memnun olmazlar özellikle yumuşak lensler keratokunusta ki kişinin astigmatını düzeltmez sert lensler kullanılabilir sert gaz geçirgen lensler vardır o astigmatı biraz daha azaltır. ama bu arada da şunuda söylüyeyim lensler tabi belli bir rahatlık sağlanıyor ama tedaviyle ilgili bazı gelişmeler olduğu için tedaviye de çok fazla geçikmemek gerekiyor.

Baş dönmesini azaltmak için ne yapılabilir?

.fullpost{display:none;}

öncelikle ani hareketlerden kaçınmak gerekiyor baş hareketlerimizi misal aniden sağa sola çevirme bunlar baş dönmesini tetikleyebilir ikinci bir konu oturduğumuzda ayağa kalkarken yada yatarken yataktan kalkarken yine yavaş olarak kalkmak lazım hatta önce sağımıza dönüp baş dönmemizin üstüne biraz bekleyip yine oturup 15 20 saniye oturup ayağa kalkmak çok büyük fayda getirir çünkü ani kalktığımız zaman hem baş dönmesi sebebi zaten baş dönmesini oluşturcak bide tansiyon düşüküğüne sebep olacağı için baş dönmesi dahada artacaktır gözleri kapatmak baş dönmesini birazcık azaltabilir çünkü çevremizdeki eşyaları görmediğimiz için baş dönmesini daha az hissetmemizi sağaıyabilir ama tamamen geçirmez tabi ki bu açıdan gözlerimi kapatmakta fayda var iç kulakla ilgili bazı hastalıklarda da da bir takım baş ve boyun hareketleri kulak burun boğaz uzmanı tarafından yapılarak o manevrelarla kişinin baş dönmesi de geçirilebilir. bazen beyine giden taze kan getiren damarlarda da bir daralma olabilir bu durumlarda da boynumuzun birazcık daha yüksekte yatmasında fayda var.

Baş dönmesi sorunu yaşayanlar nelere dikkat etmeli?

.fullpost{display:none;}

baş dönmesi olan kişilerin en az 6 .7 saat uyumaları gerekiyor hem beyin hem diğer vücut prganlarının dinlendirilip daha uygun hale gelmesini sağlıyor özellikle vitaminlerine çok dikkat etmeli mesela bazı vitaminler var k eksikliğii baş dönmesine sebep olabilir en önemlisi B12 vitaminidir bu B12 vitamini içeren et gibi artı yeşil sebzeler gibi yumurta gibi bu tür gıdaların alınmasında çok fayda var vitamin yönünden iyi desteklenmeli tabi stres pani katak baş dönmesinin başlıca sebeplerinden birtanesi strestende ne kadar uzak durabiliriz böyle bir çağda ama yinede uzak durmak gerekiyor. alkol ve sigara baş dönmesini arttırabilir çünkü beynin oksijenlenmesi yada beyine giden kan miktarının etkiledikleri için baş dönmesi olan bir kişide dahada arttırabilir hem alkol hem sigaradan uzak durmak gerekir.

2009 6. Sınıf Sbs Sonucu Açıklandı.

.fullpost{display:none;}

 

Bu sene ilk defa Sbs’na giren 6. sınıfların Nihayet Sbs sonucu bugün açıklandı.


6. sınıf öğrencileri 2009 Sbs sonucunu http://sbs2009.meb.gov.tr/ adresinden Tc kimlik numaralarını yazarak öğrenebilecekler.
Bütün 6. sınıf öğrencilerine başarılar dileriz.

Bunları da okuyun


Kabızlık İçin Bol Bol Posa Tüketin.

.fullpost{display:none;}

Kabızlık her yaşta kişide görülen bir sorundur.
Başlıca sebepleri yemeği düzensiz yeme, sıvı ve posanın yeterince alınmaması, hareketsiz bir hayat sürme sayılabilir.
Ayrıca iş hayatı ve stres bir çok barsak ile mide hastalıklarının sebepleri içerisindedir.


Posa Nedir?


Posa, vücudumuza enerji vermeyen besinin bir ögesidir . Vücuttan genellikle daha kullanılmadan atılır. Ancak sağlık açısında faydaları çoktur.


Posa Neye Yarar?


1. İdeal beden ölçüleri sağlar,
2. Kalbiniz için çok faydalıdır.
3. Kan şekerini kontrol eder.
4. Kabızlık ve hemoroidden korur.
5. Bağırsak Gazını giderir.

Bunları da okuyun


Memur Alımı Sınavında Değişiklik Yapıldı

.fullpost{display:none;}

Kamuya memur olarak ilk kez atanacaklar memur adayları için yapılan sınavlarda değişiklik yapıldı.
Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmeliğe göre; kamu kurum ve kuruluşları başvuran adayların bilgilerini ÖSYM’ye bidiriyorladı. Yapılan deği

AKINOĞLU SAĞLIK OCAĞI sağlık ocağı,ocak adresleri,ocak telefonları ,ocağının görevleri,branşla

saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tuzlar

.fullpost{display:none;}

 

Tuzlar, bir asit ile bazın eşdeğer miktarları arasındaki tepkimeyle oluşan kimyasal bileşikleri belirten terim. Tuzların bazıları farklı yollarla de elde edilmekle birlikte, çoğunlukla, bir asidin hidrojeni bir metalle yer değiştirerek iki ürün verir: Su ve tuz. Sözgelimi, sodyum klorür ya da sofra tuzu (NaCl),|hidroklorik asit(HCl) ile sodyum hidroksitin (NaOH) tepkimesi sonucu, suyla birlikte oluşur. Kimyasal adlandırmada önce metal, sonra da asit türevi belirtilir; dolayısıyla, bakır (II) sülfat (CuSO4), sülfürik asitten türemiştir.
Tepkenlerin yapısına bağlı olarak tuzlar organik ya da inorganik olabilirler. Hidrojen içeren tuzlar, “asit tuzu” diye adlandırılır. Hidratlı, yani, billurlarında su bulunan tuzlara Epsom tuzları (magnezyum sülfat) ve Glauber tuzu (sodyum sülfat) örnek gösterilebilir.

Kimyasal Analiz

.fullpost{display:none;}

Kalitatif analizde klasik yöntemler, mad­delerin karakteristik reaksiyonlarından fay­dalanır. Ön incelemeden (gözle muayene, ısıtma ve alev testi)’ sonra çeşitli iyonları standart reaktiflerle verdikleri reaksiyonla­ra göre gruplara ayıran sistematik yollar­dan gidilir ve bunlardan herbirinin (varsa) ortaya konması sağlanır. Katyon ve anyon­lar ayrı ayrı analiz işlemine tutulur. Or­ganik bileşiklerde karbon ve hiürpjen, maddeyi bakır (II) oksitle ısıtarak tanınır; böylece karbon dioksit ve su meydana ge­lir. Azot, halogenler ve kükürdü tanımak için madde sodyumla ısıtılır ve geri kaDüzlemde (1) Dekart (kartezyen) koordinat, sistemi birbirini dik olarak kesen iki eksen içerir. Bu eksenler apsis ve ordinat eksenleri adlarını alırlar. Apsis eksenine x, ordinat eksenine y ekseni de denir. Eksenlerin birbirini dik olarak kestiği nokta orijin ya da başlangıç noktası olarak alınır; bu nokta O harfi ile gösterilir. Orijin noktasından eksenler üzerinde sağa ve yukarı doğru olan yönler pozitif, yani artı ( + ), sola ve aşağı doğru olan yönler negatif, yani eksi (—) yönlerdir. Eksenlerin dört bölgeye ayırdığı düzlem içinde bir P noktasının yeri, onun koordinatları ile belirlenir. Şekilde P noktasının apsisi x ve ordinatı İse y’dir; buna göre de bu nokta P (x, y) biçiminde gösterilir. Burada her iki değer de pozitiftir. Gerçekten eksenlerin ayırdığı dört bölgeden sağ üst bölgede tüm apsis ve ordinatlar pozitif, sol yukarı bölgede tüm apsisler negatif ve ordinatlar ise pozitif, sol aşağıda ise her iki koordinat, yani hem apsis hem de ordinat negatif, sağ aşağıda apsis pozitif ve ordinat negatiftir.Orijin noktasının koordinatları ise hem apsisi hem de ordinatı sıfır olduğu için O (o. o) biçiminde gösterilir. (2) Bu koordinat sistemi içinde x (apsis) ve y (ordinat) değerleri belli bir İlişkiye uyan noktalar kümesinin grafiği çizilebilir. Örnek olarak koordinatları y = 2x + 3 denklemine uyan tüm noktalardan oluşan küme bir doğru üzerinde dizilir. Bu doğru ordinat eksenini y = 3 ve apsis eksenim x = —1,5 noktasında keser; Koordinatları y = x2—9 denklemine uyan noktalar kümesi ise, parabol eğrisi oluşturur. Bu eğri de ordinat eksenini y ——9 ve apsis eksenini x= +3 ve x = — 3 noktalarında keser.. Örneğin, ordinat (y) eksenine göre simetrik olduğu görülür. (3) Yine bu eksen sistemini kullanarak merkezi orijin noktasında bulunan bir dairenin çevresine (çember) dizilmiş, tüm noktaların oluşturduğu kümenin denklemini bulabiliriz. Çemberin yarıçapı r olduğuna göre çember üzerinde bulunan bir noktanın orijine uzaklığı da r olur.

Akupunktur

.fullpost{display:none;}

Akupunktur, Çin’de çok eski dönemlerden bu yana uygulanan, günümüzde Batı ülkelerinde ve yurdumuzda da yaygınlaşan tedavi yöntemi. Akupunktur, özellikle ağrı gidermek amacıyla bedenin belirli noktalarına altın, gümüş, vb. iğneler batırılmasına dayanır. Etki mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte Uzakdoğu’da önemli ameliyatlarda anestezi yerine de başvurulan yöntem, Özellikle süreğen başağrılarının ve sırt ağrılarının tedavisinde yararlıdır.

Zeolitler

.fullpost{display:none;}

Zeolitler, sodyum, potasyum, kalsiyum ve baryum alüminosilikatlarından kurulu mineral grubunu belirten kimya terimi, özellikle volkanik kayalarda rastlanan zeolitler eksi yüklü, hafif, içine gazların, suyun ve artı iyonların sızabildiği açık kafes yapılı minerallerdir. Bu Özelliklerinden Ötürü, “kafes”in deliklerine belirli boyutlarda moleküllerin soğurtulması yoluyla, molekül eleği olarak kullanılırlar. Özellikle suyun yumuşatılmasında iyon değiştirici işlevi görürler: Sodyum içeren vapay bir zeolit olan permatit, sudaki kalsiyum iyonlarının çözünür sodyum iyonlarıyla yer değiştirmesini sağlar.


zeolitler

Bel Fıtığı

.fullpost{display:none;}

BEL FITIĞI (LUMBAL HERNİ DİSK AL):


Bilindiği gibi omur gövdeleri arasında “Omurlar arası disk” ler bulunur. Bu diskler omurganın hareketlerine belli bir esneklik kazandırır. Disklerin bir başka yaran da, omurganın üstüne binen yüklere karşı belli bir yaylanmanın sağlamasıdır. Böylece yükle karşılaşan omurlar bu yükü belli bir yumuşaklıkla karşılayarak, darbe almaktan korunmuş olurlar. Diskin ortasında “Nukleus pulpozus” denilen jelatin gibi bir yapı bulunur. Nukleus pulpozusun çevresindeyse lifsel-kıkırdak yapıda bir halka bulunur. Bu halkaya “Anulus fibrozus” denir. Omurgaya bir yük bindiğinde nukleus pulpozus yassılaşıp yayılır ve etrafındaki anulus fibrozusu “Omurga kanalına” (kanaüs vertebralis) doğru iter. Bilindiği gibi omurga kanalının içinde omurilik bulunmaktadır. Omurga üzerindeki yük kalktığında, disk normal biçimini yeniden kazanır.


İlerleyen yaşla birlikte diskte dejenerasyonlar gelişir. Bu gibi bir durumda omurgaya binen ağır bir yük, beklenmedik bir darbe ya da ani bir hareket, anulus fibrozun yırtılmasma ve nukleus pulpozus ile birlikte omurga kanalına ya da omurlar arası deliğin fıtıklaşmasına yol açar. Bu fıtıklaşmaya “Herni diskal” denir. Herni diskal bütün omurga boyunca herhangi bir bölgede ortaya çıkabilir. Örneğin boyunda olabileceği gibi, bel bölgesinde de olabilir. Herni diskal hangi bölgedeyse, o bölgenin adıyla anılır. Herni diskallerin yaklaşık % 9O’ı bel bölgesinde ortaya çıkar. Çünkü omurga en fazla bu bölgede ağır yük altındadır. Bu bölgede ortaya çıkan diskal hernilere “Bel fıtığı” (Lumbal herni diskal) denir. Boyun bölgesinde gelişen herni diskallere ise “Servikal herni diskal” denir.


bel-fitigi


BEL FITIĞI BELİRTİLERİ: Bel fıtığı genellikle 4. bel omuruyla 5. bel omuru arasındaki, 5. bel umuruyla 1. sakrum omuru arasındaki disklerde gelişir. Bel fıtığının ilk belirtisi bel ağrısıdır. Hasta ya ani bir hareket sonrasında ya da omurgaya binen ağır bir yük sonrasında bel ağrısından yakınmaya başlar. Fıtıklaşmış olan disk, o bölgedeki omurilik sinirlerine baskı yaptığında ağrı bacaklara doğru yayılır. Bel umurlarının 4., 5. ve 1. sakrum omuru hizasından kaynaklanan omurilik sinirleri, bu düzeylerde baskıya uğradıklarında, beldeki ağrı kalçaya ve uyluğun arka-dış bölgesine doğru yayılır. Bu yayılış siyatik sinirin yayılışına uyar., Bu nedenle bu ağrıya siyatik ağrısı da denir. 4. bel omurunun üstündeki bel omurları hizasında baskıya uğrayan omurilik sinirleri, bacağın ön yüzüne doğru yayılan bir ağrıya neden olurlar. Hasta ıkındığında, hapşırdığında ya da Öksürdüğünde belde bir ağrı ortaya çıkabilir. Hastanın belinde omurga sağa ya da sola doğru anormal bir kıvrım yapmış olabilir. Bu kıvrılmaya “Skolyoz” denir. Sırtüstü yatmakta olan bir hastanın bacağı yukarı kaldırıldığında hastada ağrı ortaya çıkar. Bu hastalarda bel ve bacaklarda duyu kusurları da gelişebilmektedir. Hastalığın teşhisinde, hastanın yakınmaları, klinik belirtileri ve röntgen incelemelerinden yararlanılır.


BEL FITIĞI TEDAVİSİ: Bu tür hastalıkların ortaya çıktığı dönemde hastanın en az iki hafta sert bir yatakta sırtüstü yatması gerekir. Bu sırada bacaklar dizden hafifçe kırılmalıdır. Hastanın kesinlikle yüzüstü yatmaması gerekir. Ağrı kesici kas gevşetici ve iltihabı giderici ilaçlar yararlı olur. Fıtıklaşmış diskin neden olduğu ağrılar kaybolduktan sonra, koruyucu önlemler alınmalıdır. Bunun için bel kaslarının kuvvetlendirilmesi, uzun süre oturmaktan kaçınılması gerekir. Koruyucu önlemlerle ilgili geniş bilgiyi sitemizin “İskelet sistemi” adlı bölümünün “Bel ağrıları” adlı başlığında bulabilirsiniz. Bel fıtığı vakalarının yaklaşık % 20’sine cerrahi tedavi uygulanması gerekmektedir. Cerrahi tedavi % 60 oranında tam düzelme sağlar. Cerrahi uygulama, fıtıklaşan disk Bölgesinde bel omurularının hareketini ortadan kaldırır. Son zamanlarda “Kimopapain” adlı bir madde fıtıklaşan disk içine zerkedilmekte ve o bölgede iki omur adeta birbirine yapışıp bölgesel bir hareketsizlik yaratılmaktadır. Bu tedaviye “Kemonükleoliz” denilmektedir.

Böbrek Yetmezliği

.fullpost{display:none;}

AKUT (ANİ) BÖBREK YETMEZLİĞİ:


Akut böbrek yetmezliği, çeşitli etkenlere bağlı olarak, böbrek işlevlerinin ani olarak bozulmasını anlatan bir terimdir.


Hastalığın genellikle ilk fark eçlilen belirtisi, hastanın çıkardığı günlük idrar miktarındaki azalmadır.


Bu azalma “Oligüri” düzeyindedir.


Yani hastaların günlük idrar miktarı 500 mi ‘nın altındadır. Ancak oligüri gelişmeyebilir.


Akut böbrek yetmezliğinin klinik özelliklerine ve belirtilerine geçmeden Önce, hastalığı yaratan etkenlerden söz edeceğiz.


bobrek-yetmezligi


1) Karbontetraklorür zehirlenmesi
2) Sülfonamidler
3) Amfoterisin B
4) Arsenik
5) Cıva
6) Mantar zehirlenmesi
7) Akut glomerülonefrit
8 ) Şok
9)  Geniş yanıklar
10) Ezilmeler
11} Böbrek kan dolaşımının bazı kalp damar ameliyatları sırasında bozulması
12) Peritonit
13) Enfeksiyon hastalıkları
14) Penisilin allerjisi
15) Kanın damar içinde hemolize (kan hücrelerinin damar içinde parçalanması) uğraması
16) Şeker hastalığı
17) Karaciğer yetmezliği
18) EHampsi
19] Septik abortus
20) Doğum sonrası kanamalar
21) Plasenta previa.

Varis

.fullpost{display:none;}

Toplardamarların bölgesel biçimde genişlemesi ve kıvrımlarının çoğalmasına verilen isimdir. Vücudun bir bölgesinde bulunan toplardamarlarda varis gelişebilir. Ancak gerçekte varisler en fazla bacaklardaki toplardamarlarda ve anüsteki hemoroit toplardamarlarında görülür. Hemoroid toplardamarlarda gelişen varislere kısaca “ Hemoroit ” denilmektedir. Hemoroid halk arasında “ Basur ” olarak adlandırılmaktadır. Hemoroit konusu sitemizin “ Sindirim sistemi ” bölümünde incelenmiştir.


Belirtileri


Bacaklarda ağırlık ve yorgunluk duyusu, ayak bileklerinde şişme, varisli bölgede deri ülserlerinin gelişmesi ve kahverengi lekelerin ortaya çıkması başlıca belirtileridir. Kahverengi lekeler, alyuvarların darnar dışına sızdıktan sonra deride parçalanıp içlerindeki demirin bu bölgede birikmesiye oluşur. Tedavisi. Başlangıç dönemindeki varisler, genellikle fazla ayakta kalmamaya özen gösterip istirahat etmekle geçebilir. Ancak iyileşmeyen varisler için ameliyat gerekebilir. Hastanın yatak istirahatine alınması ve bacakların kalp düzeyinin üstüne yükseltilmesi ien önemli ve basit tedavi yöntemidiri. Başlangıçtaki varisler için “varis çorabı” adı verilen elastik çoraplarla aynı işlevi gören bandajlar iyi sonuç verir. Tüm bu yöntemlerden sonuç alınmazsa varisli damarın ya da damarların ameliyat yoiuyla çıkartılması gerekir. Gebe kadınlarda varis gelişme eğilimi varsa, yataktan kalkmadan önce varis çorabı giymelerinde yarar vardır. Uzun süre ayakta kalmayı gerektiren meslekleri yapan kişilerin varis gelişmesini önlemek için yürümeleri ve hafif koşullar yapmaları yararlıdır. Yürüyüşler ve hafif koşular kasları güçlendirir ve derideki toplardamarlar bu kaslarca testeklenmiş olur.


Varisler toplumda yaklaşık olarak % 15 sıklıkta görülmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla 4 kat daha sık rastlanır.


Bilindiği gibi, toplardamarların çoğunda kapakçıklar bulunmaktadır. Bu kapakçıklar yalnız kalbe doğru açıldıklarından, toplardamar kanının da yalnız kalbe doğru akmasını sağlarlar. Varis vakalarında bu kapakların çalışması bozulmuştur. Bazı vakalarda ise bu kapakların sayısının normalden az olduğu saptanmıştır. Kapakların çalışmasında bozukluğun gelişmesine neden olan etkenlerin başında, damar duvarının zayıflayıp genişlemesi gelir, insanın iki ayak üzerinde dik yürüyor olması, bacaklarmdaki toplardamarlarda kanın hidrostatik basıncın yüksek olmasına neden olmaktadır. Diğer yandan bacak toplardamarlarında bir iltihabın gelişmesi damar duvarının zayıflamasına yol açar. Duvarı zayıflamış, içindeki kanın hidrostatik basıncı artmış olanbirtoplardamarda ise, varis gelişmesi ileri derecede kolaylaşmış olur. Uzun boylu kişilerin, sürekli olarak ayakta duran trafik polislerinin, dişçilerin, aşçıların bacaklarmdaki toplardamarlarda hidrostatik basınç daha yüksek olduğundan, bu kişilerde bacak varislerine daha sık rastlanmaktadır. Hamilelik sırasında, rahim içindeki çocuğun annenin gerek pelvis gerekse sırt bölgesindeki toplardamarlara baskı yapması sonucu bacaklardaki toplardamarlarda hidrostatik basınç artar. Bu da hamilelik sırasında annede varislerin gelişmesine neden olan önemli etkenlerden biridir. Bu nedenle hamile kadınların ayakta fazla kalmamaları, dinlendikleri zaman tamamen sırt üstü değil de bir miktar yan yatmaları daha iyi olur. Kalp yetmezliği olan hastalarda bacaklarda bir miktar kan göl-lenir. Bu göllenme de atardamarlardaki hidrostatik basıncın artmasına ve dolayısıyla da varislerin gelişmesine yol açabilmektedir. Varisli bacaklarda hastalar ağrıdan gerginlikten ve bacaklarmdaki ağırlık hissinden yakınırlar. Varisli bacak şişebilir, gece yatakta o bacağa kramp girebilir. Varis nedeniyle bu bölgede deri ülserleri gelişebilir. Deride kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bu lekeler, alyuvarların damar dışına sızdıktan sonra deride parçalanıp içlerindeki demirin bu bölgede birikmesine bağlıdır. Varislerin tedavisi basit istirahatle olabileceği gibi, bu yöntemle iyileşmeyen vakalar için cerrahi yöntemle de olabilir. Hastanın yatak istirahatine alınması ve bacağının kalp düzeyinin üstüne yükseltilmesi gerekir. Yüzeysel varisler için esnek varis çorapları yararlı olabilir. Bu yöntemlerle sonuç alınmadığında ise varisli damarların cerrahi olarak çıkartılması gerekmektedir.


Varise eğilimi olan hamile kadınların yataktan kalkmadan önce esnek varis çoraplarını giyinmeleri yararlıdır. Genel bir önleyici olarak da herkese yürümeyi ya da koşmayı öneririz. Böylece bacak kasları kuvvetleneceğinden, özelle derideki toplardamarlar bacak kasları tarafından desteklenmiş olurlar. Bu da varis gelişme riskini düşürür. Varisli kişilerin de hafif yürüyüşler yapmalarında yarar vardır. Uzun süre ayakta durmak zorunda olan kişilerin ise yürüyüş ve koşulara herkesden daha çok önem vermeleri gerekmektedir.


NEDENLERİ
Bacak varisleri, birincil ve ikincil olarak ikiye ayrılır. Birincil varisler yüzeysel toplardamarlarda ortaya çıkar, ikincil varisler Öncelikle derin toplardamarda görülür; burada kapakçıkların kapanma­sına ya da yetersizliğine yol açar. Böyle­ce kan, izlemesi gereken yoldan saparak yüzeysel damarlara geçer ve yüzeysel toplardamarın duvarlarında zayıflamaya yol açarlar.
1 BİRİNCİL VARİSLER
Toplardamarlar uzamış, genişlemiş ve büklümlü bir görünüm almıştır. Bu da­marların duvarları incelendiğinde önem­li yapısal bozukluklar görülür. Duvarın bazı bölümlerinde kalınlaşmalar, ba?ı bölümlerinde ise incelmeler görülür. Bu­rada kas ve esnek liflerin yerini lifsi bağdoku almıştır. Bu doku, kanın bura­da birikmesine bağlı olarak, basmç altın­da zayıflar ve toplardamarların duvarla­rında çok belirgin genişlemeler görülür. Önceleri bu durumun damar duvarları­nın doğuştan gelen bir zayıflığına bağlı olarak gelişebileceği düşünülmüştür.


İKİNCİL VARİSLER


Derin toplardamarlar iltihap nedeniyle tıkandığında, kanın kalbe geri dönüşü önemli oranda engellenir. İltihaba bağlı olarak genel durum bozukluğu, ateş, ağrı, bacakta şişme gibi belirtiler de görü­lebilir. Bu durumda yüzeysel toplarda­marlar daha fazla miktarda kanı içine alarak kalbe itmeye çalışır. Daha önce de belirtildiği gibi, toplardamarlarda ka­nın hareketini sağlayan mekanizmalar yetersiz kaldığından yüzeysel toplarda­marlar fazla miktardaki kanı pompala-yamaz ve genişler. Bu damarlardaki ka­pakçıklar yeterince kapanamaz, zayıflar, yetersiz kalarak kanın kalbe geri dönü­şünü zorlaştırır. Bu durumlarda varis te­davisinden önce derin toplardamardaki iltihabın giderilmesi gerekir. İltihap sık­lıkla akciğerde emboliye neden oldu­ğundan hemen tedavi edilmelidir.


YAKINMALAR


Varisler başlangıçta yalnızca görüntüyü bozar. Bu aşamada bile bacaklarda ağırlık duygusu ve karıncalanmayla bir­likte yorgunluk olabilir. Bu yakınmalar, özellikle bacaklan yukan kaldırarak dinlenmeyle geçer. Bu aşamada toplar­damar dolaşımı henüz kesintiye uğra­mamıştır. Bacağm şişmesi de vansin
belirgin bulgulanndandır; kanın dolaşı­ma yeterince katılamayıp, damar yata­ğında hareketsiz kaldığını gösterir. Bu durum daha ağır komplikasyonlara yol açabilir. Deri Üzerinde renk değişiklik­leri ve bozukluklar olabilir. Hastalığın bu döneminde egzama, varis ülserleri, damarın çatlamasına bağlı kanama, ba­zen derin damarların tıkanmasıyla orta­ya çıkan iltihap görülür. Hastalığın er­ken döneminde doğru tanı konması ve tedavi uygulanması, hastalığın gidişi ve doğabilecek komplikasyonlarm önlen­mesi açısından çok yararlıdır.


KOMPLİKASYONLAR


Bacak varislerinde başlıca üç komplikasyon vardır: Tromboflebit; varis kanaması; varis ülserleri.
Bu komplikasyonlar hastanın yaşa­mını tehdit etmezse de, istirahatı zorun­lu kılabilir.
Varis tromboflebiti: Varisli toplar­damarın duvarında iltihap vardır; bu du­rum damarın çevresindeki dokuları da ilgilendirir. Ayrıca toplardamarın varis olan bölümünde pıhtı oluşumu (tromboz) görülür. Deri varisli damar boyun­ca sıcak ve kırmızıdır. Toplardamar ger­gin ve sert bir sicim gibidir. Elle yapılan muayenede varisli toplardamarlar bo­yunca yaygın ve ağrılı bir şişlik sapta­nır. Hastanın varisli bölgede ağrısı var­dır; gerginlik duyulur. Bazı durumlarda ateş ve genel durum bozukluğu da görü­lebilir.
Varisin çatlamasına bağlı kana­ma: Sıklıkla travma nedeniyle ortaya çı­kar. Travma hafif bile olsa, varisli da­marın çatlaması için yeterlidir. Derinin bütünlüğü de bozulursa dışarı doğru önemli boyutlarda kanama olabilir. Böyle durumlarda kanamanın acil ola­rak durdurulması gerekir. Kanama böl­gesine bir baskı uygulanması ve bunun ardından sıkı bir bandajla sarılması uy­gundur. Varis çatlamasında ciltte yara bulunmayabilir. Böyle durumlarda deri altına kanama olur, hematom (kan otur­ması) gelişir. Hematomun kendisi bir baskı oluşturduğundan kanama kendi başına da durabilir. Çok ağrılı bir du­rumdur, dokuların ezilmesine ve baca­ğın güçsüz kalmasına yol açar. Hemato­mun çok yaygın olmadığı durumlarda alkolle pansıman yapmak yeterli olur; böylece hematom geri emilir. Hematomun yaygın olduğu durumlarda buraya sokulan bir iğne ile biriken kan boşaltı­lır.
Varis ülserleri: Derinin beslenme bozukluklarına bağlı olarak görülür. Toplardamar ülserlerinin en sık görül­düğü yer baldırın üçte bir alt iç yanıdır. Derinin özellikle ince, parlak ve kuru olduğu bu bölgede belki de sinirsel lez-yonlara bağlı olarak sıklıkla kaşıntı gö­rülür. Günlük yaşamda olabilecek kü­çük bir kaza bile, varisli bacakta iyileş­meyen yaralara yol- açar. Ülser farklı boyutlarda olabilir. Etrafındaki deri mo­rumsudur. Sınırlan bazen düzenli, ba­zen düzensizdir. Kızılımsı renklidir. Sü­rekli olarak renksiz ve serum içeren bir sıvı salgılar. Tümüyle ağrısız ya da az ağrılıdır. Tedavide kesin yatak istirahati ve enfeksiyonları önleme açısından nedbeleşmeyi hızlandıran ilaçlarla anti­biyotikti pomatlar kullanılır. Bu tedavi başarılı olamazsa, tam olarak iyileşme garanti edilemese bile, deri naklinden başka çare yoktur.


 


TEDAVİ


Varis tedavisinde varisi önlemek için alınması gereken önlemlerin önemi bü­yüktür. Bunlardan bazıları uzun süre ayakta kalmamak, fazla kiloları ver­mektir. Bacaklar yorulduğunda ve sınır­lı bir bölgede varis türü genişleme sap­tandığında esnek varis çorabı kullanıla­rak önlem alınabilir. Varis çorapları özellikle bacağın alt bölümlerini sıkış nr; kalçalara çıkıldıkça bu baskı Böylece, toplardamarlara masaj uygula narak, kanın kalbe geri dönüşü kola) laştırılır.Sertleştirici tedavi – Yaygın varisi ler küçük boyutlardaysa ve kapakçıklar işlevlerini görüyor durumdaysa sertleş­tirici tedavi uygulanabilir. Sertleştind tedavi varisin içine tahriş edici bir mad­de şırınga edilerek yapılır.Böylece damar içinde kimyasal bir iltihap oluşturularak, bunların kapanma­sı sağlanır. Tedaviyi izleyen dönemde esnek varis çorabı kullanılması, tedavi­nin daha iyi sonuç vermesini sağlar.Yüzeysel toplardamar sisteminde yapısal bir bozukluk varsa ve kapakçık­lar yetersiz kalıyorsa, tek tedavi yönte­mi cerrahi girişimdir.Cerrahî girişim – Cerrahi girişim bacak toplardamarının çekilerek çıkar­tılmasını kapsar. Toplardamarın alt ve üst uçları kesilip çevre dokulardan a\ -rıldıktan sonra, damarın içine özel bir başlığı olan bir sonda sokulur. Bu sonda alt uca kadar sokulup geri çekildiğinde bacak toplardamarı sondanın başlığına bir eldiven parmağı gibi sarılarak ciltte açılan keşi yerinden dışarı çıkartılır.
Varislerin değerlendirilmesi ve en uygun tedavinin belirlenmesi bir uzman hekim tarafından yapılmalıdır. Böylece yüzeysel ve derin toplardamarlarla ilgili daha kesin bilgiler elde edilerek, tedavi konusunda daha sağlıklı bir karar veri­lebilir.


Varisli toplardamarlar kaslarda kramplara yol açar mı?


Varisleri olan kişilerde sıklıkla dokulardaki şişmeye bağlı olarak kas­larda kramplar görülebilir; bunlar özellikle toplardamar yetersizliğinin de olduğu durumlarda gözlenir. Bu kramplar esnek bandaj uygulayarak ya da her fırsatta bacakları yükseğe kaldırıp, dinlendirerek hafifletilebi­lir. Sıklıkla kişinin bacaklarında bir yorgunluk vardır; kişi bacaklarının konumunu sürekli değiştirmek ister


.


varis

Mantar ve Mantar Hastalıkları

.fullpost{display:none;}

ÖZET


Mantar hastalıkları, çeşitli mantarların insanda yol açtıkları hastalıkları belirten genel terim. Mantar hastalıklarının başlıcaları arasında, dermatofitlerin yol açtığı, kılsız deri, deri kıvrımları, el ve ayakları etkileyen deri hastalıkları, saçlı deriyi etkileyen ve halk arasında kellik diye nitelenen hastalık ve özellikle göğüs, boyun ve kollarda lekelere yol açan pitiriyazis versicolor sayılabilir. Mantar hastalıklarının en yaygını olan mayaya benzeyen bir mantarın yol açtığı kandida hastalıkları ya da kandidiyaz, ağız, boğaz, akciğer, barsak, dölyolu, deri’ve tırnaklardaki yüzeysel tabakaları etkileyebilir; damakta ve yanakların iç yüzünde, pamukçuk diye nitelenen kaymağa benzer lekeler belirir.


MANTAR HASTALIKLARI:


Çeşitli mantarlar deriyi ve onun çeşitli eklerini tutup bazı hastalık tabloları yaratırlar. Vücuttaki mantar hastalıklarını genel olarak tanımlamak için kullanılan terim “Mikoz”dur. Bu bölümde mantar hastalıklarından söz edeceğiz..


DERİDE MANTAR HASTALIKLARI
Mantarlar grubunda sınıflandırılan mikroskopik yapıda asalakların deriye ve saç, kıl, tırnak gibi deri türevlerine bulaşmasıyla mantar hastalıkları ortaya Çıkar. Bu hastalıkların çok sık görülme­si ve son derece bulaşıcı hastalıklar olması nede­niyle dermatolojide önemli bir yeri var­dır. Tıbbın deri hastalıklarıyla ilgilenen bu dalının ortaya çıkardığı gerçekler doğrultusunda yalnız kişilerin değil, çe­şitli kurum ve kuruluşların da gerekli.Önlemleri alması gerekir. Temizlik ko­şullarındaki düzelme bu hastalıkların yayılmasını büyük Ölçüde engellemiş olmakla birlikte, özellikle kırsal kesim­deki yaşam koşulları mantar hastalıklarının bulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Sonuçta hem tedavi, hem de hastalıktan korunma bakımından önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle mantar hastalığına yol açan etkenler üzerin­de Özenle durulması gerekir. Bu hastalık etkenleri asalak mantarlar adı altın­da toplanabilir.


ASALAK MANTAR NEDİR?
Bitkiler alemi üstün yapılı bitkiler, yani yeşil bitkiler ve basit yapılı bitkiler ola­rak iki ana gruba ayrılabilir. İsveçli ün­lü doğabilimci Carolus Linnaeus bu ikinci gruba Yunanca “gizlievli” anla­mına gelen kriptogam adını vermişti. Çünkü bu bitkilerde üreme organlan gizlidir ve ilk bakışta görülemez. Krip­togam ya da tohumsuz bitki denen bu grup üyelerinin tersine, üstün yapılı bit­kilerde üreme organlarım oluşturan çi­çekler belirgin biçimde ortadadır. Gele­neksel sınıflandırmalarda kriptogamlann talli bitkiler denen bir grubu suyo-sunlanyla (algler) birlikte mantarları da kapsar. Tal özelleşmiş dokulardan yok­sun, basit lifli bir yapıdır. Tipik olarak mantar, çeşitli biçimlerde yerleşmiş spor denen üreme birimleriyle yüklü dallanmış bir lif kütlesidir. Lifler, yani ipliksi uzantılar hif, hiflerin oluşturduğu karışık yumak İse miselyum olarak bili­nir. Miselyum da üreme birimleriyle birlikte tali, yani mantarı oluşturur. İster şapkalı mantar biçiminde ortaya çıksın, ister ancak mikroskop altında görülebil-sin bütün mantarlar temel olarak aynı temel yapıyı paylaşır. Mantarların tür sayısı 100 bini aşar. Bunlar arasında bit­kilerde ve hayvanlarda asalak yaşayan çok sayıda tür vardır. İnsan derisinde hastalık etkeni olan mantarların sayısı da oldukça kabarıktır. Bu mikroskopik asalaklar “deri mantarı” anlamına gelen dermatonıiset ya da tıpta daha yaygın olarak dermatofit adı altında toplanır.
Dermatofıtler Microsporum, Tric-hophyton ve Epidermophyton cinslerini kapsar. İnsan ve hayvan asalağı olan bu cins üyeleri bütün dünyaya yayılmıştır. Her coğrafi bölgenin kendine özgü der­matofit türleri vardır.Dermatofıtler değişik yollardan sal­gınlara yol açabilir. İnsana horoz, köpek gibi hayvanlardan bulaşan Microsporum üyeleri belirli bir deri bölgesine yerleş­miş hastalık odaklan oluşturur. Hastalığın yayılması aile ya da ufak bir toplu­luk içinde oldukça sınırlıdır. Bu durum mantarın hayvandan insana geçerken çok yüksek olan bulaşıcılığmın insan­dan insana geçerken azalmasından kay­naklanır. Microsporum canis’in üç ko­nak değiştirdikten sonra hastalık yapıcı özelliğini yitirdiği kanıtlanmıştır. Ama insandan bulaşan Microsporum cinsi mantarlar çocuklar arasında büyük sal-guılara yol açarak hastalığın okul, yuva gibi ortamlarda hızla yayılmasına neden olabilir. Geçmişte önemli sorunlar yara­tan bu salgınlar yöneticileri köktenci çözümlere yöneltti. Örneğin Fransa’da salgınları denetim altına alabilmek için tinealı çocukların gideceği ayn ilk­okullar açıldı. Güve anlamına gelen La­tince kökenli bir sözcük olan tinea, elbi­se güvesinin yünlü dokumalardaki ye­niklerini andıran mantar kaynaklı yü­zeysel deri lezyonlannı tanımlamak için kullanılır. Bu tanımdan da anlaşılabile­ceği gibi dermatofitlerin yol açtığı has­talıklar tinea adı altmda toplanabilir. Microsporum’lzrta oluşan enfeksiyonla­ra bazı ülkelerde eskisinden daha sık rastlanmaktadır. Örneğin Fransa’da hay­vandan bulaşan Microsporum enfeksi­yonları, insandan bulaşan enfeksiyon­lardan daha sık görülmektedir. Uzun sü­re Trichophyton violaceum başta olmak üzere Trichophyton üyeleri bütün asalak mantarlar arasında en sık rastlanan enfeksiyon etkeni olmuştur. Yaygın olarak saçkıran hastalığı olarak bilinen baş tineası ve bu içinde kellik yapan saçkıran türü , temizliğin yetersiz olduğu bölgelerde olmaktadır. Bu etkenin konakları suıda her yaş ve cinsiyetten inse ayrıca birçok evcil ve yabanıl ha) da bulunur. Mantarların mutlaka konağa gereksinimleri olduğunu süren eski görüşlere karşılık günümü de hava ve topraktan da mantar edilmiştir. Bu nedenle deride ma hastalıklarının ortaya çıkması için nin mutlaka insan ya da hayvandan laşması gerekmez. Ama insan ya hayvandan bulaşma bu hastalıkların i sık görülen yayılma yoludur. Öte dan asalak mantarların vücutta banr sına ve gelişmesine zemin hazırlaj birçok unsur vardır. Örneğin kellik pan baş tineasına göre sınırları daha  saç dökülmelerine yol açan tinea tor rans, 13-14 yaşlarına doğru kendili| den kaybolmakta ve erişkinlerde ke likle görülmemektedir. Bu durum genlikle birlikte yağbezlerinden sak-nan ve mantarları öldürücü etkisi yağ asitlerinin ortaya çıkmasına ba| maktadır. Ayrıca eşey hormonlarının ı mantar gelişimini engelleyici etkileri ı duğu öne sürülmektedir.Dermatofitler keratinle beslene rinden, özel enzimler yardımıyla üs rinin yüzeyindeki boynuzsu katman,’. ve tırnaklar gibi derinin keratinli ya larına yerleşirler. Tricophyton ve rosporum üyeleri özellikle kıllara, dermophyton üyeleri üstderinin nuzsu katmanına yerleşerek saç ve dökülmesi, saçsız deride kızartılı-pı lekeler gibi hastalık belirtilerine açarlar.
MİKROSPORLU TİNEALAR
İnsandan bulaşan mikrosporlu tine, rın başlıca etkeni Microsporum audoit-ini’dİT. Son zamanlarda hayvandan b*-laşan Microsporum canis’te de belir­gin bir artış görülmektedir. Bu hastaü hemen hemen yalnız 4-10 yaşları sındaki çocuklarda görülür. Son derece bulaşıcıdır. Doğrudan temas ile ya tarak, havlu gibi dolaylı yollarla insandan insana geçer. Bu nedenle okul ve yuvalarda sık sık salgın biçiminde or­taya çıkar. Erişkinlerde lezyonlar yal­nız saçlı deride sınırlı kalmayıp yanak­larda ve sakalla kaplı çenede de görü­lebilir.Başlangıç lezyonu kırmızımsı, yu­varlak bir lekedir ve bu lezyon, hekim denetimi gerektiren bir salgın olmadık­ça dikkat çekmez. Daha sonra büyüyüp kırmızılığı belirginleşen lekede pullan­ma başlar. Lezyon üzerindeki kıllar kü­çük bir dokunmayla dökülür. Saçlı deri­nin büyük bir bölümünü kaplayan 2-6 cm çapında kirli beyaz lezyonlar hasta­lığın tipik belirtisidir. Kılların grimsi rengi köklerinden yarım santim yukarı­ya kadar yayılmıştır. Bunun nedeni mantar miselyumunu oluşturan hifier ve hifleri zırh gibi saran sporlardır. Mik-roskopik düzeydeki bu oluşum dıştan bakıldığında saça hastalıklı görünümü­nü verir.Hastalığı daha iyi anlayabilmek için kılın yapısını bilmekte yarar vardır. Kıl deri üstündeki gövde ve deri içinde ka­lan kök bölümünden oluşur. Kıl kökü­nün alt ucu genişleyerek soğancık (bul-bus) adını alır. Soğancığın dibinde kıl dibi papillası (memecik) denen bir gi­rinti bulunur. Kıl kökünü saran keseci­ğin ağzından kıl gövdesi çıkar. Mantar kıl keseciği ağzına sıkıca yapışarak uzunlamasına hücre bölünmeleriyle ço­ğalmaya başlar. Böylece üretilen yeni miselyumun bir bölümü kıl köküne doğru büyürken, diğer bölümü gövde boyunca yukarı çıkar. Bu arada hifler-de çok sayıda spor oluşur. Bu sporlar çepeçevre sardıkları kıl gövdesine grimsi bir renk verir. Mantarın kıl kö-kündeki ilerlemesi soğancığa kadar sü­rer. Kılın büyümesini sağlayan soğan­cık, mantarın etkisiyle zayıflar ve kıl en küçük dokunmayla kökünden çıkar. Hayvandan bulaşan mikrosporlu tinea-lar daha küçük, ama sayıca daha çok lezyona yol açar. Başta da belirtildiği gibi, daha çok 4-10 yaşlan arasındaki çocuklarda görülen bu hastalıklar, ge­nellikle 15 yaş öncesinde kendiliğinden kaybolur.
TRİKOFİTLİ TİNEA
Trikofİtli tinea, adından da anlaşılabile­ceği gibi genel olarak Trichophyton cinsinden kaynaklanan mantar hastalıkları­nı içerir ve trikofitoz olarak da bilinir. Bu çeşit tinealar da, kellik yapan saçkı­ran ve sakal dökülmesine yol açan sa-kalkıran gibi birkaç ayrıksı örnek bu­yana bırakılırsa, yalnızca çocukluk ça­ğma Özgü hastalıklardır. Bulaşma doğ­rudan değmeyle ya da ortak kullanılan tarak ve havlu gibi eşyalar yoluyla ger­çekleşir. Derinin boynuzsu katmanına yerleşen mantar, buradaki kılları soğan­cığa kadar giden hiflerle sarar. Kıl kökü mikrosporlu tineada olduğundan daha büyük zarar görür ve kıl, kesecik ağzın­dan kırılır. Trikofit lekeleri ufak ve çok sayıdadır. Hastalıklı ve sağlıklı kıllar birbiriyle karışık olduğundan trikofıtli tinea, mikrosporlu tinea kadar belirgin değildir. Trikofitli tinea 15 yaş öncesin­de kesin biçimde kaybolur.
Mantar tedavisi için hasta kılların cımbızla çıkarılması gerekir. Sıradan görünen bu işlem çok titiz ve eksiksiz biçimde yürütülürse yararlı olacaktır. Hastalıklı alanm yarım santimetre kadar yakınındaki sağlıklı kılların da çıkarıl­ması uygundur. Böylece mantarın yeni kıllara bulaşması önlenir. Ayrıca mantar öldürücü etkisi olan iyot ve sülfür yerel olarak uygulanır. Tedavide büyük ilerle­me sağlayan griseofulvin, ışın tedavisi gibi zahmetli, pahalı ve yan etkileri ola­bilen tedavilere karşı büyük üstünlük sağlamıştır. Bu ilaçla yaklaşık 40 gün süren bir tedavi kesin iyileşme sağlar. Hastalıktan kuşkulanıldığmda hemen uzman hekime başvurulmalıdır. Tanı konduktan sonra hasta çocukların bir sü­re okuldan alınması ve yaşıtlarından uzak tutulması gereklidir. Hastalığın ya­yılmasını Önlemede ilk adım, ana baba­lar ve çocukları yakından izleyen öğret­menler tarafından atılmalıdır.




EPİDERMOMİKOZ
Epidermis, yani üstderinin yalnız boy­nuzsu katmanında etkili olan, kıl ve tır­nak gibi deri türevlerine zarar vermeyen mantar hastalıkları epidermomikoz adı altında toplanır. Bu hastalıklar aşağıda ayrı ayrı incelenmiştir.Kızartılı-pullu tinea. Üstderi mantar hastalıklarının en sık rastlanan tipidir. Etkeni hayvan ya da insan kaynaklı Microsporum ya da Trichophyton olabilir, tik lezyon hafif pullanma gösteren ve hızla dışarı doğru yayılan kırmızı bir le­kedir; daha sonra pulla kaplı, kırmızımsı san renkli bir görünüm kazanır. Merkez­den uzaklaştıkça belirginleşen lezyonda renk daha keskinleşir ve pullanma daha iyi görülür. Bu çevrel bölgede lezyonun tipik özelliği olan kabarcıklar göze çar­par. Etkenin değişik bölgelere sıçraması ya da eski hastalıklı bölgelerde yeniden mantar üremesi sonucu değişik evreler­deki lezyonlar bir arada görülebilir. Kı­zartılı-pullu tinea bulaşıcıdır. Tedaviyle iyileşmesi 2-4 hafta sürer.
Kasık tineası


Olguların büyük bir bölü­münde hastalık Epidermophyton üyele­riyle oluşur. Vücutta deri kıvnlmalarmın oluştuğu bölgelerde sıcaklık daha yük­sek, terleme daha boldur; ve sürtünmeye bağlı örselenmeler daha sık görülür. Bu nedenle bu bölgelerdeki lezyonlar ne türden olursa olsunlar, akıntılı, nemli ve daha belirgindir. Kasık tineası başlan­gıçta tek yanlıdır, ama daha sonra öbür yana da atlayarak simetrik bir görünüm kazanır. Bazen lezyonlar kaba etlere de yayılır. Lezyon genellikle ortası pullu, kenarlan deriden yüksek, yuvarlak ve lurken çevreye doğru yayılma gösterir. Kasık tineası da bulaşıcı bir hastalıktır.Ayak tineası. Çok sık görülen ve ayak­lara yerleşen bu mantar hastalığına “at­let ayağı” da denir. Önceleri hafif bir pullanmadan başka belirti görülmez. Daha sonra- lezyonlann ortaya çıkması ya da uzun yürüyüşlerden sonra ayak tabanının kızarması ve hafif ağrıyla kendini belli eder. Bu durumlarda deri nemlidir ve çizgi biçiminde ağrılı çat­laklar görülür. Oldukça büyük deri par­çalan sıyrıldığında altta yatan kırmı­zımsı deri yüzeyi görülebilir.Hastalığın kabarcıklı tiplerinde pul­lanmış ya da yalnız iltihaplı alanla çev­relenmiş kabarcıklar görülebilir. Hasta­lığın daha kolay yayılan ve irinlenme eğilimi gösteren daha ağır tiplerine de rastlanır. Bu durumda yürümek ve ayak­kabı giymek son derece zor ve bazen olanaksızdır. Hastalığın bu kabarcıklı ti­pi genellikle ayak parmaklan arasında görülür. Ama aynı mantarlar el parmak­lan arasında da hastalığa yol açabilir.Kabarcıklı tip ender olarak el ayası ve ayak tabanında da görülür. Alacalı tinea (tinea versicolor). En sık rastlanan ve iyi bilinen mantar hastalık -lanndan biridir. Hastalığa Pityrospo-rum cinsinden bir asalak mantar yol açar. Hastalığın belirgin özelliği gövde, boyun ve kollara düzensiz olarak yayıl­mış sütlü kahve renkli ufak lekelerdir. Bu lekeler yavaş bir biçimde yayılarak genişler ve “harita” görünümü veren adacıklar oluşturur. Hastalık yazı deniz kıyısında geçiren kişilerde daha belir­gindir. Bunun nedeni mantarın yol açtı­ğı açık renkli lezyonların yanık tende daha iyi fark edilmesidir. Ama çoğu kimsenin zannettiği gibi bu mantar has­talığı denizden bulaşmaz. Yalnızca es­mer deri, lezyonun görülmesini kolay­laştırır. Bu tinea tipinde genellikle ka-Şintı ya da başka şikâyetlere rastlan­maz. Ama bazı olgularda şiddetli kaşın­tı ortaya çıkabilir.Bu hastalığın tedavisi kolay olmak­la birlikte oldukça sabır ister. sülfür içeren ilaçlar ya da antibiyotik krem ve pomatlar lezyonlara yerel ola­rak uygulanır. Tedavi altı hafta sürdü­rülmelidir. Bu süre içinde banyo yapar­ken selenyum sülfit ya da ketokonozol içeren şampuanlar kullanılmalıdır. Mantar bazen etkili bir tedaviyle tama­men yok edilir. Ama hastalık özellikle kişisel yatkınlık, şeker hastalığı, gebe­lik, kalın kazak giyme ve bol terleme gibi zemin hazırlayıcı etkenlerle yinele­yebilir. Tedavide, çok etkili olan keto-konozul içeren hapların yanı sıra yeni geliştirilen bazı mantar öldürücü haplar da kullanılabilir. Ayrıca hasta her gün kaynatılmış çamaşır giymelidir.
Tırnak tineası.


Çok sık rastlanan, ama elde yeterli bilgi bulunmamasına bağlı olarak tedavisi büyük sorun yara­tan bir hastalıktır. Kıllara ek olarak bu mantar derinin gene keratinli türevlerin­den olan tırnaklara da yerleşir.Tinealan ve üstderinin mantar hasta­lıklarını incelerken yukarda belirttiği­miz mantarlara ek olarak vücudun bir­çok bölgesinde hastalığa yol açabilen ve bu nedenle dermatolojide oldukça önemli bir yeri olan mayalardan da söz etmek gerekir. Saccaromyces vini gibi maya türleri bilinen mayalanma etkile­rinin yanı sıra önemli biyokimyasal tep­kimelerden sorumludur. Ağız içinde yol açtığı pamukçuk hastalığıyla tanınan Candida cinsi mantarlar, tırnak tineası-nın etkeni olarak da ortaya çıkar. Bu hastalıkta tırnağın ortasına ya da kenar­larına yerleşmiş sarı-beyaz renkli, dü­zensiz lekeler görülür. Mantar tırnak ucunda üremişse tırnak kenarı grimsi, ufalanıp toz haline gelerek geride oyuk bırakan bir madde ile kaplanır. Sonunda kenarı iyice yenen tırnak düzensiz ve güdük bir görünüm alır. Candida’ya bağlı lezyonlarda iltihaplanan tırnak çevresindeki dokudan sıkınca İrin çıkar. Tırnak bu durumuyla dolama görüntüsü almıştır. Daha sonraki evrede tırnağın en üst katmanının altında beyaz ya da sarı lekeler oluşur. Bu aşamada tırnak yerinden oynar ve düşer.Üstderi mantar hastalıkları oldukça uzun bir tedavi gerektirir. Bu hastalıkla­rın tedavisinde başarının temelini sabır ve özen oluşturur. Mantarın boynuzsu katman içinde bulunması ilaçların bura­ya ulaşmasını güçleştirir. Ayrıca lezyon-lann yerleşim bölgeleri de tedaviyi zor­laştırır. Örneğin, deri kıvrımlarında geli­şen mantar hastalıklarına irinli bakteri enfeksiyonları da eklenebilir. Örseleyici ilaçlara karşı duyarlılık gelişmesi ve bu ilaçların doğru kullanılmaması mantar tedavisinde sık görülen durumlardır. Ama tedavinin düzenli ve Özenli uygu­lanması çoğu kez tam iyileşme sağlar.Genellikle iki ya da üç değişik kim­yasal madde içeren mantar öldürücü ilaçların sabah ve akşam üçer gün arayla değiştirilerek kullanılması, gerekiyorsa ağızdan griseofulvin ve ketokonozol gibi ilaçların alınması en etkili tedavi yönte­midir. Bu tedavinin deri mantarlarında süresi ortalama 50 gündür; tırnak tinea-larında ise bu süre 6-7 ay, hatta bir yıl olabilir. Tırnak tinealarmda en uygun te­davi öncelikle mantarlı tırnakların çekil­mesi ve ağızdan griseofulvin alınması­dır. Tırnak çekilmesi gibi bir işleme baş­vurmak istenmiyorsa, griseofulvin ve ke­tokonozol içeren haplarla birlikte yerel olarak uygulanan ilaçlar kullanılabilir.


Mantar hastalığı hangi yollarla bulaşır?
Saçlı deride ve kılsız deride ortaya çıkan tinea, kedi ve köpek gibi ev hayvan­larından bulaşabilir. Ama olguların büyük bir bölümünde bulaşma insandan insana hastalıklı kıllara ve üstderiye değme sonucu gerçekleşir. Daha çok sporcular arasında görülmesinden ötürü “atlet ayağı” denen mantar hastalığı ise ortak kullanılan duş ve soyunma odalarından bulaşır. Buralarda hastalıklı deriden dökülen parçalar enfeksiyonun kaynağım oluşturur.


Bozuk Psikoloji Nelere Mal Oluyor

.fullpost{display:none;}

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre herhangi bir sebepten dolayı hastaneye başvuran 4 hastadan 1 inin şikayetlerinin kaynağının psikolojik olduğu görülüyor. Peki biz şikayetimizin fiziksel yada psikolojik olduğunu nasıl anlayabiliriz?


Stres belirtileri gösteren bireylerde kas ağrıları da görülmektedir. Stresin devamlılığıyla bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Yani ağrıların sürekliliği ve değişkenliği araksında psikolojik sorunlar yatıyor olabileceği sinyalini veriyor.


Belirtilerin sesine kulak verilmelidir.


Siz ağrılarınızda şikayetçi olup doktor doktor gezerken aslında sorununuz psikolojik olabilir. Bu durumda sizin kendi kendinizin doktoru olmanız gerekecektir. Ağrıların sesine kulak verin.


depresyon_stres3

Magnezyum

.fullpost{display:none;}

MAGNEZYUM (Ma): Vücut magnezyumunun yaklaşık % 6O’ı kemik ve dişlerin yapısında yer alır. Diğer minerallerle birlikte sinir uyarımını ve kas kasılmalarım düzenler. Ayrıca enerji metabolizmasında rol alan pek çok enzimi etkin biçime dönüştürür. Kalsiyum gibi magnezyum tuzları da suda erimez ve besinlerdeki magnezyumun çoğu emilemez. Emilimin çoğu yukarı bağırsak bölgesinde olur. Günlük gereksinim düzeyi 300-350 mg arasındadır. Bitki klorofilinin bir yapı taşı olduğundan başlıca kaynak yeşil yapraklı bitkilerdir. Fındık, tahıl ve deniz ürünleri de Özellikle magnezyumdan zengin besinlerdir.

Yaygın İyicil Epitel Uru Hastalığı

.fullpost{display:none;}

YAYGIN İYİCİL EPİTEL URU HASTALIĞI


Derinin yerel kalınlaşması sonucu tabakalar halinde yükselmiş, deri kabartılarını andırır kabartılarla yansır. Yüzeyleri sık, düzensiz koni biçimi ya da iplik biçimi çıkıntılardan oluşmuştur. Bu görünüme virüs kökenli deri bozunları, irin, benler ve urlar neden olur. Görünüm ayrıca Acanthosis nigricans hastalığının belirtisidir.


ACANTHOSIS NİGRİCANS


Nedenler


Nedeni bilinmeyen, ender raslanan bir deri kabartısı ve pigmentleşme bozukluğudur. Apansızın ortaya çıkması, bir iç organ kanserinin belirtisi olabilir.

Teşhis


Temel bozun altderi-üstderi kabartılarında aşırı gelişmedir. Çok sayıda deri kabartısının gri bir renk aldıkları, çıkıntılarının yükseldiği ve gruplar halinde toplandıkları görülür. Aşırı gelişme bölgeleri (bu arada normal deri kıvrımları derinleşerek yarık görünümü almıştır) bakışımlı ve iki taraflı olarak ortaya çıkarlar. Olaydan en çok etkilenen deri bölgeleri koltukaltlan, kasık, ense, boyun, üreme organları bölgeleri ve mukozalardır (özellikle dil mukozası).


Evrim


Hastalığın iyicil ve kötücül iki evrimi vardır.


Acanthosis,çocukluk ya da gelişme çağında ortaya çıkmışsa, iyicil bir evrim gösterir ve benler grubunda sınıflandırılır.


Hastalığın kötücül biçimi erişkinlerde görülür. Bir mide, bronş ve üreme organları kanseri eşlik edebildiğinden ya da hastalık bu kanserlerden birinin öncü belirtisi olabildiğinden, bir kanser araştırması yapılması gerekir.


Ayırıcı teşhis


Acanthosisin, siğile benzer üstderi gelişme bozukluğundan, Fox ve Fordyce hastalığından ve Darier hastalığından ayırdedilmesi gerekir.


Bu biçim özellikle memelerarası bölgede yerleşen, Gougerot ve Carteaud tarafından tanımlanmış olan , yaygın iyicil epitel uru hastalığından ayırdedilmelidir. Yaygın iyicil epitel urları,baklava biçimi bir plak üstüne yerleşmiş, yassı ve yuvarlak, önceleri pembe, daha sonra ise esmer renkli deri kabartılarından oluşmuş yapılardır.


Bu hastalığın evrimi süreğendir.


Tedavi


Yaygın iyicil epitel urlarının belli bir tedavileri yoktur. Bazı hastalarda yararlı görülen ışın tedavisinin yan etkileri vardır.


Bu Sayfayı Arkadaşlarınıza Gönderin..!

Yaşlılık Keratozları , Seboreli siğilleri

.fullpost{display:none;}

YAŞLILIK KERATOZLARI


Nedenleri


50 yaşını aşmış, özellikle yaşamları boyunca sürekli olarak güneş altında kalmış kimselerde keratozlar görülmesi son derece doğaldır.


Teşhisi


Yüz, boyun, el sırtları gibi güneşin sürekli olarak etkile

Sağlık Haberleri, Güncel Sağlık Haberleri, Meme kanserine E, kan kanserine karşı C vitamini

saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şeker hastalığı hafife almaya gelmez

.fullpost{display:none;}

Kanser veya kalp kriziyle karşılaştırıldığında şeker hastalığı daha az tehlikeli görünüyor ama gerçek farklı.

Amerikan Diyabet Derneği başkanı Larry Hausner şöyle diyor: “Genel grüş şöyle: Nasıl olsa şeker hastalığının tedavisi var, hem şeker hastası o...

Şeker Hastalığına bağlı Bağırsak rahatsızlıkları

.fullpost{display:none;}

Uzun süren şeker hastalığı, midenin ve barsak sisteminin kas etkinliğini denetleyen sinirlerin fonksiyonunda azalmayla sonuçlanabi­lir.

Şeker hastalığına bağlı gastroparezi denilen bir durum ortaya çıkar ve midedeki karıştırma ve itme faaliyetini azalt...

Şeker Hastalığına dikkat!

.fullpost{display:none;}

Hasta tarafından fark edilemeyen şeker hasta­lığı, erken teşhis etmek için, açlık kan şekeriyle birlikte tokluk kan şekerinin ölçülmesi gerektiği­ni söylüyor.

Yaygın olarak görülen bu hastalığın büyük ve küçük atardamarlarda tıkanıklıklara yol açtıağı-...

Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2009 Arama Kurtarma Tatbikatı

.fullpost{display:none;}

Şehit Teğmen Caner GÖNYELİ-2009 Arama Kurtarma Tatbikatı,Türkiye ve KKTC’nin arama kurtarma teşkilatında yer alan sivil ve askeri unsurların katılımıyla basına ve yabancı gözlemcilere açık olarak, 16-18 Haziran 2009 tarihleri arasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti karasuları ile ana karası üzerinde ve Türk Arama Kurtarma Bölgesi içerisinde tamamlandı.



zodiac-bot.jpg


Türkiye ve KKTC arama-kurtarma unsurlarının koordinasyon ve birlikte çalışma usullerini geliştirerek, insani yardım harekatı ve işbirliği konularında imkan ve kabiliyetlerini deneme amacı taşıyan tatbikat, 1’i kara 3’ü deniz olmak üzere toplam 4 özel durum üzerinden gerçekleştirildi.



helikopterle-hasta-alma.JPG


Tatbikata, Türk arama kurtarma teşkilatında yer alan Sağlık Bakanlığı ve Genel Müdürlüğümüz adına Tele Sağlık Merkezi , Ulaştırma Bakanlığının ilgili kuruluşları, Denizcilik Müsteşarlığı Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından çeşitli tipte gemi, uçak ve helikopterler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden ise; Sağlık, Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlıklarının ilgili kuruluşları, KKTC AKKM, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ve Kıbrıs Türk Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma Ltd.Şirketi arama kurtarma unsurları iştirak etmiştir. Tatbikata ismini veren Şehit Teğmen Caner Gönyeli’nin kızı Nil Gönyeli ve annesi Kezban Gönyeli de tatbikatı izleyenler arasındaydı.



sahil-guvenlik.jpg



2. özel durumun senaryosuna göre, Gazimağusa’nın kuzey doğusu açıklarında, Türk arama-kurtarma bölgesi içerinde seyir halinde bulunan bir feribotun, makina dairesinde çıkan yangının büyümesi üzerine yapılan yardım çağrısının, Türk Radyo tarafından tehlike sinyalinin ise Tehlikedeki Gemilerin Aranmasına Yönelik Uzay Sistemi (COSPAS) tarafından alınması üzerine Türkiye Cumhuriyeti Arama Kurtarma Teşkilatı faaliyete geçirilerek, bölgeye Sahil Güvenlik botu sevk edildi.



sonduren.jpg


Gemideki yangının kontrol altına alınamaması üzerine KKTC Arama Kurtarma Teşkilatı ile de temasa geçilerek, KKTC Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma Ltd. Şti.’den Söndüren Römorkörü görevlendirildi. Gemiyle irtibatın kesilmesi üzerine, bölgeye bir fırkateyn, bir korvet, 2 Arama Kurtarma (AK) helikopteri, bir ambulans helikopter ve bir AK uçağı sevk edildi. AK uçağı tarafından tespit edilen can salındaki gemici personel, fırkateyn tarafından kurtarıldı ve ilk müdahaleleri gemideki Harp Hastanesinde yapıldı.



helikopter.jpg


Kazazedelerden ikisinin sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine, Tele Sağlık Merkezinin aranması ve yardım talebinde bulunulması üzerine, hastalar ambulans helikopter ile Gazimağusa Devlet Hastanesine sevk edildi.

Çağrı Merkezi Eğitimleri Tamamlandı

.fullpost{display:none;}

egitim130509-1.jpg



“Tele Sağlık Merkezi’nin İdari ve Operasyonel Kapasitesinin Artırılması Projesi” kapsamında düzenlenen Çağrı Merkezi Eğitimleri, 13 Mayıs 2009 tarihinde Merkezimizde gerçekleştirilen eğitim ile tamamlandı. Tüm gün ingilizce yapılan eğitimin öğleden önceki bölümünde eğitim danışmanı Rengin PAKMAN, daha önce yapılan eğitimlere tamamlayıcı nitelikte ingilizce sunumlarla eğitimini gerçekleştirdi. Hollanda KNRM Kurumundan Dr.Lucas Viruly de eğitimlere katıldı.



egitim130509-2.jpg



Eğitimin öğleden sonraki bölümünde Dr.Lucas Viruly’nin hazırlamış olduğu role playing çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalar neticesinde karşılaşılan zor durumlar ve çözümleri üzerine deneyimler ve öneriler paylaşıldı. Dr.Lucas Viruly tarafından hazırlanan gemicilik ve medikal terminoloji listesi üzerine yapılan değerlendirmelerle eğitim sonlandırıldı. Eğitim sonrasında Genel Müdür Yardımcımız Dr.Hasan Hüseyin Şener ve Dr.Lucas Viruly iki kurumun işbirliği ile gerçekleştirilen projenin merkezimize katkıları üzerine küçük bir konuşma yaparak iyi dileklerini sundular.



egitim130509-3.jpg


Telefonda Zor İnsanlar ve Zor Durumlarla Başa Çıkma Eğitimi

.fullpost{display:none;}

zor-durumlarla-basa-cikma-egitimi.jpg


19-20 Nisan 2009 tarihlerinde gerçekleştirilen Telefonda Etkin İletişim Eğitimi’nin devamı niteliğinde olan “Telefonda Zor İnsanlar ve Zor Durumlarla Başa Çıkmak” konulu çağrı merkezi eğitimi 1-2 Mayıs 2009 tarihlerinde Tele Sağlık Merkezi’nde gerçekleştirildi. Eğitim kapsamında merkezimize gelen zor çağrıların nasıl yönetileceği ve zor durumlarla nasıl başa çıkılacağı ile ilgili uygulamalar yapıldı.


zor-durumlarla-basa-cikma-egitimi2.jpg

Telefonda Etkin İletişim Eğitimi

.fullpost{display:none;}

19-20 Nisan 2009 tarihlerinde Merkezimizde, Müşteri Hizmetleri İçin Telefonda Etkin İletişim Eğitimi gerçekleştirildi. “Tele Sağlık Merkezi’nin Operasyonel Kapasitesinin Artırılması Projesi” kapsamında gerçekleştirilen eğitim sonucunda, yapılan telefon görüşmelerinin kalitesinin ve etkinliğinin daha üst düzeye taşınmasıyla, verilen hizmetin verimliliğini artırmak amaçlanmaktadır.


Teorik ve uygulamalı olarak gerçekleştirilen eğitim sonrasında katılımcılar eylem planları çerçevesinde, eğitim sonuçlarını uygulamaya nasıl geçireceklerini değerlendirdiler. Çağrı Merkezi Eğitimleri programı “Telefonda Zor İnsanlar ve Zor Durumlar ile Başa Çıkma Eğitimi” ile devam edecek.



telefonda-etkin-iletisim-egitimi.jpg


Uzm.Dr. Orhan Fevzi GÜMRÜKÇÜOĞLU Merkezimize ziyarette bulundu

.fullpost{display:none;}

Trabzon Belediye Başkanı, Sağlık Bakanlığı Eski Müsteşarı ve Eski Genel Müdürümüz Uzm.Dr. Orhan F. GÜMRÜKÇÜOĞLU Genel Müdürlüğümüze veda ziyaretinde bulundu. Sayın GÜMRÜKÇÜOĞLU’na yeni görevinde başarılar dileriz.



orhangumrukcuoglu.jpg



Sağlık Turizmi Kongresinde Merkezimiz Tanıtıldı

.fullpost{display:none;}

2. Uluslararası Sağlık Turizmi Kongresi,27 Şubat-2 Mart 2009 tarihleri arasında Antalya WOW Topkapı Palace Hotelde gerçekleştirildi. Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği tarafından düzenlenen, Sağlık Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ile gerçekleştirilen kongre, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul GÜNAY’ın açılış konuşmasıyla başladı. 33 ayrı ülkeden katılımın olduğu kongrede Başhekimimiz Dr.M.Turhan ÖZBİLEN’in sunumuyla Tele Sağlık Merkezinin hizmetleri tanıtıldı. Ayrıca kurulan stand alanında Genel Müdürlüğümüzün ve Merkezimizin faaliyetleri konusunda ziyaretçilere ve basın mensuplarına bilgiler verildi.


Kongre stand


Kongre sonrasında İstanbul programı çerçevesinde yabancı ülkelerden gelen katılımcılar Genel Müdürlüğümüze bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret esnasında Genel Müdürlüğümüz hakkında bilgiler verildi.


kongre genel müdürlük

2009 Ocak Ayı Vaka Toplantısı Yapıldı

.fullpost{display:none;}

Ocak ayı aylık vaka değerlendirme toplantısı 26 Ocak Pazartesi günü saat 14:00’de Tele Sağlık Merkezi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Hüseyin Şener, Tele Sağlık Merkezi Baştabibi Dr. Turhan Özbilen ve tüm Tele Sağlık Merkezi çalışanları katıldı. Dr.Nurdan ÜNALDI ve iletişim görevlisi Suat YANMAZ; 23 Aralık 2008 tarihindeki nöbetlerinde aldıkları Brezilya açıklarındaki bir gemide bulunan sıtma şüphesi ile ilgili yaptıkları işlemleri vaka sunumu şeklinde katılımcılara aktardılar.
Toplantı sonrasında Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Hüseyin Şener, Tele Sağlık Merkezinin 2.yılını doldurması sebebiyle bir konuşma yaparak, Tele Sağlık Merkezi çalışanlarına hediyelerini takdim etti.


2009 Ocak Ayı Vaka Toplantısı

Çanakkale Sahil Sağlık Denetleme Merkezi Baştabipliği Ziyareti

.fullpost{display:none;}

 


Çanakkale Sahil Sağlık Denetleme Merkezi Baştabipliği Ziyareti Foto 2


Tele Sağlık Hizmetlerinin yerinde incelenmesi, tanıtım materyallerinin teslimi ve dağıtım planı, deniz ambulanslarında görev yapan personelle bilgi paylaşımı sebebiyle 08-09 Ocak 2009 tarihlerinde, Genel Müdür Yardımcımız Dr.Hasan Hüseyin ŞENER başkanlığında Çanakkale Sahil Sağlık Denetleme Merkezi’ne bir ziyarette bulunuldu. II No’lu Bölge Baştabibi Dr.Murat ERDEM ve diğer çalışanlarla görüşmeler yapılarak Deniz Ambulansı hizmeti konusunda ihtiyaç ve öneriler konuşuldu.


Ziyaretimiz sırasında Gelibolu Belediye Başkanlığına da bir ziyaret gerçekleştirerek, Belediye Başkanı M.Cihat BİNGÖL ile görüşerek Tele Sağlık Merkezi ve hizmetleri konusunda bilgi verildi.


Çanakkale Sahil Sağlık Denetleme Merkezi Baştabipliği Ziyareti Foto 1

Arama Kurtarma Sempozyumu 2008

.fullpost{display:none;}

T.C Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı, Deniz Ulaştırması Genel Müdürlüğü tarafından 16.12.2008 tarihinde Denizcilik Müsteşarlığı Konferans Salonunda 2008 Arama Kurtarma Sempozyumu düzenlendi. Denizcilik Müsteşarı Hasan NAİBOĞLU’nun yapmış olduğu açılış konuşmasıyla başlayan sempozyumda 1.Oturum Denizcilik Müsteşarlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve Genelkurmay Başkanlığı’nın sunumları ile devam etti. Öğle yemeği sonrasında 2.Oturum Tele Sağlık Merkezi Baştabibi Dr.Turhan ÖZBİLEN’in sunumuyla başladı. Tele Sağlık Merkezinin kurulmasından günümüze kadar geçen süreçte, denizlerde tıbbi tahliye ve tıbbi tavsiye konularındaki gelişmeler ve Türk Arama Kurtarma Sistemi’nde Tele Sağlık Merkezi’nin yeri üzerine sunum yapan Dr.Turhan ÖZBİLEN, gerçekleştirilen örnek vakalarla kurumumuzun faaliyetleri konusunda bilgiler verdi. Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, DAKSAR(Denizciler Dayanışma Derneği) ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin sunumlarıyla devam eden sempozyum sonucunda görüş ve öneriler dinlenerek Türk Arama Kurtarma Sistemi üzerine tavsiyeler paylaşıldı.



Arama Kurtarma Sempozyumu 2008 Resim 1




Arama Kurtarma Sempozyumu 2008 Resim 2


2008 Ocak-Kasım Ayları Tele Sağlık Merkezi Çağrı İstatistikleri

.fullpost{display:none;}

Merkezimizin 2008 yılı Ocak ayı ile Kasım ayları arasındaki çağrı istatistiklerini içeren excel formatındaki dosyayı aşağıdaki bağlantıdan indirebilirsiniz.


2008 Ocak-Kasım Ayları Tele Sağlık Merkezi Çağrı İstatistikleri Excel Dosyası

Tıpta bir ilk: Zarar gören kalp onarıldı!

.fullpost{display:none;}

Kalp krizi geçirince kalbin dokusu zarar görüyor ama doktorlar ilk kez bu zararı yok etmeyi başardı. Kalbi onardı!

İşte yağ eriten mucize besin

.fullpost{display:none;}

Kırmızı biber içinde öyle maddeler barındırıyor ki her derde deva olduğunu söylesek yalan olmaz. İşte mucize besin

Kalbiniz için en favori 4 yiyecek

.fullpost{display:none;}

Canınızın istediğini, istediğiniz zaman yiyebileceğiniz ve bu yiyeceklerin kesinlikle sağlığınız için zararlı olmadığı bir dünya hayal edin. Ancak, bu gerçek dünyada maalesef olmuyor

Reklam izlerken obez olmayın!

.fullpost{display:none;}

Çocuklara yönelik yapılan reklemlarda yiyecekler bol kullanılıyor.Aileler çocuklarının her istediğini alınca ortaya obez olma ihtimali yüksek olan çocuklar çıkıyor.

Boynunuz neden ağrıyor?

.fullpost{display:none;}

Ağırlık olarak kafamızı yüklenen boynumuz, günlük yaşamımızın getirdiği duygusal streslere, uygun olmayan tutuş biçimlerine, aşırı kiloya ve kazalar gibi etkenlere açık hassas bir bölgemizdir.

Yaz aylarında mutlaka tüketin...

.fullpost{display:none;}

Hava sıcaklıklarının beraberinde birtakım sağlık sorunlarını getirmesi sebebiyle Sağlık Bakanlığı, beslenme konusunda bazı önerilerde bulundu.

Utanılan 6 sağlık problemi!

.fullpost{display:none;}

Doktora gitmek istemeyen insanların, neden gitmek istemediklerinin açıklaması zor. Utanç veren rahatsızlıklar olarak gösterilen hastalıklar ya hiç tedavi edilmiyor ya da ilkel yöntemler uygulanıp geçiştiriliyor.

Cinsel Hastalıklar, kadın sağlık, Adet, adet görme, regl, adet bozukluğu, kadınlar adet bozukluğu, Adet Bozuklukları, Luteal Faz Yetmezliği

Cilt Lekeleri

.fullpost{display:none;}

Yaz geldi ve cildimiz güneşle her zamankinden daha fazla muhatap olacak. Bu da hemen akılları cilt lekeleri sorununu getiriyor. Güneş ışınları cilt lekelerinin oluşmasına, ya da büyümelerine veya renklerinin koyulaşmasına sebep olan bir faktördür.

Cilt lekelerinin çeşitleri aşağıdaki gibidir;

  • İyi huylu cilt benleri

  • Cilt kanseri (Melanom)

  • Güneş lekeleri

  • Gebelik lekeleri

  • Çiller

  • Mantar hastalıkları

Cilt lekeleri kimi zaman sağlığımızı tehdit eden birer kanser olabileceği gibi iyi huylu olarak tabir edilen, sağlık açısından bir tehdit oluşmayan lekeler de olabilir. Cilt lekeleri konusundaki şikayetlerin büyük sebebi de bu tür iyi huylu lekelerin dış görünümde oluşturdukları bozukluk nedeni ile psikolojik etkileridir.,

Güneşin en dik geldiği saatlerde cildin doğrudan güneş ışınlarına maruz bırakılması cildin bir tepkisi olan lekelenmelere sebep olur. Bu nedenle cildin güneşle doğrudan, korunmasız temasının engellenmesi ve güneşten koruyu kremlerden yararlanılması gerekir.

Hamilelik döneminde de lekeler görülebilmektedir. Bunlara gebelik lekeleri denmektedir. Doğum konrtol hapı ve östrojen hormonu kullanımı da leke oluşum sebeplerindendir. Bu tür lekeler daha çok alın yanak ve dudaklarda görülür. Leke tedavi sürecinde doğum kontrol hapı kesilmeli, güneşe doğrudan maruz kalınmamalı.



Benler de bir leke çeşididir. Tam olarak çıkış nedeni bilinmemekle birlikte dnadan kaynaklandığı düşünülmektedir. Çocukluk döneminde başlayıp, ergenlikte hız kazanabilir. Benlerin şekilleri çok çeşitlidir. Düz bir leke şeklinde olabileceği gibi, gittikçe kabarabilmektedir. Renkleri de tıpkı şekilleri gibi çok deri renginden çok daha koyu renklere kadar farklılık arzedebilmektedir.

Kötü huylu kanser niteliğindeki lekeler melenom denmektedir. Bu lekeler bir tür cilt kanseridir ve ciltte veya diğer benlerin üzerine görülebilmektedir. Cildinde çok fazla leke bulunanlar melenom riski altında olabilirler. Cildindeki lekeleri ve benleri kontrol ettirmeleri gerekir. Ayrıca cildin çok açık renkli olması, ailede melenom olması, sürekli güneşe maruz kalınması melenom riskini arttırmaktadır.

Cildin beyazlaşması şeklinde oluşan cilt hastalıkları ise vitilgo, mantar hastalığı ve beyaz lekelenmeleridir. Vitilgo cildi boyayan pigmentlerin azalması veya kaybolması sonucu ortaya çıkar. Vücudun pigment hücrelerine karşı antikor üretmesi sonucu meydana gelir.

Mantar hastalığı ise ciltteki mantarın aşırı üremesi sonucu oluşur ve ciltte beyaz veya kahverengi lekelenmelere sebep olur. Sürülen veya ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edildiği gibi çeşitli sabun ve şampuanlarla da tedivisi yapılabilmektedir.

Beyaz lekelenmeleri de genelde çocuklarda yüzde görülürür. Üstü kepekli hafif beyaz lekeler olarak görülür. Tedavisinde kortizonlu krem ve nemlendirici kullanılmaktadır.

Tüm bu lekelere sebep olan bir numaralı unsur güneşin zararlı ışınlarıdır ve güneşin yer küreye dik geldiği saatlerde güneşten koruyucu kremler, şapka vs ile korunmak yapılması gereken en önemli korunma yöntemidir.Oluşan lekelerin ve benlerin tedavisi için mutlaka doktora başvurulmalı ve bizzat doktor tarafından lekenin ve benin cinsi teşhis edilmelidir. Tedavi türlere göre değişmekle birlikte, ilaç tedavisi, kimyasal peeling, krioterapi, koterizasyon gibi yöntemler kullanılabilmektedir.

Karpuz Diyeti

.fullpost{display:none;}
Vücudu toksinlerden arındırmanın yollarından biri de karpuz diyetidir. Bu diyete aynı zamanda karpuz detoksu da denmektedir. Detoks vüuttaki toksinlerden arınmayı sağlar. Zayıflamanın ve hastalıklardan kurtulmanın yolu da toksinlerden arınmaktan geçmektedir.

Karpuz Detoksunun Ayrıntıları

Karpuz diyeti Ağustos ayında yapılmakta ve üç gün sürmekte: Ayın hareketine göre yapılan karpuz diyetinin ilki, Ağustos ayının 4-5 ve 6’sında uygulanır. İkinci karpuz detoksu ise, 18-19 ve 20 Ağustos günlerinde gerçekleştirilir.

Sabah, öğle ve akşam öğünlerinde kilosu 60-70 arası olanlar 500-1000 gram arası karpuz tüketebilirler.

Kilosu 70'ten fazla olanlar ilse 1000 gramdan fazla karpuz tüketebilirler.

Üç gün sürecek olan Kiraz Detoksunda, her öğünde en az 3 fincan yeşil çay veya diğer bitki çayları ile PH seviyesi yüksek, kaliteli, alkali sular bol bol içilmelidir. Bitki çaylarının içine tatlandırıcı olarak sadece çiçek balı kullanabilirsiniz.

Tükettiğiniz karpuzların gübreli, iri ve hibrit yani dölsüz tohumlu karpuzlarla, kabaktan aşılanmış karpuz olmamasına mutlaka dikkat ediniz.

Detoksun etkisini artırmak için, detoksa başlamadan önceki üç gün aşağıdaki gıdaları tüketmemeye özen göstermelisiniz:
Kızartma, tavuk eti, konsantre gıda, siyah çay, beyaz ekmek.

İki detoks arasında da bu ayrıntıya dikkat edilmelidir.

Kiraz Diyeti

.fullpost{display:none;}

Her meyve yetiştiği mevsimde faydalıdır. Meyvelerin, sebzelerin vücuda en faydalı olduğu dönemin yetiştikleri dönem olduğunu uzmanlar her fırsatta vurgulamaktalar.

Ahmet Maranki vücuttaki hastalıklardan kurtulmak için önce toksinlerden kurtulunması gerektiği ve kanın temizlenmesi gerektiğini söylüyor. Toksinlerden arınmanın bir yolu da içerisinde bulunduğumuz Haziran ve Temmuz aylarında yapılan kiraz diyetidir. Özellikle ayın çekim kuvvetinin kuvvetli olduğu tarihler tavsiye edilmektedir. Haziran'da 6-7-8 ve 20-21-22 tarihleirnde uygulanmaktadır.

Temmuz Ayında Hangi Tarihlerde Uygulanır ?

Ayın hareketine göre yapılan kiraz diyetinin birincisi, Temmuz ayının 6-7 ve 8’inde (aydınlık dolunay) uygulanır. İkinci kiraz detoksu ise, 20-21 ve 22 Temmuz günlerinde (karanlık dolunay) gerçekleştirilir.


Üç gün boyunca kiraz yiyorsunuz. Sabah, öğle, akşam yarımşar kilo kiraz... İçecek olarak su ve bitki çayları içilebilir. Kurutulmuş kiraz sapları da çok faydalıdır ve kaynatılıp içilebilir.

Kiraz Detoksu Ayrıntıları


Sabah, Öğle, Akşam öğünü olarak kilosu 60-70 kilo arasında olanlar 500-1000 gram arası kiraz tüketebilirler.

Kilosu 70'ten fazla olanlar 1000 gramdan fazla kiraz tüketebilirler.

Üç gün sürecek olan Kiraz Detoksunda, her öğünde en az 3 fincan yeşil çay veya diğer bitki çayları ile PH seviyesi yüksek, kaliteli, alkali sular bol bol içilmelidir. Bitki çaylarının içine tatlandırıcı olarak sadece çiçek balı kullanabilirsiniz.

Çok tatlı ve iri olan Napolyon tür kirazlar yerine, küçük ve sarımtırak, daha doğal olan kiraz türlerini tercih etmelisiniz.

Detoksun etkisini artırmak için, detoksa başlamadan önceki üç gün aşağıdaki gıdaları tüketmemeye özen göstermelisiniz:
Kızartma, tavuk eti, konsantre gıda, siyah çay, beyaz ekmek.

İki detoks arasında da bu ayrıntıya dikkat edilmelidir.

Tatil Diyeti

.fullpost{display:none;}

Yaz tüm hızıyla başladı, Haziran'ın yarısına yaklaşmak üzereyiz. Bu da tatile az bir zaman kaldığı anlamına geliyor. Tabi doğal olarak bayanlar için diyet hazırlıkları da hız kazandı. Biz de size yardımcı olabilmek adına bir tatil diyeti önerelim dedik :

Genel kurallar: 

  •  Her gün iki litre su [ 12 bardak ] içilecek.

  •  Sabah aç karnına ve gece yatarken ikişer bardak su içilecek.

  • Su yemek arasında değil yemekten bir saat sonra içilmeli.

  •  Peynir ve yağın her türlüsü yasak

  •  Su hariç bütün içecekler yasak

  • Sebze olarak karnıbahar, patlıcan, kabak ve taze fasulye yiyebilirsiniz.Patlıcanı közleyerek yemelisiniz. Patates ve havuç yemek yok.

  • Tuz, şeker yok. Karabiber kullanılabilir.

  • Konserve yiyecekler, sucuk, pastırma da yenilemeyen yiyecekler arsında.

  • Kahvaltılarda bir dilim diyet kepek ekmeği yenebilir.

  • Diyet yoğurt ve süt de yasaklar arasında.

Sabah:
Bir dilim diyet kepek ekmeği, teflon tavada yağsız olarak çevrilmiş bir avuç taze mantar, bir adet domates, bir adet salatalık (Haftada iki gün katı yumurta yenebilir).
11.00'de bir adet salatalık.

Öğle:
Bir dilim haşlanmış beyaz tavuk eti veya balık. Üzerine sadece limon sıkılmış bol kıvırcık salata. Bir adet domates, bir adet salatalık.
16.00'da bir adet ekşi elma (Haftada iki gün elma yerine kivi yenebilir).

Akşam:
22.00'de bir adet ekşi elma.
Üzerine iki kaşık diyet yoğurt konmuş bir avuç haşlanmış sebze (Öğle yemeğinde balık ya da et yenmişse akşamları sebze yenecek. Böylece sebze-et dönüşümü uygulanacak). Bir avuç haşlanmış taze karides.

İyi Tatiller

İç Çamaşırlara Dikkat

.fullpost{display:none;}
Bayanlar dikkatli olunuz. Temizlik hayatın her alanında hayatî bir öneme sahip. Yeni alınan iç çamaşırların hijyen açısından yıkanması gerektiğini de yandaki resim çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Uzak doğuda yetişen bir tür larvalarının sebep olduğu bu inanılmaz görüntü, yeni alınan iç çamaşırının yıkanmaması sebebiyle oluşmuş. Larvalar yumurtalarından çıktıklarında çok aç olduklarından, bu tür bir ortam onlar için bir ziyafet anlamına gelmektedir.

Konuyla ilgili bir olay da şu şekilde: Antropoloji uzmanı Susan McKimley Güney Amerika sergisinden döndüğünde göğsünde bir ağrı hisseder ve ufak delikler oluşmuştur. Doktora gider ancak doktor ağrının ne olduğunu teşhis edemez sadece antibiyotik verir ve yollar. Ancak ağrılar artarak, çekilemez bir hal alır, kanama oluşunca ve delikler bu hale gelince bir uzmana gider ve gerçek orada anlaşılır.

Yapılan araştırmalar ile sütyenin üretildiği yerde bu larva türünün çok yaygın olduğu; üretim ve paketleme işlemlerinin de hiç hijyenik şartlar altında yapılmadığı ortaya çıkar.

Temizliğin önemi her alanda vurgulanmalıdır. Yeni alınan iç çamaşırlarının, giysilerin de yıkanması hijyen açısından son derece önemlidir. Sonuçta aldığınız iç çamaşırın ne tür ortamlardan geçtiğini bilemezsiniz ve bunları gözle göremezsiniz. Özellikle pazardan, rastgele her yerden iç çamaşırı gibi hijyenin çok önemli olduğu ürünler alınmamalıdır. Mümkünse daha güvenilir mağazalardan alınmalı ve yine de tedbir olarak yıkanmadan giyilmemelidir.

Ayrıca bkz.
http://www.pubmedcentral.nih.gov/articlerender.fcgi?artid=394335)

Domuz Gribi Aşısı Geliyor

.fullpost{display:none;}

Sanofi Pasteur Domuz Gribi (A/H1N1) aşısı üretecek. Sanofi Aventis Grubuna ait bir aşı firması olan Sanofi Pasteur, domuz gribi aşısı üretmek için virüsün örneğini aldığını duyurdu.

Bu aşamadan sonra iki haftalık pasajlama süreci başlayacak. Pasajlama virüsün aşı üretimine en uygun hale getirilmesi anlamına geliyor. Pasajlama süreci sonucunda firma endüstriyel anlamda domuz gribi aşısı üretimine başlayacak.

Sanofi Pasteur aşı firması, aşı üretimini Swiftwater, Pennsylvania ve Fransa’daki tesislerinde gerçekleştiriyor.

Sanofi Pasteur Yünetim Kurulu Başkanı Wayne Pisano: '' Virüsün aşı üretim ortamında ne kadar verimli kullanılabileceğini tespit ettik ve geniş ölçekli aşı üretimi için gerekli örneği hazırlamak üzere çalışmalara başladık. ''

Firma geçen yıl 1.6 milyar dozdan fazla aşı üretti ve 500 milyondan fazla kişinin bağışıklanmasını sağladı. Ayrıca firma 20 bulaşıcı hastalığa karşı aşı üretiyor.

Kemik Erimesi

.fullpost{display:none;}

Kemik erimesinin önlemi bebeklikten itibaren alınan tedbirlerle gerçekleşir. Tıpkı bankaya para yatırır gibi çocukların kalsiyum bankalarına yatırım yapmak gerekir. İleriki yaşlarda kemik erimesinin önlenmesinin bir numaralı yolu çocuklukta alınan kalsiyumdur.

Bol miktarda et, süt ve yumurta yenmelidir. Ayrıca yeşil yapraklı sebzeler de kemikler için bir numaralı kalsiyum depolarıdır. Bu ürünleri taze bir şekilde, bol bol tüketmek gerekir.

Kemikler toprağa benzetilebilir. Eğer sularsanız çok verimli bir arazi haline gelir, ancak sulamazsanız kupkuru bir çöle döner. Kalsiyum kemiği besleyen bir numaralı mineraldir.

Egzersiz ve spor yapılmalıdır. Ailesinde kemik erimesi olanlarda, hamilelerde kemik erimesi görülme riski daha fazla olduğundan onların egzersizlerine ve gıdalarına daha fazla dikkat etmeleri gerekir.

Ayrıca kilolularda kemik erimesi riski görülme oranı daha fazladır. Aşırı yağlar damarları da tıkar ve bu da kemiklere sağlıklı bir şekilde kan ulaşımını engeller. Dolayısıyla kemik erimesinde aşırı kilo ve yağ da önemli bir faktördür.

İbrahim A. Saracoğlu: Saç Dökülmesine Lavanta Kürü

.fullpost{display:none;}

Saç DökülmesiGünümüzde erkeklerin ve hatta birçok kadının ortak sorunlarından biri de hiç şüphesiz saç dökülmesi. Eğer saçlarınız dökülüyorsa veya yıpranmış ise İbrahim Saraçoğlu' nun Lavanta kürü tam size göre. Gerçi saç dökülmesi için piyasada birçok ilaç ve sampuan bulunuyor. Siz illede kendi ellerimle doğal yollarla saçlarımı koruyacağım diyorsanız.

İbrahim Saraçoğlu' ndan Dökülen ve Yıpranmış Saçlar için Lavanta Kürü

1 tatlı kaşığı lavantayı 3 bardak kaynar suda 5 dk. demleyin ve ılıdıktan sonra süzün.
Önceden doğal yeşil sabun ya da şampuan ile yıkayarak temizlediğiniz saçınızı elde edilen lavanta suyu ile yıkayıp yarım saat bekleyin ve durulayın.
Saç dökülmesi durana kadar haftada 1 veya 2 kez bu kürü uygulayın. Saç dökülmesi durduktan sonra önleyici olarak zaman zaman uygulanabilir.

Amniyosentez

.fullpost{display:none;}

AmniyosentezAnmiyosentez, hamileliğin 14 ve 18. haftaları arasında yapılan bir testtir, mongol bebek veya spina bifida gibi bazı anomalileri tespit etmek için kullanılan bir yöntemdir. Her hamileliğe anmiyosentez yapılmaz 100 kadından birinde düşüğe yol açma riski vardır.
Doktorunuz aşağıdaki durumlarda amniyosentez önerebilir:
- Mongol bebek riskinin yüksek olduğu 37 yaş ve üzerindeyseniz.
- Ailede spina bifida gibi kalıtsal bir hastalık var ise.
- AFP ölçümünüz yüksek çıkmışsa.
- Down hastalığı tarama testi sonucu risk gösteriyorsa.

Öncelikle bebeğin ve plasentanın yerini belirlemek amacıyla ültrasonografi yapılır. Karından ince bir iğne ile girilerek bebeği çevreleyen sıvıdan bir miktar alınır ve bu sıvıdaki hücreler incelenir.

Alfa Fetoprotein Testi (AFP)

.fullpost{display:none;}

AFP-alfa-fetoprotein-testiAFP Alfa Fetoprotein testi genellikle hamileliğin (gebeliğin) 15 ve 18 haftaları arasında yapılan bir testtir.
Bu testte bebekten annenin kan dolaşımına geçen maddenin (AFP) düzeyi ölçülür. AFP düzeyinin yüksek çıkması ikiz gebeliği yada bebeğin iri olacağına delalettir. Bazen de bir anomalinin habercisi olabilir. Yüksek AFP' ye yol açan anomalilerden en sık görüleni (spina bifisa) omurganın bir kısmının açık oluşudur.
AFP düzeyi yüksek bulunduğunda önce ültrasonografi yapılır, sonra test tekrarlanır. Anomali riski ültrasonografi ile de onaylanırsa doktorunuz amniyosentez denilen rahimden su alma işlemini önerecektir. Gelişmiş ültrasonografi aygıtlarına sahip bazı hastanelerde AFP testine gerek görülmeyebilir.
.

Hamilelik (Gebelik): 16. (Onaltıncı) Hafta

.fullpost{display:none;}

HamilelikBu haftada gebeliğin (hamileliliğin) ikinci üç ayına girilmektedir. Kendinizi gayet ve enerji dolu hissedersiniz. Artık hamile olduğunuz yavaş yavaş dışarıdan da belli olmaya başlamıştır. Bebeğin tüm organları oluşmuştur. 14. haftadan beri plasentadan beslenmektedir.
Bu haftada gebelik ile ilgili heyecanınız ve sevinciniz artar. Cilt renginde koyulaşma olabilir; özellikle meme uçları ve çevresinde daha belirgin olur. Karnınızın üstünde koyu bir çigzi belirebilir. Doğumdan kısa bir süre sonra bu çizgi kaybolur.
Bebek büyüdükçe iştahınız artar ve daha çok yemeye başlarsınız. Sağlıklı beslenmeye dikkat edin.
Giysileriniz artık yavaş yavaş dar gelmeye başlar fakat hamilelik giysileri için henüz erkendir.
Bu haftada bazı testler yaptırmanız, (Alfa Fetoprotein (AFP) testi 15-18 haftalar arası, Amniyosentez 14-18 haftalarda veya daha sonra, Ültrasonografi), gevşeme ve soluk verme egzersizleri, eğer gerekiyorsa vitamin ve mineral desteği almanız gerekir.

Çocuklar İçin En İyi On Besin

.fullpost{display:none;}

Cocuklar-icin-en-iyi-on-besinŞüphesiz birçok anne babanın ortak sorunlarından biride çocuklara arzu ettikleri düzeyde yemek yedirememek. Çocuklara yemek yedirmek ve hatta bu yemekleri severek yemelerini sağlamak hakikaten zor bir zanaat. Aşağıdaki 10 besin hem tatlarıyla hemde besin değerleri ile çocuğunuza tam bir beslenme sağlayacak türden besinler.

İşte çocuğunuzun sevebileceği ve çok besleyici 10 besin

howstuffworks.com isimli sitede yer alan habere göre, çocukların beslenmesinde önemli yer tutan 10 süper yiyecek:

1. Tatlı patates: Tatlı patates çok besleyici bir besin olduğu gibi, tadı da çok güzel. Potasyum, C vitamini, lif, folat, A vitamini, kalsiyum ve demir içeriyor.
Aynı zamanda kan şekerini dengelediği için Şeker Hastakları içinde faydalı bir yiyecek.

2. Brokoli: Brokoli tam bir lif kaynağı, gelişmekte olan çocuklar için en iyi gıdalardan birisi. Aynı zamanda vitamin ve mineral bakımından çok zengin bir sebze. Çocuğunuzun görmesine ve hücre hasarından korunmasına yardım ediyor. Brokoliyi çiğ tüketildiği zaman çocuğunuz alması gereken tüm besinleri karşılıyor.

3. Tam tahıllar: Ekmekte, krakerlerde ve yulaflı kahvaltılıklarda bulunan tam tahıllı yiyecekleri çocuklar sever. Bu gıdalar folik asit, çinko, demir ve B vitamini bakımından zengindir. Ayrıca bazıları D vitamini ve kalsiyum ile de zenginleştirilmiştir. Kalp hastalığına karşı şimdiden çocuklarınıza tam tahıllı yemekleri vermeye başlayın. Ancak, doymamış yağ yani trans yağ içeren krakerlerden uzak durmak gerekiyor. Hazır aldığınız krakerlerde, gevreklerde paketlerin arkasındaki içerikleri mutlaka okuyun.

4. Peynir: Peynir genellikle çocukların sevdiği bir yiyecektir. Her nekadar benim küçük kızım sevmese de. Kalsiyum, protein ve B12 vitamini bakımından zengin olan peynir, kemik oluşumunda çok önemli bir mineral olan fosfor içeriyor. Ayrıca, araştırmalar yemeklerden sonra peynir yemenin diş çürüklerini önlediğini gösterdi. Çocuklarınıza peynirli sandviç yapabilir, peyniri sağlıklı bir çorba ya da salatanın içinde sunabilirsiniz.

5. Yoğurt: Kalsiyum, protein, karbonhidrat, B vitamini, çinko ve fosfor bakımından çok zengin bir yiyecektir. Canlı aktif kültür bulunan yoğurtlar ise bağışıklık sistemini destekliyor ve bağırsak sağlığını yükseltiyor. Tüm doğal yoğurtlara taze meyve katarak daha fazla besin değeri sağlayabilirsiniz. Az yağlı yoğurda çikolatalı cipsler veya kahvaltılı yulaf karışımı ekleyebilirsiniz. Çocuklarınız için başka bir alternatif olarak, yoğurdu meyve suyu katarak buzlukta dondurup dondurma yapabilirsiniz.

6. Balık: Protein, niasin, B vitaminleri, demir ve çinko ihtiyacını giderebilirsiniz. Omega 3 yağ asitleri içeren balık, beyin gelişimine yardımcı oluyor ve kalp sağlığını koruyor. Ton balığındaki civa seviyesinden dolayı çok fazla tüketmemelidir. Çocuğunuza ton balığını sandviçle ya da salatayla yedirebilirsiniz.

7. Yaban mersini: Yetişkinler ve çocuklar için, yaban mersini vücut için en besleyici ideal gıdalardan biridir. Potasyum, C vitamini, lif, karbonhidrat ve antioksidanlar içeren yaban mersini taze olarak her çocuğun beslenmesinde olması gereken bir besindir. Tatlı olduğu için çocuklar tarafından sevilen meyveyi, yoğurda, tahıl gevreğine ya da yulafa ekleyebilirsiniz.

8. Süt: Kalsiyum ve fosfor, sağlıklı kemik gelişimi için gerekli iki mineraldir. Süt, protein, enerji yakıtı olan karbonhidrat, A vitamini ve magnezyum ile kemikleriniz için faydalı diğer mineraller içerir. Tam yağlı süt, 2 yaşına kadar olan çocuklar için iyi, ancak 2 yaşından sonra sütteki yağ oranını azaltmalısınız. Birçok çocuk kurabiye ya da tahıl gevrekleriyle yediğinden dolayı sütün tadını sever.

9. Yumurta: Yumurta bol miktarda protein, vitamin ve mineral deposudur.Ayrıca A, D, E ve B grubu vitaminlerini önemli oranda içeren yumurta, içinde bulunan kolin sayesinde beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli rol oynuyor. Yumurtayı değişik şekillerde pişirebilirsiniz, çocuğunuz hangi şekilde seviyorsa onu uygulayın.

10. Sığır eti: Protein, B vitaminleri, niasin, çinko ve demir içeren sığır etinde, yumurta gibi beyin gelişimini sağlayan kolin de bulunuyor. Yağ ve kolesterol bakımından yetişkinlerin fazla yemekten kaçınması gereken et, küçük çocukların beyin ve vücut gelişimleri için oldukça faydalı. Dengeli bir yemek için eti sebze yemekleriyle birlikte verebilirsiniz. Hamburgerler ve küçük küçük parça şeklindeki etler başka bir seçenek olabilir. Ya da eti mangalda kebap olarak sebzelerle birlikte pişirebilirsiniz.

Gingens' in Faydaları

.fullpost{display:none;}

Kırmızı Kore Ginseng’inin kalp, akciğer, sindirim sistemi organları ve böbrekler üzerinde oldukça etkili bir tonik etkisine sahiptir. Ayrıca karaciğeri, alkol tüketiminin, toksik ve çeşitli hastalıkların etkisinden korumaktadır. Stresi azaltır. Stres, depresyon veya diğer sert ve olumsuz koşullar altındaki vücut metabolizmasını koruyan bir tonik etkiye sahiptir.
Şeker hastalığının iyileşmesine yardımcı olur ve kandaki şeker, lipit ve kolesterol seviyesini düşürür. Tümör hücrelerinin çoğalmasını yavaşlatır. Anemiye (kansızlık) karşı iyi gelir ve özellikle kanser hastalarında görülen kandaki bazı eksiklikleri giderir. Bağışıklık sistemini güçlendirir ve kalp-damar sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır.
Ginseng’in tüm şifalı bitkiler içerisinde en etkili adaptogen (strese karşı direnci artıran bir ajan) olduğu düşünülür. Ginseng, fiziksel aktiviteleri ve vücut direncini artıran bir bitkidir ve fiziksel ve mental (zihinsel) dayanıklılığı artırır. Ginseng’in uzun bir süreden beri, özellikle erkeklerin üretkenliğini, erkeklik hormonu (testesteron) ve sperm miktarını, cinsel gücünü ve dolaşım sistemlerini (özellikle prostata karşı) olumlu bir şekilde etkilediği de bilinmektedir.
Ginseng’in kadınlar üzerindeki beynin hafıza (bellek) merkezlerini uyarıcı etkisinin bulunması ise yenidir.

Bel ve Sırt Ağrılarına Bitkisel Çözümler

.fullpost{display:none;}

bel-ve-sirt-agrilariSanırım toplumun büyük kısmı bel sırt ağrılarından muzdariptir. Bel sırt ağrılarının birçok sebebi vardır. Çalışma koşulları oturma pozisyonları, ağır bedensel faaliyetler gibi... Ve genelde de bel ve sırt ağrılarının pek çaresi yoktur. Genelde bu ağrıları çekeriz ve ancak ağrıdan iki büklüm olduğumuz zaman hastaneye koşarız. Bel ve sırt ağrılarını bazı bedensel faaliyet ve pozisyonlarla giderebileceğimiz gibi, bazı bitkisel çözümlerde bulabilmek mümkün.

Bel ve sırt ağrılarını gidermek için kullanabileceğimiz bitkileri ise şöyle sıralayabiliriz.

Kırmızıbiber: Kırmızıbiber çok etkili bir ağrı kesici olan kapsaikin içerir. Kapsaikin o kadar güçlüdür ki çok küçük bir miktarı bile en güçlü analjeziklerin aktif maddesini oluşturur. Ayrıca kırmızıbiber vücudun kendi doğal ağrı kesicisi olan endorfin' in salgılanmasını tetikler. Ve yine kımızıbiber yine ağrı kesici olan salisilatlar içerir.

Söğüt: Söğüt kabuğu bol miktarda salisilat içerir. İyi bir ağrı kesici olan aspirin' de salisilat içeren bitkisel maddelerden yapılır. Söğüt bir bitkisel aspirindir. Sögüt kabuğunu çay olarak tüketebilirsiniz. Aspirine karşı alerjiniz var ise bitkisel aspirinleride kullanmamanız gerekir.

Nane: Nane' de bulunan mentol bel ve sırt ağrılarına neden olan adale gerginliklerini yumuşatır. Yine lavanta ve kişnişte bulunan kafur bel sırt ağrıları için faydalıdır.

Bitkisel yağlar: Bitkilerden elde edilen yağlarla yapılan tedavi bel ve sırt ağrılarına neden olan adale spazmlarını bastırmada çok etkilidir.
Adaçayı, biberiye, kekik gibi bitki yağları adale gevşetici etkisi olan timol ve karvakrol açısından oldukça zengindir.
Bir başka güçlü adale çözücü bileşik ise borneol ve bonil asetattır. Bu iki bileşik bakımından zengin bitkiler ise kakule, biberiye ve adaçayı' dır.
Bütün bunlara ek olarak kullanılabilecek birkaç bitki yağı daha vardır. Huş, lavanta, karabiber, adaçayı, zencefil ve mercanköşk yağı.
Bütün bu bitkisel yağlar haricen kullanılır. Yani bu yağlar kesinlikle içilmez. Ağrı olan bölgeye sürülerek masaj şeklinde uygulanır.

Günesin ve Bronz Bir Cildin Zararları

.fullpost{display:none;}

Saglikli-bronzlasmaYazın gelmesi ile deniz, kum ve güneş üçlüsü hayatımızın vazgeçilmezi oldu. Ve yaz ile beraber bronz bir cilde sahip ola çabaları da doğal olarak çoğaldı. Daha önce buradaki yazımızda sağlıklı bronzlaşmanın püf noktalarından bahsetmiştik. Her nekadar sağlıklı bronzlaşmak mümkün isede, aslında en güzeli hiç bronzlaşmamaktır. Fakat bunu kimseye kabul ettiremezsiniz doğal olarak.
Neyse efendim bugünkü yazımızda güneşin ve bronz bir cildin zararlarından bahsedeceğiz. Memorial Etiler Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Zerrin Baysal' ın, “Ciltte güneşlenme ile ortaya çıkan renk değişiklikleri" hakknda görüşlerine yer vereceğiz.

Uz. Dr. Zerrin Baysal

Güneşin zararlarını şöyle sıralıyor.

- Deri kanseri oluşmasına neden olur
- Deri yaşlanmasına hızlandırır
- Deri yanıklarına neden olur
- Bazı romatolojik hastalıkların ortaya çıkmasını sağlar
- Benlerin ve güneş lekelerinin artmasına neden olur
- Güneş alerjisi, güneş zehirlenmesi (fototoksik) reaksiyonlarına yol açar
- Bazı deri hastalıklarına zemin hazırlar
- Ciltte renk değişikliklerine neden olur.

Tatil dönüşünde bronz ve sağlıklı gibi görünen deri aslında hasara uğramış deridir. Derinin maruz kaldığı güneş ışınları, hücrelerin ölümüne neden olurken, deri savunma mekanizmasını çalıştırır. Savunma mekanizması deri renk hücrelerini ve bağışıklık hücrelerini daha fazla çalışmaya sevk eder, bunu yapmazsa daha fazla hücre ölümü olacaktır. Bronzlaşmak denilen ve hoş görüntü sağlayan sistem aslında DNA’sı yavaş yavaş bozulan hücrelerin habercisidir. Bunlarda uzun vadede kanser hücresi geliştirmeye elverişli hücrelerdir.

Güneş ışınlarının ortaya çıkardığı deri değişiklikleri ve bu değişikliklerin sonuçlarını ise şöyle sıralayabiliriz.

Alacalı görüntü, kişinin daha fazla etkilendiğini, özellikle çocukluk ya da gençlik döneminde sulu yanık geçirdiğinin göstergesidir ki deri kanseri riskleri yüksektir. Bu kişiler genelde açık tenli ya da sarışın deri tipine sahiptir. Özellikle genetik olarak nevitik (benli ) yapıya yatkınlık varsa kanser riskleri daha da artar. Her yıl tatil sonrası yeni benleri gelişir, ya da mevcut benlerinde büyüme oluşur.

Çillenme, açık tenli, kızıl, sarışın ten rengine sahip kişilerde oluşur. Genç yaşlarda sadece kozmetik problem olarak rahatsızlık oluşturur. Fakat ileriki dönemlerde daha büyük lentigo solaris dediğimiz şekle bürünür. Çok nadiren de olsa bu lezyonlar üzerinden kanser gelişimi gözlenmiştir.

Lentigo senilis, bu tablo daha ileri yaşlarda direk olarak güneşin etkisiyle ortaya çıkan, koyu kahverengi, siyah, homojen olmayan, deri yüzeyinden kabarık olamayan, 0,5-3 cm çaplarında olabilen ben görüntüsünde lezyonlardır. Sıkı takibi gerekir. Malignleşme riski çok yüksektir.

İdiopatik guttat hipomelanoz, nedeni bilinmeyen, genellikle kol ve bacakların ön yüzünde görülen toplu iğne başı büyüklüğünde, deri renginden açık düz yuvarlak lezyonlardır. Sir ağda, kıl batması, lazer epilasyon, ya da genetik özelliklere bağlı olarak geliştiği, güneşlenmenin bunların ortaya çıkmasına katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Zarar teşkil etmez.

Pitriazis alba, özellikle çocukluk döneminde, güneşlenmeden sonra ortaya çıkan, yüzde, kollarda ve boyunda daha sık yerleşen, deri renginden açık, üzeri hafif kepeğimsi, yuvarlak, para şeklinde görülen lezyonlardır. Daha çok atopik (hassas) deriye sahip olan esmer çocuklarda görülür.

Vitiligo, derinin renk hücrelerinin ölümüyle karakterize bir hastalıktır. Aslında güneşlenme ile bağlantılı gelişmez. Fakat bazı kimselerde bronzlaşma ile belirgin hale geldiği için güneşlenme sonrası geliştiği düşünülür. Özellikle güneşten korunulması gereken bir tablodur. Yoksa güneşin zararlı etkilerinden daha fazla etkilenirler.

Civatte’nin poikiloderması, boyun, ense, göğüs bölgesinde yer yer kılcal damar genişlemesi, yer yer sütlü kahve görünümünde haritamsı görüntüde yaygın lezyonlardır. Erkeklerde sık görülür. Daha çok güneş altında çalışanlarda görülen bir tablodur. Derinin haraplandığını, buna bağlı kılcal damarlarda genişleme ve deri içine kanama oluşumuyla alakalı bir tablodur. Tedavisi yoktur. Gittikçe şiddeti artar. Bazen üzerinden deri kanseri gelişebilir.

Melazma, özellikle yüzde, koyu renkli maske görünümü yaratan, kozmetik olarak kişiyi çok rahatsız eden, şiddeti kişiden kişiye değişebilen, tedavisi çok zor, hatta olmayan bir tablodur. Farklı nedenlerle ortaya çıkabilir, fakat güneş kesinlikle artırıcı, tabloyu defalarca tekrarlatıcı bir faktördür.

Adet Sancılarına Bitkisel Öneriler

.fullpost{display:none;}

Adet-sancilariBayanlar için çok sıkıntılı dönemlerden biride adet sancılarıdır. Asıl kötü olan ise bu sıkıntının her ay çekilecek olmasıdır. Adet sancılarına karşı ne yapılabilir? Bu sancıları bir miktar da olsa azaltmak için aşağıdaki bitkilerden faydalanabilirsiniz.

Adet Sancılarını Azaltan Bitkiler

Ahududu: Ahududu döl yatağını gevşetir ve aynı zamanda hamilelik nedeniyle döl yatağında oluşan tahrişleri rahatlatır.
Ahududunun aktif maddesinin ne olduğu bilinmemekle beraber, bir oligomerik prosiyanidin (OPC) olan pycnogenol içerdiği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalar ise günde 2 kez 200 gr OPC nin adet sancılarını giderdiği ve adet öncesi semptomları %50-60 oranında azalttığını göstermiştir.
Ahududu' yu meyve olarak tüketebileceğiniz gibi yapraklarından çay yaparakta kullanabilirsiniz.

Yaban Mersini: Antosiyanidin adı verilen kas gevşetici bleşikler ve OPC içerir. Günde yarım bardak taze yaban mersini yiyebilirsiniz.

Zencefil: Adet sancılarını giderdiği gibi adet düzensizliklerine karşı adet kanamasını tetikleyen bir bitkidir. Zencefil çayı adet sancılarına karşı güvenilir bir ilaçtır.

Çilek: Çilek de ahududu gibi adet sancılarına karşı faydalıdır. Zaten iki meyvede aynı familyadan gelmektedir. Ahududu ve çilek krampların giderilmesinde oldukça faydalıdır. Çileği olduğu gibi tüketebilir, yapraklarından çay yaparak tüketebilir veya çilek suyu içebilirsiniz.

Çivanperçemi: Kadınlarda görülen ağrılı krampların tedavisinde faydalı bir bitkidir. Civanperçemi çok sayıda spazm önleyici bileşiği bünyesinde barındırır.

Adet Düzensizliklerine Bitkisel Çözümler

.fullpost{display:none;}

Adet-düzensizlikleriAdet düzensizlikleri genellikle vücutta bişeylerin ters gittiğine işarettir. Düzensizliğin nedeni gerilim yada hormonal dengesizliktenolabileceği gibi çok daha ciddi sağlık problemlerine kadar birçok sebep olabilir. Adet düzensizliği hormonal ve son derece detaylı bir gözlem ve dikkat gerektiren bir tedavi gerektirir. Adet düzensizliklerinde mutlaka doktora başvurulmalıdır. Ve aşağıda saydığımız bitkisel öneriler de doktor tavsiyesi ile kullanılmalıdır.Adet dönemi akıntısını geri getiren bitkiler adet kolaylaştıcılar olarak bilinirler. Bu bitkilerin ortak özelliği ise östrojen seviyesini artıran ve fito-östrojen denilen östrojen benzeri maddeler içermesidir.

Adet düzensizliğini düzenleyen, adet kolaylaştırıcı bitkileri ise şöyle sıralayabiliriz.


Yabani havuç tohumu eski zamanlardan beri adet kolaylaştırıcı ve gebelik önleyici olarak kullanılmıştır. Ayrıca hintli araştırmacıların labaratuvar hayvanlarında yaptıkları deneylerde havuç tohumunun anti-implantasyon etkisi gösterdiği gözlemlenmiştir.

Hatmi çiçeğinin içeriğinde %4 oranında fito-östrojen özellik gösteren betain adlı bileşik bulunmaktadır. Hatmi ve civan perçemini kaynar suda 15 dk. demledikten sonra çay olarak içebilirsiniz.

Ayrıca yine betain içeren buharda pişmiş havuç, pazı ve pancardan oluşan bir sebze yemeği de yiyebilirsiniz adet akıntısına yardımcı olur.

Kereviz tohumu adet kanamasını tetikleyen butildeneftalid adlı maddeyi içerir.
Dereotunun içeriğinde bulunan apiole bileşiği kuvelli bir adet kolaylaştırıcıdır. Adet akıntısını hızlandırmak için 2 çay kaşığı dövülmüş dereotu tohumu ile kendinize bir çay hazırlayabilirsiniz.

Bütün bu bitkilere ek olarak melekotu, kedi nanesi, kişniş, kimyon, rezene, krizantem, zencefil, ısırgan, ardıç, lavanta, melisa, yaban kerevizi, maydanoz, fesleğen, biberiye, safran, kekik, kazayağı, civan perçemide adet kanamasını kolaylaştıran bitkilerdir. Bu bitkilerden birkaçını kaynar suda 15 dk. demledikten sonra çay olarak tüketebilirsiniz.

Ahmet Maranki: İştah Açıcı Besinler

.fullpost{display:none;}

Sıfır-bedenBirçok insan güzel görünebilmek için kilo vermeye çalışırken. Bir o kadarı da kilo almaya çalışıyor. Fazla kilolardan kurtulmak bir çoğumuz için zorlu bir süreç iken, birçok insan için kilo almakta aynı anlama geliyor.
İştahsızlık sebebiyle fazla yemek yiyemeyen ve bunun neticesinde kilo alamayanlar için Prof. Dr. Ahmet Maranki çeşitli bitkisel formüller sunuyor. Bu yöntemler iştah açmaya yardımcı oluyor.

- 1 bardak kaynar suya papatya atın. 10 dakika dinlendirin ve günde bir bardak için.
- Terenin suyu sıkıldıktan sonra elde edilen sudan günde bir bardak için.
- Kakuleyi toz haline getirin ve günde 0.5 gram hap içermiş gibi için.
- Dövülmüş kerevizi bir bardak kaynar suda kaynatıktan sonra 10 dakika demlenmesi bekleyin. Günde 3 bardak yemeklerden önce için.
- Bir çay kaşığı havuçu bir bardak kaynamış suyun içine atın 10 dakika bekleyin. Yemeklerden sonra tok karnına için.
- 10 gram kantonayı bir bardak kaynar suyun içinde 10 bekletin. Öğle ve akşam yemeklerinden önce için.

Sibel Can: Puan Diyeti

.fullpost{display:none;}

Sibel-Can-DiyetiHeralde sahne dünyasının en çok kilo alıp veren sanatçısı Sibel Can diye düşünüyorum. Sanatçı her albümünden sonra incelmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Eee böle olunca da diyet işinden en iyi anlayan kişilerden biride haliyle Sibel Can oluyor. Tecrübe konuşuyor nede olsa.
Geçtiğimiz günlerde sibel Can hakkında 150 kg zayıfladığı yolunda haberler çıkmıştı. Sanatçı katıldığı bir TV programında bugüne kadar verdiği kiloları toplayınca 150 kg vermiş olabileceğinin doğru olduğunu söylemişti.
Efenedim sanatçı yeni albümüyle tekrar karşımıza incecik çıktı ve bu inceliğin sırrını açıkladı.
Sibel Can "Puan Diyeti" ile zayıfladığını söylüyor.

İşte sanatçının fazla kilolardan kurtulduğu "Puan Diyeti"

7 kilo veren sanatçı puan diyetini şöyle anlatıyor; Mesela salata 0 puan. Amaç 16 puanı aşmamak.

MEYVELER 0 PUAN
Tipik bir Türk kadınıyım. Hiç kuru olmadım ben, zayıfken bile etli oldum. Zaman zaman kendimi kilo alarak ödüllendiririm. İlk defa 'Puan' sistemiyle zayıfladım. Mesela 1 dilim ekmek 1 puan, salata 0 puan, 6 suşi 1 puan, dondurma 1 puan, 1 parça çikolata 1 puan. Meyveler hep 0 puan, mesela sebzeli çorba 0 puan. Gün içinde 16 puanı geçmemek lazım.

GÜNDE 3 TOP DONDURMA
Mesela canım dondurma çekti. 3 top yerim. Alt tarafı 3 puan. Unutmayın tek hedef 16 puanı aşmamak. Ama ben 10 puanda kalmayı başarıyorum. Üç ayda 7 kilo kadar verdim. Şu anda 58 kiloyum ve daha fazla kilo vermek istemiyorum.

YÜRÜMEK ÇOK FAYDALI
Zayıflamak için ayrıca masaj yaptırıyorum. Tempolu yürüyüş yapmayı da çok seviyorum. Yürümek de çok faydalı inanın. İlk başladığımda diyetisyenimle haftada 1 kontrolüm vardı, şu anda ayda bir kontrolüm var. Yani iyi gidiyorum...

Sağlıklı Bronzlaşmanın Püf Noktaları

.fullpost{display:none;}

Saglikli-bronzlasmaYazın gelmesi ile insanlar bronz bir cilde sahip olabilmek için kedilerini güneş ışıklarına maruz bırakıyorlar. Her nekadar görünüm olarak bronz bir cilt herkes için cazip gelsede. Güneş ışınlarının zararlı etkileri de yadsınamaz.
Tabiki dikkat edeceğimiz ufak tefek püf noktaları ile sağlıklı bronzlaşmak mümkün. Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ayfer Aydın, “Güneşin zararlı etkilerinden korunmanın yolları ve sağlıklı bronzlaşmak için

Sağlık Haberleri, sağlık Tags: sağlık, Sağlık Haberleri, Sağlık sektörü, Sağlık sektörü şikayetleri

Şeker hastalığı hafife almaya gelmez

.fullpost{display:none;}

Kanser veya kalp kriziyle karşılaştırıldığında şeker hastalığı daha az tehlikeli görünüyor ama gerçek farklı.

Amerikan Diyabet Derneği başkanı Larry Hausner şöyle diyor: “Genel grüş şöyle: Nasıl olsa şeker hastalığının tedavisi var, hem şeker hastası o...

Şeker Hastalığına bağlı Bağırsak rahatsızlıkları

.fullpost{display:none;}

Uzun süren şeker hastalığı, midenin ve barsak sisteminin kas etkinliğini denetleyen sinirlerin fonksiyonunda azalmayla sonuçlanabi­lir.

Şeker hastalığına bağlı gastroparezi denilen bir durum ortaya çıkar ve midedeki karıştırma ve itme faaliyetini azalt...

Şeker Hastalığına dikkat!

.fullpost{display:none;}

Hasta tarafından fark edilemeyen şeker hasta­lığı, erken teşhis etmek için, açlık kan şekeriyle birlikte tokluk kan şekerinin ölçülmesi gerektiği­ni söylüyor.

Yaygın olarak görülen bu hastalığın büyük ve küçük atardamarlarda tıkanıklıklara yol açtıağı-...

Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2009 Arama Kurtarma Tatbikatı

.fullpost{display:none;}

Şehit Teğmen Caner GÖNYELİ-2009 Arama Kurtarma Tatbikatı,Türkiye ve KKTC’nin arama kurtarma teşkilatında yer alan sivil ve askeri unsurların katılımıyla basına ve yabancı gözlemcilere açık olarak, 16-18 Haziran 2009 tarihleri arasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti karasuları ile ana karası üzerinde ve Türk Arama Kurtarma Bölgesi içerisinde tamamlandı.



zodiac-bot.jpg


Türkiye ve KKTC arama-kurtarma unsurlarının koordinasyon ve birlikte çalışma usullerini geliştirerek, insani yardım harekatı ve işbirliği konularında imkan ve kabiliyetlerini deneme amacı taşıyan tatbikat, 1’i kara 3’ü deniz olmak üzere toplam 4 özel durum üzerinden gerçekleştirildi.



helikopterle-hasta-alma.JPG


Tatbikata, Türk arama kurtarma teşkilatında yer alan Sağlık Bakanlığı ve Genel Müdürlüğümüz adına Tele Sağlık Merkezi , Ulaştırma Bakanlığının ilgili kuruluşları, Denizcilik Müsteşarlığı Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından çeşitli tipte gemi, uçak ve helikopterler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden ise; Sağlık, Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlıklarının ilgili kuruluşları, KKTC AKKM, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ve Kıbrıs Türk Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma Ltd.Şirketi arama kurtarma unsurları iştirak etmiştir. Tatbikata ismini veren Şehit Teğmen Caner Gönyeli’nin kızı Nil Gönyeli ve annesi Kezban Gönyeli de tatbikatı izleyenler arasındaydı.



sahil-guvenlik.jpg



2. özel durumun senaryosuna göre, Gazimağusa’nın kuzey doğusu açıklarında, Türk arama-kurtarma bölgesi içerinde seyir halinde bulunan bir feribotun, makina dairesinde çıkan yangının büyümesi üzerine yapılan yardım çağrısının, Türk Radyo tarafından tehlike sinyalinin ise Tehlikedeki Gemilerin Aranmasına Yönelik Uzay Sistemi (COSPAS) tarafından alınması üzerine Türkiye Cumhuriyeti Arama Kurtarma Teşkilatı faaliyete geçirilerek, bölgeye Sahil Güvenlik botu sevk edildi.



sonduren.jpg


Gemideki yangının kontrol altına alınamaması üzerine KKTC Arama Kurtarma Teşkilatı ile de temasa geçilerek, KKTC Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma Ltd. Şti.’den Söndüren Römorkörü görevlendirildi. Gemiyle irtibatın kesilmesi üzerine, bölgeye bir fırkateyn, bir korvet, 2 Arama Kurtarma (AK) helikopteri, bir ambulans helikopter ve bir AK uçağı sevk edildi. AK uçağı tarafından tespit edilen can salındaki gemici personel, fırkateyn tarafından kurtarıldı ve ilk müdahaleleri gemideki Harp Hastanesinde yapıldı.



helikopter.jpg


Kazazedelerden ikisinin sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine, Tele Sağlık Merkezinin aranması ve yardım talebinde bulunulması üzerine, hastalar ambulans helikopter ile Gazimağusa Devlet Hastanesine sevk edildi.

Çağrı Merkezi Eğitimleri Tamamlandı

.fullpost{display:none;}

egitim130509-1.jpg



“Tele Sağlık Merkezi’nin İdari ve Operasyonel Kapasitesinin Artırılması Projesi” kapsamında düzenlenen Çağrı Merkezi Eğitimleri, 13 Mayıs 2009 tarihinde Merkezimizde gerçekleştirilen eğitim ile tamamlandı. Tüm gün ingilizce yapılan eğitimin öğleden önceki bölümünde eğitim danışmanı Rengin PAKMAN, daha önce yapılan eğitimlere tamamlayıcı nitelikte ingilizce sunumlarla eğitimini gerçekleştirdi. Hollanda KNRM Kurumundan Dr.Lucas Viruly de eğitimlere katıldı.



egitim130509-2.jpg



Eğitimin öğleden sonraki bölümünde Dr.Lucas Viruly’nin hazırlamış olduğu role playing çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalar neticesinde karşılaşılan zor durumlar ve çözümleri üzerine deneyimler ve öneriler paylaşıldı. Dr.Lucas Viruly tarafından hazırlanan gemicilik ve medikal terminoloji listesi üzerine yapılan değerlendirmelerle eğitim sonlandırıldı. Eğitim sonrasında Genel Müdür Yardımcımız Dr.Hasan Hüseyin Şener ve Dr.Lucas Viruly iki kurumun işbirliği ile gerçekleştirilen projenin merkezimize katkıları üzerine küçük bir konuşma yaparak iyi dileklerini sundular.



egitim130509-3.jpg


Telefonda Zor İnsanlar ve Zor Durumlarla Başa Çıkma Eğitimi

.fullpost{display:none;}

zor-durumlarla-basa-cikma-egitimi.jpg


19-20 Nisan 2009 tarihlerinde gerçekleştirilen Telefonda Etkin İletişim Eğitimi’nin devamı niteliğinde olan “Telefonda Zor İnsanlar ve Zor Durumlarla Başa Çıkmak” konulu çağrı merkezi eğitimi 1-2 Mayıs 2009 tarihlerinde Tele Sağlık Merkezi’nde gerçekleştirildi. Eğitim kapsamında merkezimize gelen zor çağrıların nasıl yönetileceği ve zor durumlarla nasıl başa çıkılacağı ile ilgili uygulamalar yapıldı.


zor-durumlarla-basa-cikma-egitimi2.jpg

Telefonda Etkin İletişim Eğitimi

.fullpost{display:none;}

19-20 Nisan 2009 tarihlerinde Merkezimizde, Müşteri Hizmetleri İçin Telefonda Etkin İletişim Eğitimi gerçekleştirildi. “Tele Sağlık Merkezi’nin Operasyonel Kapasitesinin Artırılması Projesi” kapsamında gerçekleştirilen eğitim sonucunda, yapılan telefon görüşmelerinin kalitesinin ve etkinliğinin daha üst düzeye taşınmasıyla, verilen hizmetin verimliliğini artırmak amaçlanmaktadır.


Teorik ve uygulamalı olarak gerçekleştirilen eğitim sonrasında katılımcılar eylem planları çerçevesinde, eğitim sonuçlarını uygulamaya nasıl geçireceklerini değerlendirdiler. Çağrı Merkezi Eğitimleri programı “Telefonda Zor İnsanlar ve Zor Durumlar ile Başa Çıkma Eğitimi” ile devam edecek.



telefonda-etkin-iletisim-egitimi.jpg


Uzm.Dr. Orhan Fevzi GÜMRÜKÇÜOĞLU Merkezimize ziyarette bulundu

.fullpost{display:none;}

Trabzon Belediye Başkanı, Sağlık Bakanlığı Eski Müsteşarı ve Eski Genel Müdürümüz Uzm.Dr. Orhan F. GÜMRÜKÇÜOĞLU Genel Müdürlüğümüze veda ziyaretinde bulundu. Sayın GÜMRÜKÇÜOĞLU’na yeni görevinde başarılar dileriz.



orhangumrukcuoglu.jpg



Sağlık Turizmi Kongresinde Merkezimiz Tanıtıldı

.fullpost{display:none;}

2. Uluslararası Sağlık Turizmi Kongresi,27 Şubat-2 Mart 2009 tarihleri arasında Antalya WOW Topkapı Palace Hotelde gerçekleştirildi. Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği tarafından düzenlenen, Sağlık Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ile gerçekleştirilen kongre, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul GÜNAY’ın açılış konuşmasıyla başladı. 33 ayrı ülkeden katılımın olduğu kongrede Başhekimimiz Dr.M.Turhan ÖZBİLEN’in sunumuyla Tele Sağlık Merkezinin hizmetleri tanıtıldı. Ayrıca kurulan stand alanında Genel Müdürlüğümüzün ve Merkezimizin faaliyetleri konusunda ziyaretçilere ve basın mensuplarına bilgiler verildi.


Kongre stand


Kongre sonrasında İstanbul programı çerçevesinde yabancı ülkelerden gelen katılımcılar Genel Müdürlüğümüze bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret esnasında Genel Müdürlüğümüz hakkında bilgiler verildi.


kongre genel müdürlük

2009 Ocak Ayı Vaka Toplantısı Yapıldı

.fullpost{display:none;}

Ocak ayı aylık vaka değerlendirme toplantısı 26 Ocak Pazartesi günü saat 14:00’de Tele Sağlık Merkezi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Hüseyin Şener, Tele Sağlık Merkezi Baştabibi Dr. Turhan Özbilen ve tüm Tele Sağlık Merkezi çalışanları katıldı. Dr.Nurdan ÜNALDI ve iletişim görevlisi Suat YANMAZ; 23 Aralık 2008 tarihindeki nöbetlerinde aldıkları Brezilya açıklarındaki bir gemide bulunan sıtma şüphesi ile ilgili yaptıkları işlemleri vaka sunumu şeklinde katılımcılara aktardılar.
Toplantı sonrasında Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Hüseyin Şener, Tele Sağlık Merkezinin 2.yılını doldurması sebebiyle bir konuşma yaparak, Tele Sağlık Merkezi çalışanlarına hediyelerini takdim etti.


2009 Ocak Ayı Vaka Toplantısı

Çanakkale Sahil Sağlık Denetleme Merkezi Baştabipliği Ziyareti

.fullpost{display:none;}

 


Çanakkale Sahil Sağlık Denetleme Merkezi Baştabipliği Ziyareti Foto 2


Tele Sağlık Hizmetlerinin yerinde incelenmesi, tanıtım materyallerinin teslimi ve dağıtım planı, deniz ambulanslarında görev yapan personelle bilgi paylaşımı sebebiyle 08-09 Ocak 2009 tarihlerinde, Genel Müdür Yardımcımız Dr.Hasan Hüseyin ŞENER başkanlığında Çanakkale Sahil Sağlık Denetleme Merkezi’ne bir ziyarette bulunuldu. II No’lu Bölge Baştabibi Dr.Murat ERDEM ve diğer çalışanlarla görüşmeler yapılarak Deniz Ambulansı hizmeti konusunda ihtiyaç ve öneriler konuşuldu.


Ziyaretimiz sırasında Gelibolu Belediye Başkanlığına da bir ziyaret gerçekleştirerek, Belediye Başkanı M.Cihat BİNGÖL ile görüşerek Tele Sağlık Merkezi ve hizmetleri konusunda bilgi verildi.


Çanakkale Sahil Sağlık Denetleme Merkezi Baştabipliği Ziyareti Foto 1

Arama Kurtarma Sempozyumu 2008

.fullpost{display:none;}

T.C Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı, Deniz Ulaştırması Genel Müdürlüğü tarafından 16.12.2008 tarihinde Denizcilik Müsteşarlığı Konferans Salonunda 2008 Arama Kurtarma Sempozyumu düzenlendi. Denizcilik Müsteşarı Hasan NAİBOĞLU’nun yapmış olduğu açılış konuşmasıyla başlayan sempozyumda 1.Oturum Denizcilik Müsteşarlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve Genelkurmay Başkanlığı’nın sunumları ile devam etti. Öğle yemeği sonrasında 2.Oturum Tele Sağlık Merkezi Baştabibi Dr.Turhan ÖZBİLEN’in sunumuyla başladı. Tele Sağlık Merkezinin kurulmasından günümüze kadar geçen süreçte, denizlerde tıbbi tahliye ve tıbbi tavsiye konularındaki gelişmeler ve Türk Arama Kurtarma Sistemi’nde Tele Sağlık Merkezi’nin yeri üzerine sunum yapan Dr.Turhan ÖZBİLEN, gerçekleştirilen örnek vakalarla kurumumuzun faaliyetleri konusunda bilgiler verdi. Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, DAKSAR(Denizciler Dayanışma Derneği) ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin sunumlarıyla devam eden sempozyum sonucunda görüş ve öneriler dinlenerek Türk Arama Kurtarma Sistemi üzerine tavsiyeler paylaşıldı.



Arama Kurtarma Sempozyumu 2008 Resim 1




Arama Kurtarma Sempozyumu 2008 Resim 2


2008 Ocak-Kasım Ayları Tele Sağlık Merkezi Çağrı İstatistikleri

.fullpost{display:none;}

Merkezimizin 2008 yılı Ocak ayı ile Kasım ayları arasındaki çağrı istatistiklerini içeren excel formatındaki dosyayı aşağıdaki bağlantıdan indirebilirsiniz.


2008 Ocak-Kasım Ayları Tele Sağlık Merkezi Çağrı İstatistikleri Excel Dosyası

Tıpta bir ilk: Zarar gören kalp onarıldı!

.fullpost{display:none;}

Kalp krizi geçirince kalbin dokusu zarar görüyor ama doktorlar ilk kez bu zararı yok etmeyi başardı. Kalbi onardı!

İşte yağ eriten mucize besin

.fullpost{display:none;}

Kırmızı biber içinde öyle maddeler barındırıyor ki her derde deva olduğunu söylesek yalan olmaz. İşte mucize besin

Kalbiniz için en favori 4 yiyecek

.fullpost{display:none;}

Canınızın istediğini, istediğiniz zaman yiyebileceğiniz ve bu yiyeceklerin kesinlikle sağlığınız için zararlı olmadığı bir dünya hayal edin. Ancak, bu gerçek dünyada maalesef olmuyor

Reklam izlerken obez olmayın!

.fullpost{display:none;}

Çocuklara yönelik yapılan reklemlarda yiyecekler bol kullanılıyor.Aileler çocuklarının her istediğini alınca ortaya obez olma ihtimali yüksek olan çocuklar çıkıyor.

Boynunuz neden ağrıyor?

.fullpost{display:none;}

Ağırlık olarak kafamızı yüklenen boynumuz, günlük yaşamımızın getirdiği duygusal streslere, uygun olmayan tutuş biçimlerine, aşırı kiloya ve kazalar gibi etkenlere açık hassas bir bölgemizdir.

Yaz aylarında mutlaka tüketin...

.fullpost{display:none;}

Hava sıcaklıklarının beraberinde birtakım sağlık sorunlarını getirmesi sebebiyle Sağlık Bakanlığı, beslenme konusunda bazı önerilerde bulundu.

Utanılan 6 sağlık problemi!

.fullpost{display:none;}

Doktora gitmek istemeyen insanların, neden gitmek istemediklerinin açıklaması zor. Utanç veren rahatsızlıklar olarak gösterilen hastalıklar ya hiç tedavi edilmiyor ya da ilkel yöntemler uygulanıp geçiştiriliyor.

saglikli_yasam psaglikli saglikli sagligi,saglik sagligi,diyet,zayiflama,saglik,saglik

Şişmanlığa karşı diyet tedavisi

.fullpost{display:none;}




Şişmanlık, enerji alımının enerji tüketiminden daha fazla olduğu durumlarda, yağ dokusunun artışıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur. Diyet tedavisine başlamadan önce bireyin; yaşı, cinsi, vücut ağırlığı, eğitim ve aktivite düzeyi, sosyoekonomik durumu, çalışma koşulları, beslenme alışkanlıkları öğrenilmelidir.

Diyete başlarken ve belirli aralıklarla vücut ağırlığı ölçümü, kan basıncı, kan ürik asit, T3, T4, trigliserit, kolesterol, glikoz düzeyleri saptanmalı, bel/kalça, skinfold ölçümleri yapılmalıdır.

Diyet tedavisi; kişiye özel, anlaşılabilir, uygulanabilir olmalıdır. Tedavinin başarılı olabilmesi için;
- Bireyin zayıflamayı gerçekten istemesi
- Bilinçli ve sabırlı olması, tedavinin uzun süreceğini kabullenmesi
- Diyetisyeniyle iyi bir iletişim kurabilmesi ile.

Buyuk tehlike sismanlik GİDEREK YAYILIYOR .

.fullpost{display:none;}



GİDEREK YAYILIYOR

 


Şişmanlık, gelişmiş ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelirken, gelişmekte olan ülkelerde her geçen gün daha fazla kişiyi etkilemeye başladı bile. Şişmanlık, enerji dengesizliği hastalığı olarak kabul ediliyor ve kişinin belirli bir süre boyunca enerji alımının, enerji harcamasını geçmesiyle meydana geliyor.

 


Şişmanlığın riskinin fazla yağın vücut içinde dağılımıyla da ilgili olduğunu belirten Prof. Dr. İlkova, ‘‘Fazla yağ kalça ve uyluk kısmına (jinoid tip ya da armut tipi) yerleştiğinde, üst ve vücut karına (android tip ya da elma tipi) yerleşmesine göre daha az risk oluşturuyor. Şişmanlık riski, fazla yağın vücudun merkezine ve iç organların çevresine dağıldığı zaman daha da belirginleşiyor’’ diyor.

 


Şişmanlık gelişimiyle ilgili 20'den fazla gen bulunduğunu belirten Prof. Dr. İlkova, ‘‘Genlerin kişilerin yağlı besinlerle beslenme gibi uygun ortamlarda şişmanlık eğitilimlerini artırdıkları düşünülüyor’’ diyor.

Şişmanlığa Neden Olan Risk Faktörleri

.fullpost{display:none;}

Şişmanlığa Neden Olan Risk Faktörleri

    Fiziksel aktivite
    Beslenme alışkanlıkları
    Yaş
    Cinsiyet (Kadın)
    Irksal faktörler
    Eğitim düzeyi
    Evlilik
    Doğum sayısı
    Sigarayı bırakma
    Alkol
    Psikolojik bozukluklar
    Metabolik ve hormonal bozukluklar

Şişmanlık gençler arasında "bulaşıcı mı?" Haber

.fullpost{display:none;}

* Oğlu aşırı kilolu olan anne hakkında soruşturma
* İngiliz çocuklar da obezleşti
* Aşırı kilo pankreas kanseri riskini artırıyor
* "Zayıflar obezlerden de az yaşıyor"
* Evlilik göbek yapıyor!

ABD'de yapılan yeni bir araştırmaya göre, şişman arkadaşı olan gençlerin kendilerinde de bir süre sonra kilo problemi görülüyor.

Ekonomi ve İnsan Biyolojisi adlı dergide çıkan araştırmanın sonuçlarına göre, gençlerin kendi kiloları ile en yakın arkadaşlarının kiloları arasında bağlantı bulundu.

5 bin genç üzerinde 2 yıl boyunca yapılan araştırmada, bu durum "taklitçi şişmanlık" olarak adlandırıldı ve sorunun yakın arkadaşların birbirlerinin alışkanlıklarını taklit etmesinden kaynaklandığı kaydedildi.

Hawaii Üniversitesi'nden araştırmayı yapan uzmanlar, gençler arasındaki dostlukların, şişmanların birlikte takılması gibi, kiloya göre kurulma eğilimi gösterdiğini de belirttiler. Uzmanlar, bu çalışmalarına bakarak, şişman gençlerin kilo almalarında arkadaşlarını etkileyip etkilemediği ya da gerçekten şişman gençlerin birlikte takıldığına dair sonuca varamayacaklarını kaydettiler

Biyoenerji Tedavisi

.fullpost{display:none;}

Biyonerji son günlerde populeritesini arttırmış bir tedavi alternatif tedavi şeklidir. Hemen hemen her türlü hastalığın tedavisinde kullanılmakla birlik te en çok psikiyatrik hastalıklarda kullanılmaktadır. Çünkü psikiyatri tüm hastalıkların temelinde olan stresle bağlantılıdır ve stres bütün hastalıkların ortak oluşum sebeplerindendir.

Biyoenerji Tedavisini Kimler Yapabilir

Biyoenerji tedavisini herkes yapamaz. Öncelikle anatomi bilgisine sahip olması lazım, konuyla ilgili bir meleke kazanması gerekir. Ayrıca biyoenerji konusunda eğitim almış olması gerekir

Doğrudan doğruya biyo enerji uzmanı olan, bu işin eğitimini olmayan insnalar da bazen biyo enerji tedavisini yaptıklarını iddia edebilmektedir. Ancak bu tedavi kesinlikle uzman bir biyo enerji uzmanının tedavisinin yerini tutamamaktadır ve kalıcı olmamaktadır.

Biyoenerji Yan Etkisi

Biyoenerjinin yan etkisi bulunmamaktadır. Bu tedavi vücuttaki kötü enerjiyi almak üzerine kurulduğu için ancak tedaviyi yapan kişiye zarar verebilir. Eğer tedaviyi yapan kişi uzman değil ise üzerindeki kötü enerjiyi atamayacağı için problem çekebilir. Veya bu kötü enerjiyi yine başka bir biyoenerji uzmanına başvurarak atması gerekecektir.

Biyoenerji ve Medikal Tedavi

Biyoenerji tedavisi hastalığın çeşitine değişebilmekte ancak kesinlikle biyoenerji tedavisi ile hastalık teşhisi konulmamalıdır. Öncelikle medikal bir tanı koyma yöntemi ile hastalık teşhis edilmelidir. Ardından medikal tedavi başlamalıdır. Biyo enerji tedavisi sadece medikal tedaviye destek olarak uygulanmalıdır.

Medikal tedaviyle birleştiğinde yüzde yüze kadar netice vermektedir ancak modern tıbbın koyduğu kaideler dışına çıkılmamalı ve modern tıb ile birlikte götürülmelidir.

Biyoenerji modern tıbbın yerini tutmayıp tamamlayıcı tedavi olarak kabul edilir. Medikal tıb ile birlikte götürülmelidir. Ancak eğer tıbbın yapacağı bir şey kalmamış ve tıbben tedavi edilemez kabul edilen vakalarda, devreye biyoenerji tedavisi girebilir.

İdeal Kilo Hesaplama

.fullpost{display:none;}

İdeal kilo kişiden kişiye değişiklik göstereceği için net rakamlar vermek doğru değildir. Ancak ideal kilomuzu boyumuzun kilomuza orantılı olup olmadığı hakkında fikir edinip, ideal kilomuzu belirleyebiliriz. Bunu da Beden Kitle Endeksi ile bulabiliyoruz.

Beden Kitle Endeki

Beden Kitle Endeksi; ağırlığımızın, boyumuzun karesine bölünmesiyle ortaya çıkar. Kilomuz bu çıkan değere göre sınıflara ayrılıyor: Zayıf, normal, fazla kilolu, şişman ve obez olarak kategorize ediliyor.

Beden kitle endeksi 18,5 un altında olanlar zayıf kabul edilmektedir. Bu zayıflık beraberinde bir takım rahatsızlıkları da getirir. 19 - 25 arası değerler normal olarak kabul ediliyor. 25 - 30 arası fazla kilolu, 30 ve üstü ise obez sınıfına giriyor.

İdeal Kiloyu Etkileyen Faktörler

Aynı yaştaki iki kişi için aynı kilonun ideal olduğu düşüncesi yanlıştır. Bunu vücut-yağ analizi belirler. Aynı yaşta aynı bireysel özelliklere sahip olan iki kişinin farklı yağ oranlarına sahip olmaları, birinin zayıf diğerinin ise daha kilolu gözükmesine sebep olabilir. Yani yaş ve boy haricinde vücudumuzdaki yağ ve kas oranları da önemli bir etkendir.

Kas ideal kilo hesaplamaların da önemli bir unsurdur. Kas denildiğinde aslında bunun içine iç organlar ve kan da dahil edilmelidir. Su kütlesi de ideal kilo belirlenmesinde önemli bir faktördür.

İdeal kilo hesaplamalarında son beş yılda ulaşılam maksimum ve minimum kilolar dikkate alınır. Kişinin ciddi bir rahatsızlığının olup olmadığı de önemli bir faktördür. Kilo-boy-yağ oranı, daha önce yapılmış diyetler dikkate alınarak bir beslenme uzmanı tarafından bireye özgü ideal kilo belirlenir.

İdeal Kilonun Üstü

İdeal kilosunun üstünde olanlar vücut yağ dağılımına dikkat etmelidirler. Yağların vücudun hangi bölgelerinde yoğunlaştığı tespit edilmeli. Bel çevresinde ise: Kalp, damar hastalıklar diyabet, yüksek kolestrol, metabolik sendrom gibi problemlere yol açabilir. Bu nedenle bel bölgesindeki yağlanma çok önemlidir.

İdeal Kilonun Altı

Eğer kişi çok düşük kilolu ise, sağlık sorunu olmasa da mutlaka beslenme diyet uzmanı ile ideal kilosuna ulaştırılmalıdır. Kişi kilo almak istemediğinden sağlıksız seçimler yapagilir; bu nedenle uzman bir beslenme uzmanı tarafından beslenme düzeni gözden geçirilmeli ve sağlıklı kilo alması için uygun yöntem belirlenmelidir.

Kilosu, ideal kilosundan az olanlar beslenme uzmanına başvurdukları gibi, kendileri de aralarda yağlı seçimler yapabilirler. Yağ tüketimini, karbon hidrat tüketimini artırabilirler. Kilo almak için bu ara öğünler ana öğünler gibi yenmeye başlanabbilir.

Tabi bu arada yine de egzersizi aksatmamalıdırlar. Kalori alırken anlamsız bir şekilde yağlanma olmaması vücut yağ dağılımı düzgün olması için egzersizi de aksatmamalıdırlar.

Aşırı Zayıflığın Zararları

Aşırı zayıflık bağışıklık sisteminin düşük olmasına, hastalığa daha kolay yakalanmaya ve geç iyileşmeye sebep olur. Bu kişilerin depoları yeterince dolu olmadığından birt nevî hastalığa davetiye çıkarmış olurlar. Vücut direnci azalır, kronik yorgunluk halsizlik oluşur bu da sosyal yaşamı olumsuz etkiler.

Bu tür durumlarda mineral, vitamin takviyesi yapılaabilir. Tüketilen besinlere dikkat edilmelidir. Az az fakat sık sık beslenerek hem aşırı kilo alma engellenir hem de sağlıklı beslenme ile bağışıklık sistemi kuvvetlendirilebilir.

Doğal Bypass - Pompa Tedavisi

.fullpost{display:none;}
Doğal Bypass tedavisi, diğer adıyla pompa tedavisi bel aşağısına uygulanan özel bir masajla kalpteli kan akışını rahatlatmayı ve damarları genişletmeyi hesefleyen bir tedavi yöntemidir. Kalbin atışıyla paralel ritmik uygulanan derin masajla kalp fonksiyonları güçlendirilir ve kan dolaşımı rahatlatılır.

Diğer yöntemlere göre avantajları kansız olması, risksiz ve kolay bir uygulamayla gerçekleştirilebilmesidir. Kalbin ve tüm organların kanlanması, kalp fonksiyonlarının düzelmesi ve kan dolaşımının güçlendirilmesi tamamen doğal bir yolla gerçekleştirilmektedir.

Yurdışında uzun yıllardır uygulanmakta olan bu tedavi Externel Counter Pulsation (ECP) olarak bilinmektedir. Ayrıca sporcular için, spor faaliyeti sonrası yorgunluğu geçirmesi ve ertesi gün daha zinde olabilmesi için uygulanabilmektedir.

ECP Nasıl Uygulanır

Sırt üstü yatan hastanın baldır, uyluk ve kalçalarına basınçlı hava ile şişebilen lastik torbalar yerleştirilmekte ve üzerine kumaş kaplanmış sargıalr sarılmaktadır. Elektrokardiyogram ve ECP bilgisayarının aygıtı yardımıyla torbaların, kalple senkronize bir şekilde vücuda basınç uygulaması sağlanır.

Ağrısız bir tedavidir. Hastalar tedavi sırasında, kitap okuyabilir, televizyon izleyebilir. Günde 1-2 saatten toplam 35 saatlik bir tedavi sürecidir. Hastalar 1-2 saatlik tedavi ardından evlerine gidebilirler.

Faydaları Nelerdir

  • Koroner damarları genişler.
  • Bağlantı Damarları açılır.
  • Yeni, küçük kılcal damarlar oluşur.
  • Kalbi besleyen koroner damar ağı zenginleşir.
  • Kansız damarlandırma sağlanmış olur.
  • Önceden kalbin daha az kan alan bölglerine kan akışı sağlanır.
  • Ani bir tıkanmadan kalp kasında oluşacak hasarın daha hafif olmasını sağlar.

Sadece Kalbe Mi Faydalı

Kan dolaşımının güçlendiriliyor olması sadece kalp için değil diğer tüm organlar için faydalıdır. Bunların başına beyin, göz ve kulak gelmektedir. Ayrıca cinsel iktidarsızlığı da tedavi edebilme özelliğine sahiptir.

Kimler İçin Sakıncalıdır

Ciddi kapak hastalığı olan, aort yetersizliği olan, ortada ciddi genişleme olan, bacak atardamarlarında ciddi daralma olan, bacak toplar damarlarında pıhtı olan, ciddi kan hastalığı ve kanama eğilimi olan hastalarda, hamilelerde ve hamilelik ihtimali olanlarda uygulanması sakıncalıdırç

Yan Etkileri Var Mıdır

Hasta seçimine dikkat edilmesi ve tedavinin titizlikle uygulanması halinda ciddi bir yan etki görülmemektedir.

Bu tedavi ülkemizde Prof. Dr. Günsel (Şurdum) AVCI tarafından uygulanmaktadır.

Su Orucu

.fullpost{display:none;}

Ülkemizde yeni yeni duyulmaya başlayan su orucu, sadece su içilerek kilo vermeyi amaçlayan bir diyet yöntemidir. Kilo verdirmesinin yanında bir çok hastalığı da tedavi edebilmesi insanları bu yönteme yönlendiriyor. Yurt dışında uzun zamandır ''water fast'' adında kliniklerde uygulanan su orucunu biz de sizler için araştırdık. Peki su sorucu nedir ne işe yarar şimdi bunu öğrenelim:

Su Orucu Nedir ?

Öncelikle su orucunun sadece zayıflamak amaçlı yapılmadığını vurgulamakta yarar var. Su orucu kilo verdirmesinin aynında bir nevi detoks görevi görerek vücudu toksinlerden, genetiği oynanmış ürünlerin zararlı etkilerinden de arındırıyor. Yılda en az bir kere yapılan ve değişmekle birlikte ilk yıl 21 gün uygulanan su orucu bu süre boyunca saat başı su içilmesi ile gerçekleştiriliyor. Ancak kesinlikle doktor kontrolünde gerçekleştirilmeli ve gün gün çeşitli ayrıntılarının olduğu ve bu ayrıntılarının da kişiden kişiye değiştiği unutulmamamlıdır.

Ülkemizde yeni yeni tanınan su orucunun sadece bir tane uzmanı var ki o da Özbekistan'lı Aidin Salih. Kendisi Ukrayna'nın Ligansk şehrinde tıp kolejini bitirmiş ve Taşkent Devlet Üniversitesi Biyoloji Bölümünde yüksek öğrenim görmüş. Doktor ünvanı olmamasına rağmen kendini su orucu konusunda geliştirmiş ve bu yöntemi ülkemize getirmiştir.

Su Orucu Nasıl Yapılıyor

Su orucu saat başı su içilerek yapılıyor ama daha önce de belirttiğimiz gibi çeşitli ayrıntıları var. Örneğin ilk yıl 21 gün yapılıyor iken daha sonraki yıllar sayı 17- 15 şeklinde düşüyor ve ideal kilonuza geldiğiniz de 10 günlük su orucu yeterli oluyor. Yalnız ilk yıl yapacağınız su orucunun kaç gün olacağı kişinin bünyesine göre değişebilir. Dolayısıyla bunlar kesinlikle bir uzman ile birlikte belirlenmeli ve takip altına alınmalıdır.

Saat başı su içilerek yapılan Su Orucu, kişinin bünyesine göre değişen çeşitli ayrıntılara sahip. Ülkemizde Aidin Salihin kontrolü altında Su Orucunu uygulamış olan Münir Arıkan aşağıdaki yöntemi izlemiş:

1. gün sadece ham, pişmemiş meyve ve sebze yenebiliyor. Akşam 1 kaşık ingiliz tuzunu bir bardak suda eriterek içiyorsunuz. Bu özel tuzlu su bağırsaklarımızı temizliyor ve su orucunda çok önemli bir aşamayı teşkil ediyor. Bu uygulamayı alternatif olarak eczanelerden alabileceğiniz lavman seti ile de yapabilirsiniz. Tabi bu sizin tercihinize kalmış bir alternatif yöntemdir. Lavman uygulaması da bağırsakları temizlemeye yönelik diğer bir yöntem olup özel bir sıvının anüsten bağırsaklara alınması ile bağırsakları temizleyen bir yöntemdir.
Bağırsak Temizliğinin Önemi, bağırsak iç bölgesinde zifte benzer oluşumlar, batın bölgelerinde (gövdenin göğüs ve pelvis kısmı arasında kalan bölümü) kirlenme, kısmi zehirlenme ve toksit birikintisi sebebiyle enfeksiyonlara sebebiyet veriyor ve vücut hararetini artırıyor. Beslenmek bağırsak iç kanalı vasıtasıyla gerçekleşir. Oradaki kılcal emici uçlar sayesinde besinlerden gerekli maddeleri alırız. Bağırsakların temizlenmesi ile bu işlemin minimum kayıp ve yüksek kalitede yapılması sağlanıyor.

2. gün sabah, iki limon sıkıyorsunuz ve 1 litre suya 2-3 kaşık kaliteli bal karıştırıp ikinci gün ve sonrasında her sabah bu limonatadan yarım çay bardağı içiyorsunuz. Sonraki bir saatten itibaren saat başı bir bardak su içiyorsunuz. Yani günlük 2-3 litre su içmiş oluyorsunuz.

Her 4. günde Lavman seti veya İngiliz tuzu ile bağırsak temizliği yapıyorsunuz.
Su orucunu uygulayan Münir Arıkan şöyle söylüyor: ''2006 Mayısında alerji astımım iyice azmış, her gün iki-üç hap ve geceleri sadece spreyle nefes alıyor ve çok sıkıntılarla hayatıma devam ediyordum. Kilom da üç haneli rakamlara çıkmıştı. Üç yıldır su orucunu uyguluyorum ve bu yıl yaptığım su kürü geçen hafta bitti. Her saat başı su içerek 25 gün geçirdim ve tam 22 kilo verdim. Çok memnunum ve üç yılda tüm hastalıklarımdan kurtuldum.

Su Orucunda Nelere Dikkat Edilmeli

Sadece su orucu ile yetinmiyor sabah ve akşam 2 km yürüyorsunuz. Bu süreçte çok hızlı kilo verildiği için metabolizma yavaşlıyor. Metabolizma hızı 1/3 oranında düşebiliyor. Bu da örnek olarak vücudunuzun oruçtan önce günde 2400 kalori yakabiliyor ise bu rakamın 800 lere düşeceği anlamına geliyor.

Bu sebeple metabolizmayı hızlandıracak etkin spor faaliyetleri ayrıca uzman tavsiyesi ile oluşturulacak bir beslenme düzeni oluşturulmalı ve ilave metabolizma hızı artırıcı destekler (eczane veya diyetisyenlerden temin edilebilir) alınmalıdır. Bu yapılmadığı taktirde verilen kilolar tekrar alınacaktır. En azından spor aksatılmamalıdır; düzenli ve devamlı olmalıdır.

Beyin Olarak Hazırlık

Su orucunun bir boyutu da mentaldir. Yani eğer kendinizi bu sürece beyin olarak hazır hissetmezseniz sıkıntı çekebilirsiniz. Dolayısıyla iradenizi bu yönde güçlendirerek tam olarak kendinizi hazır hissetmeli ve bu yöntemin faydasına kendinizi ikna etmelisiniz.

İlk üç gün ufak baş ve ayak ağrıları olabilir. Bu durumda zeytinyağı ile vücut masajı iyi gelecektir.

Bitkisel Kanser Tedavisi

.fullpost{display:none;}

Alternatif Tıp alanına giren bitkisel tedavi bugün hemen hemen her hastalığın tedavisinde destekleyici nitelikte kullanılmakta. Bu hastalıkların başında da kanserler geliyor. Bir çok defa bitkisel yollarla kanserini yenmeye çalışan ya da tıbbi tedavisini destekleyen kişilere rastlamışsınızdır. Biz de sizin için bu konuyu biraz araştırdık...

Bitkisel Tedavinin Amacı Nedir ?

Esasta amaç, kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır. Her tedavi yönteminde olduğu gibi sağlıklı yaşama dönme ilk amaçtır. Ancak ikincil amaç yaşam süresinin uzatmak ve rahat yaşamın devamını sağlamaktır.

Amaç kanser hücrelerini yok etmek ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektir. Böylece vücudun kanser hücrelerine karşı savunma mekanizması güçlendirilmeye çalışılır.

Tıbbın Önemi

Bu alanda ihstisas yapmış doktorların çizecekleri rota her zaman için bir ana yol olarak kabul edilmeli ve o yoldan sapılmamalıdır. Sonuçta bitkisel tedavinin misyonu tıbbi tedaviye destek olmaktan başka birşey değildir.

Bu sebeple doktorun önereceği radyoterapi ve/veya kemoterapiye dikkat edilmelidir. Tedavi aksatılmadan yerine getirilmeli ve bitkisel tedavinin sadece bir tamamlayıcı olduğunun bilincinde olunmalıdır.

Doktorunuzla İletişim Halinde Olun

Piyasada bir çok bitkisel tedavi amaçlı üretilmiş alternatif ilaçlar bulunmakta. Kanser tedavisinde pek iddialı söylemlere sahip olan bu tür alternatif yollara her zaman ihtiyatlı yaklaşmakta fayda var. Bu noktada önerilmesi gereken doktor ile iletişim halinde olunması gerektiğidir.

Artık doktorlarımız da alternatif tıbbın, bitkisel tedavinin, doğal destekleyici uygulamalarının öneminin farkındalar ve onlar da bazen verdikleri tedaviyi  bir takım alternatif tedavi yolları ile destekliyorlar. Doktorunuzla konuşun, mümkünse kullanmayı, uygulamayı düşündüğünüz bitkisel tedaviyi doktorunuza anlatın ve onay isteyin.

Moralinizi Her Zaman Yüksek Tutun

Tıbbın destekleyicisinin bitkisel tedavi olduğunu söylemiştik. Moral yüksekliği ve hayata pozitif bakış da bu iki tedavinin destekleyicisidir. Kanser tedavisinde moral yüksekliğini yabana atmayın. Kanseri yenmiş olan insanlarla konuşursanız moral yüksekliğinin ve yaşama sevincinin bu başarılarında ne kadar büyük bir rol oynadığını kendilerinden de duyabilirsiniz.

Kanser ve Ozon Tedavisi

Öncelikle ozon tedavisi ile ilgili yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. Bildiğiniz gibi ozon tedavisi son zamanların en populer tedavilerinden biridir ve bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Bunlardan biri de kanserdir.

Ozon tedavisinin amacı kanı oksijenle temizlemektedir. Kanser hücreleri de bol oksijenle ortam da yaşayamaz. Mutlaka oksijen tedavisi yaptırmanızı öneriyoruz. Böylece kanser hücrelerinin yaşama alanı daralacak ve kanser tedavinize destekleyici etki yapacaktır. Tabi tüm bunları doktorunuzun önerisi ve gözetimi dahilinde yapmanız gerektiğini unutmayınız.

Ayrıca oksijeni bol ortamlarda yaşamak da kanserle mücadele de olumlu bir etkiye sahiptir. Ülkemizde Datça ve Kaz Dağları bu konuda başı çekmektedir.

Hepinize sağlıklı ve uzun bir ömür dileriz.

Ömrüne Sağlık'ı Nasıl Takip Edebilirsiniz ?

.fullpost{display:none;}

Ömrüne Sağlık tüm hızıyla sağlıklı yaşam konusundaki paylaşımlarını sizlerle buluşturmaya devam ediyor. Güncel içerik ve
güvenilir yazılarla karşınızda olmaya bu yaz da devam edeceğiz. Bizi takip etmenizi ve bizzat tecrübe ve görüşlerinizi bizimle paylaşmanızı istiyoruz.

ÖmrüneSağlık'ta Bu Yaz:

  • Yaz aylarına has rahatsızlıklar, bu rahatsızlıkları önleme ve tedavi yolları

  • Yaza özel diyetler, zayıflama yolları ve formda kalmanın sırları

  • Alternatif tıbbın mucizeleri ve doğal yaşamla sağlıklı bir ömrün formülleri

  • Güzellik ve bakım ipuçları, doğal güzellik yolları ve alternatif uygulamalar

  • En son sağlık haberleri, son teknoloji tedavi tanıtımları

  • Ayrıca yaza özel yarışmalar ve dereceye girenlere hediyeler

Hepsi bu yaz www.omrunesaglik.com'da olacak. Yapmanız gereken tek şey bizi takibe devam etmek.

Ömrüne Sağlık'ı Nasıl Takip Edebilirsiniz ?

1. Eposta Bülten Aboneliği
Sitemizi Eposta aresinize yollayacağımız günlük bültenlerle takip edebilirsiniz. Yapmanız gereken aşağıdaki kutuya eposta adresinizi yazmak ve göndere tıklamak. Bu şekilde yazılarımız günlük olarak Eposta adresinize gelecek:

Eposta adresinizi giriniz:



2.
Rss Feed İle Takip

Sitemizi Rss Feed Akışından Takip Edebilirsiniz. Yapmanız gereken şey aşağıdaki linke tıklamak ve rss akışımızı hangi yolla takip edeceğinizi seçmek. Bu şekilde yazılarımız yayınlanır yayınlanmaz Rss feedinize gelir ve siz de yazılarımızı ilk öğrenenlerden olursunuz.

Sitemizi Rss Feed ile takip etmek için tıklayınız.


3.
Twitter İle Takip

Ömrüne Sağlık'ı Twitter hesabından da takip edebilirsiniz. Güncel olarak yazıları sitemizin twitter hesabından da paylaşıyoruz. Twitter takipçimiz olmak için aşağıdaki linki tıklayarak, güncel haberlerden ve yazılardan twitter ile haberdar olabilirsiniz.

Sitemizin Twitter hesabına ulaşmak için tıklayınız.

Ağız Kokusunu Önlemek İçin Diş Bakımı

.fullpost{display:none;}

Ağız Kokusu dişlerin arasında kalan gıda atıklarından ve o gıda atıklarının sebep olduğu bakterilerden kaynaklanır. Ağız kokusunu önlemek için dişler düzenli bir şekilde fırçalanmalı ve bunun yanında gargara da kullanılmalıdır.

Yalnız dişlerin fırçalanması sadece dişlerden ibaret değildir. Gıda atıkları, dolayısıyla bakteriler diş etlerindeki ve dildeki pürüzlerde de birikir. Dişler fırçalanırken diş etleri ve dil de fırçalanmalıdır. Ağızdaki bakterilerin temizlenmesi için diş, diş eti ve dil güzelce fırçalanmalıdır.

Ağız kokusunun önüne geçmek için dişleri fırçalamanın yanında gargara da kullanılabilir. Yalnız gargaranın etkisi kısa sürelidir. Eğer ağız kokusunun daha derin bir sebebi varsa gargara çok da sağlıklı bir tercih olmayacaktır.

Ağız kokusu eğer kalıcı bir hal almış ise ve şikayet sürekli ise bu ağızda, dişlerde biriken bakterilerin ve o bakterilerin yol açtığı tartarların habercisidir. Bu durumda diş fırçalama ve gargara bir işe yaramayabilir, eğer böyle bir durum varsa tartarların mutlaka diş hekimince temizlenmesi gerekir.

Çalışanlar İçin Diyet

.fullpost{display:none;}

1. Gün:
Kahvaltı:
Şekersiz çay, 30 gram beyaz peynir, 25 gram kepek ekmeği, domates ve salata
Saat 10'da:
100 gram meyve yalnız muz hariç
Öğle:
2 yumurtayla hazırlanmış menemen, 25 gram light ekmek ve salata
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
200 gram tavuk ızgara ve 1 tabak yağsız salata

2. Gün:
Kahvaltı: Şekersiz limonlu çay, 1 ince dilim salam, 25 gram ekmek, domates ve salatalık
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
Yarım porsiyon yağsız döner, 1 bardak ayran ve salata
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
200 gram bonfile, az yağlı salata

3. Gün:
Kahvaltı:
Şekersiz limonlu ıhlamur, 1 adet yağsız tost ve salata
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
3 adet sosis ızgara, yarım haşlanmış patates ve salata
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
Balık hazırlanışı serbest, 2 parça kibrit kutusu büyüklüğünde helva, salata

4. Gün:
Kahvaltı:
250 gram light süt, 100 gram meyve, 1 dilim ekmek
Saat 10'da:
yarım simit
Öğle:
150 gram ızgara köfte, 1 porsiyon patlıcan salata, 25 gram light ekmek ve salata
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
Meyve salatası serbest

5. Gün:
Kahvaltı:
Şekersiz çay, 25 gram kepek ekmeği, 30 gram kaşar peyniri, 1 domates ve salatalık
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
yarım pizza, 1 bardak ayran ve salata
Saat 16'da:
1 bardak meyve suyu, 4 adet diyet bisküvi
Akşam:
4 kalem pirzola, 1 zeytinyağlı enginar, 1 dilim light ekmek ve salata

6. Gün:
Kapvaltı:
1 bardak meyve suyu, 1 adet poğaça, 6 tane zeytin
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
400 gram light yoğurt, 25 gram kepek ekmeği, 200 gram havuç haşlama
Saat 16'da:
100 gram meyve
Akşam:
Karışık ızgara, serbest, Az yağlı salata

7. Gün:
Kahvaltı:
Şekersiz çay, 2 adet sosis ızgara, 1 dilim kepek ekmeği, domates ve salata
Saat 10'da:
100 gram meyve
Öğle:
1 porsiyon ton balıklı sandöviç, 1 bardak ayran
Saat 16'da:
Yarım mısır
Akşam:
180 gram salçalı biftek, 100 gram haşlanmış patates ve mantar, 1 porsiyon az yağlı salata

Diyete istediğiniz kadar süzülmüş yağsız çorba ve yeşil yapraklı sebze ilave edebilirsiniz.

Cilde Faydalı Dört Bitki

.fullpost{display:none;}

Bitkiler yıllardır cilt güzeliği ve sağlık için kullanılırlar, zaten üretilen ilaçların da nihayetinde bu doğal şifa kaynaklarından beslendiğini, esinlendiğini biliyoruz. Peki cilt güzelliği ve sağlığı için en çok faydalı olan dört bitki hangisidir:

Ihlamur:
Ihlamurun cilt dokusunu güçlendirici ve yeni hücre oluşumu sağlayıcı özelliği vardır. Çoğunlukla çay olarak üretilen ıhlamur. Ancak cilt için son derece faydalı bir bitki olduğundan cil bakımı için de kullanılmalıdır.

Ihlamurun çiçeği kaynatılıp banyo suyuna eklenirse, cildi yumaşatır, parlaklık ve renk verir. Deriyi güçlendiri etkisi vardır ve yeni, sağlıklı hücrelerin oluşumunu sağlar.

Önerilen cilt türü: Kuru ve hassas ciltler.

Isırgan Otu:
Isırgan otunun ciltteki kan dolaşımını hızlandırı etkisi ardır. Düzenli kandolaşımının vücut için faydalarını önceki yazılarımızda belirtmiştik.

Çayınin içilmesi nasır ve mantarlara iyi gelir. Isırgan çayıyla yıkanması halinde ellerin güzelleşmesini sağlar. Ayrıca egzama ve sivilceler için de ısırgan otunun çok faydalı olduğu bilinmektedir.

Saçları canlandırır ve kepeği önler. Taze ısırgan ve kökü kaynatılarak suyuyla saçlar yıkanmalıdır.

Önerilen cilt türü: Yağlı ciltler ve kepekli saçlar.

Kekik:
Dezenfekte özelliği ile iblinmektedir ve sağlıklı ciltler ile ilhtihaplanmaya elverişli olan ciltler için önerilmektedir. Çok güçlü bir antiseptik olduğundan ameliyatlarda yara temizleyici olarak dahi kullanılmaktadır.

Cilt hastalıklarında kekik banyo suyuna atılarak kullanılmalıdır. Ayrıca cild sağlığı için kekik çayı da içebilirsiniz.

Önerilen cilt türü: Hastalıklı ve iltihabik ciltler.

Mayıs Papatyası:
İltihapları önleyici ve yatıştırıcı etkisi vardır. Yüz ve cilt güzelliği için de mayıs papatyası çok önemli bir bitkidir.Kaynatılmış papatya suyu ile cildinizi haftada bir kere yıkamanız, cildinizin sağlıklı bir görüntü kazanması ve canlı bir renge kavuşması için yeterlidir.

Papatya saç bakımında da kullanılır. Özellikle saçları açık renk olanlar, saçlarını kaynatılmış papatyanın suyu ile yıkamalıdır. Bu şekilde saçlar güzelleşir ve parlaklık kazanır.

Önerilen cilt türü: Her tür cilt ve açık renkli saçlar

Vitiligo

.fullpost{display:none;}
Vitiligo hastalığı, milyonda bir görülen bir deri hastalığıdır. Haziran 2009'da ölen efsanevi pop sanatçısı Micheal Jacson da seksenli yıllarda bu hastalığa yakalanmıştı. Vücudun kısmî olarak beyazlaması şeklinde kendini gösteren vitiligo, genlerle ya da cinsel yollarla bulaşmaktadır.

Vitiligo Nasıl Oluşur

Derinin üzerinde beyaz tabakaların oluşmasına sebep olur. Çoğunlukla zencilerde görülen vitiligo hastalığında, deride oluşan beyazlamanın etrafı yine tenin kendi rengindedir. Vitiligo, deriye rengini veren melanositlerin işlevini yerine getirememesini sağlar. Bu sebeple hem deri, hem de deri üzerindeki kıllar rengini kaybederek beyazlar.

Nerelerde Görülür

Boyutları değişebilmekle birlikte en çok yüz,dudak, boyun, göğüs, penis, diz, dirsek, el ve kolda görülmektedir. Hastalıktan sonra beyazlayan bu bölgeler güneşten gelen ultraviyole ışınlarına karşı aşırı hassaslaşır. Bu bölgeler güneş ışınlarının etkisi veya alınan aşırı darbelerle çoğalabilmektedir.
Vitiligo hastalığı genelde kanser ve diyabet hastalığı ile birlikte görülür. Toplumda görülme oranı %1dir. Ancak her beyazlama vitiligo işareti değildir. Vücuttaki beyazlıklar bir çok sebepten kaynaklanıyor olabilir. Vitiligo, otoimmun kökenli olup, yıkıcı hücrelerin deriye rengini veren hücrelere etkisiyle, zarar vermesiyle oluşur.

Genler ve Bağışıklık Sisteminin Etkisi

Vitiligo oluşumunda genlerin etkisi çok yüksektir. Genelde bağışıklık sisteminin düşük olduğu dönemlerde başlar. Bu sebeple başka hastalıkların varlığı ile birlikte vitiligolar görülür. Bazen Vitiligo belirli bir sayı ve boyutta beyazlıkla kalırken, genel olarak yayılımını devam ettirerek ilerler.

Vitiligo Tedavi Yöntemleri

Hastalığın tedavisinde; normal deriden sağlıklı renk hücresi nakli, repigmentasyon, depigmentasyon, puva, dar band UVB gibi tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

Yaz İshali

.fullpost{display:none;}

Yaz aylarında özellikle bebeklerde sık sık rastlanan ishal hızlı sıvı kaybı nedeniyle ölümlere, beslenme yetersizliğine ve büyüme geriliğine yol açabiliyor. İshalli çocuklara, (ishali artırır) endişesiyle su ve sulu besinlerin verilmemesi, ishalin uzamasına, ağırlaşmasına ve buna bağlı başka hastalıkların ortaya çıkmasına neden oluyor.

Yaz İslahi Nedenleri

Yazın gelmesiyle birlikte ishal vaklarında artış görülür.ishale neden olan birçok durum mevcuttur.İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, konumuz olan yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-barsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, barsak veya barsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.Yaz ishaline neden olan mikroplar, bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.

Neler Yemeli

Daha az yağlı, fazla lif içermeyen, pirinç, patates gibi bağırsakları az çalıştırmaya yönlendirici bir diyet öneriliyor. İshalde öncelikli amaç sıvı dengesini koruyucu önlemleri erkenden almak ve kayıpları ağız yoluyla yerine koyma tedavileri uygulamak.
Ancak sıvı kaybı çok fazla olan, yani yüzde 10'un üzerine çıkan çocuklarda bu tip uygulamalarda zaman kaybetmeyip damar yolu ile sıvı tedavisine başlamak gerekiyor. Ailelerin dikkat etmesi gereken nokta çocuk halsizleşmeye başlamışsa ve ağızdan sıvı alımı sağlanamıyorsa hızla doktora başvurmak olmalıdır.

Nelere Dikkat Edilmeli

  • Sıcak yaz günlerinde süt ve süt ürünlerini tüketirken çok daha dikkatli davranın. Üretim ve son kullanma tarihleri ile saklama koşullarına bakın.

  • Hijyen koşullarından emin olmadığınız yerlerden yemek yemeyin.

  • Yemeklerinizi dışarıda bırakmayın.

  • Özellikle el hijyenine dikkat edin ve sık sık kendi ellerinizi ve çocuklarınız elini yıkayın.

Ozon Tedavisi

.fullpost{display:none;}

Ozon Nedir ?

Ozon (O3) oksijenin çok yüksek enerji sağlayan bir türüdür. Oda sıcaklığında renksiz olan ve karakteristik kokusu olan bir gazdır.

Ozon Tedavi Nedir ?

Ozon tedavisi, ozon gazıyla kanın temizlenmesi anlamına geliyor. Basit bir kan alma işlemiyle alınan 100cc lik kanın ozon ile yıkanması ve tekrar vücudunuza verilmesi ile tedavi gerçekleşmektedir. Üç-dört seans sonucunda çok ciddi şekilde vücuttaki etkisi ve oluşturduğu fark hissedilmektedir.

Ozon Tedavisinin Faydaları

Ozon tedavisi hem medikal hem de estetik amaçlarla kullanılabilen bir tedavi. Canlandırıcı ve enerji verici etkisi sayesinde metobolizmayı hızlandırıp, gençleşmeyi sağlıyor.

Özellikle bacak kılcal damarlarındaki kan akışının azalması ve oksijenlenmenin tam olarak sağlanamaması sebebiyle oluşan selülitlerin tedavisinde kullanılıyor. Metabolizmayı hızlandırıyor, kan ve karbonhidratların yakılmasını sağlıyor.

Medikal ozon tedavisine ozon terapisi de denmektedir. Doktor kontrolünde uygulanan ozon terapisinde doktor hastaya göre verilecek ozunun dozunu ayarlamaktadır.

Ozon son dönemlerin en meşhur tedavi yöntemlerinden biri olduğu için son dönemlerde diğer hastalıklara destek olarak da uygulanabilmektedir. Stres ve yorgunluk hallerinde, kalp krizleri sonrasında da ozon tedavisi uygulanmaktadır.

Saç dökülmesinin en önemli sebeplerinden biri de kan dolaşımının azalmasıdır dolayısıyla ozon tedavisi saç dökülmesinin önlenmesinde kullanılan bir yöntemdir.

Ozon Tedavisinin Yan Etkisi

Ozon tedavisinin herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır. Günümüzde sanatçılardan, devlet büyüklerine kadar pek çok ünlünün kendisine ozon tedavisi uygulattığı bilinmektedir.

Ozon Tedavi Merkezleri

Ozon tedavisi bir çok sağlık merkezinde uygulanmakla birlikte onlardan bir kaçı şunlardır:
Ozon Sağlık Hizmetleri [İstanbul]
Ozonmer [İzmir]
ÖzelBaşkentHastanesi [Ankara]
OzonKlinik [Antalya],

Güneş ve Sonrası İçin Doğal Formüller

.fullpost{display:none;}

Güneş Yanıkları İçin

Malzemeler:
  • 6 çorba kaşığı zeytin yağı

  • Üç elma kaşığı elma sirkesi

  • Yarım çay kaşığı tentirdiyot

  • 12 damla lavanta yağı


Hazırlanışı:
Tüm malzemeler karıştırılarak cilde sürülerek uygulanır. Bu formül normal güneş yanıkları için geçerlidir, yanıklar aşırı derecede ise doktora gitmenizi tavsiye ediyoruz.

Güneşte Sürülecek Formül

Malzemeler:
  • 1 çorba kaşığı lanolin

  • 4 çorba kaşığı susam yağı

  • 6 çorba kaşığı gül suyu

  • 1 çay kaşığı elma sirkesi

  • 2 damla bergamut özü yağı


Hazırlanışı:
Klasik ateşte lanonlin eritin. Susam yağını da ısıtın ve yavaşça birbirine karıştırın. Gülsuyu ile sirkeyi de çırpıp karışıma ekleyin. İyice çorpıp soğuttuktan sonra bergamut özü yağını ekleyin ve cam şişede muhafaza edin.

Kuru Ciltler İçin Güneş ve Sonrası

Birinci Formül
Malzemeler:

  • Yarım çay bardağı tatlı badem yağı

  • 15 adet tane karanfil

  • 6 çubuk tarçın kökü

  • 1 adet greyfurt kabuğu

  • 1 adet portakal kabuğu

  • 1 adet mandalina kabuğu


Hazırlanışı:
Tüm malzemeler karıştırılıp on beş gün badem yağında bekletilir. Onbeş gün süresince karışım hergün bir kere çalkalayın. On beş günün sonunda karışımı süzün ve koyu renk cam şişede muhafaza edin.

İkinci Formül
Malzemeler:

  • 1 çay bardağı badem yağı

  • papatya

  • zencefil

  • biberiye

  • nane

  • ada çayı


Hazırlanışı:
Tüm malzemeler karıştırılıp on beş g